20 Nisan 2022 Çarşamba

Fark Et!

 65 dünya ülkesi,


Dünyanın istediğim tüm yerlerine ayak bastım.


İlk defa uzun soluklu yurt dışına gelmiyorum,


2008 yılında İtalya'da,


Daha sonra Slovakya'da yaklaşık 1 yıl kaldım.


İlk defa yerleşme amaçlı geliyorum.


Uzmanlık,


Koordinatörlük,


Genel Koordinatörlük,


Meclis'te Danışmanlık,


Bakanlıkta Danışmanlık,


Kendimi tekrar ettiğim anda yenilenme için harekete geçtim her seferinde.


Her yaptığım işte eş zamanlı olarak edindiğim kazanım ve tecrübeleri benden sonraki nesillere miras olsun diye konferanslarda anlatırken,


Bir taraftan da 3 kitap yazarak bir araya getirdim.


Tam kendimi tekrar etmeye başlamıştım ki,


Yol beni çekti.


40 gün oldu Brüksel'e geleli,


Nereden baksan her köşe başında bir tanıdık var diyebilirim,


Sokakta gezinirken simalar her geçen gün daha tanıdık geliyor.


Emin olun kimse kendi ülkesinin dışında yaşamak istemez.


Lakin memleket öyle bir hal aldı ki,


Her gün bir curcuna var.


Ben bu hareketliliğin içinde ömrümü kaybetmek istemediğimden belki de tercihimi yaptım.


Düşünsenize sabah uyandığınızda nasıl bir gündemin sizi beklediğini bilmiyor,


Yarına dair hiçbir plan yapamıyorsunuz,


Çünkü bir önceki gün A olan bir sonraki gün Z olabiliyor.


Denge ve tutarsızlıklar o kadar fazla ki sesini yükselttiğinde bir anda vatan haini ilan etme potansiyeline sahip özünde vatana hiçbir hayrı olmayan ama işte ahkam kesen zibidilerle karşılaşıyorsunuz.


Geldikten sonra her kesimden insanlarla sohbet ederken,


Durumun her geçen gün daha kötüye gittiğini duymak üzüyor.


Düşünsenize Türkiye'de insanların sadece %15'i pasaport sahibi yani dünyadan kopuk bir şekilde yaşayarak tükeniyor yaşamlar.


Bugün Brüksel'deyim,


Yarın kim bilir nerede,


Bir fincan kahve,


Önümde bilgisayarım,


Masamda geldiğim ülkeye dair öğrenme arzumu taşıyan notlarım,


Yazıyorum,


Okuyorum,


Dinliyorum,


Tanıyorum,


Öğreniyorum,


Ne coğrafya umursuyorum,


Ne de başka bir şey,


Sadece inandıklarımın peşinden gidiyorum.


Doğru bildiklerimi savunmak varken,


Doğru bildiklerimin karşısında savunamadıklarımın olduğu bir yaşam anlamsız geliyor.


Her güne aynı başlamak mı?


Yoksa her güne bir öncekinden farklı başlamak mı?


Sanırım mesele biraz daha bu.


Hiçbirimiz bir diğerinden zeki değiliz ya da şanslı değiliz.


İçimizde sadece daha cesurlar,


Ve, kendisine verilen zekayı geliştirme çabasında olanlar var.


Emin ol Steve Jobs'un garajı sende olsa ve gördüklerini görmüş olsan,


Ya da Elon Musk'a sunulanlar sana sunulmuş olsa,


Sen de çok farklı olabilirdin.


Hala geç değil.


Yaşının kaç olduğunun bir önemi yok.


Harekete geçerek kendi arayışını başlatman,


Ve, kendini bulman önemli olan.


Aslında geç kaldık dediklerimizin hiçbiri için geç kalmıyoruz,


Sadece cesaretimiz olmadığı için geç kaldığımızı düşünerek bilinç altımıza itiyoruz.


Bu yazıyı okuduysan sonuna geldiğine göre okudun!


Ya cesaretini ortaya koyacaksın,


Ya da bilinç altına iteceksin! 


Fark et! 


Önce kendini fark et! 


Beni sorarsan 66. ülkeye doğru yola çıkıyorum... 


19 Nisan 2022 Salı

Kendinin, aynadaki senin farkına var!

Vazgeçenlerden misin,

Yoksa vazgeçmeyenlerden mi?

Yaşamı düşünerek mi yaşayanlardansın yoksa düşünmeden yaşayanlardan mı?

Su birikintisinin yanındasın,

Yaşadığın coğrafyanın sana sunduğu nehrin, golün, denizin kıyısında mısın yoksa  okyanusun kıyısına ulaşabiliyor musun?

Doğdun,

Çocuktun,

Büyüdün,

Kim bilir belki de yaşlandın!

Kimimiz doğarken yaşlıdır,

Kimimiz ise yaş ilerledikçe gençleşir!

Hayalleri olanlar,

Hayallerini diri tutabilenler gençleşirken,

Peki ya hayal kavramını unutanlar,

Zaten yaşlanmışlardır!

Sevgilin oldu,

Evlendin,

Belki de çocuğun oldu!

Evlilik bir kısıt mı oldu yoksa hayallerini daha özgür bir şekilde kurman ve gerçekleştirmen için güç veren mi oldu!

Evlenmek,

Yaşam birleştirmek...

Bu kavramı anlamadan kararı vermemek gerek.

Birlikte uyumak,

Evde birinin olması,

Çocuk sahibi olmak vs bunlar hiçbir zaman mutlu kılan evlilik olmadı.

Peki ya mutluluğa ulaştıran evlilik? 

Ortak bir hedefe yürümek değil, 

Herkesin kendi hedeflerine yürümesi ve yürünülen yolda birbirini hayallerle beslemesi... 

Yaptığın iş,

Çalıştığın masa,

En büyük geliri kazanan olsan da,

Yaptığın işin seni beslemesi mi yoksa kazanç mı?

Her gün heyecanlandığın,

Hayal kurduğun,

Senin ruhunu besleyen bir işin varsa doğru yerdesin demektir, 

Monotonlaşmış, 

Birbirini tekrar eden, 

Senin gelişmeni sağlamayan bir işin varsa, 

Aslında ruhuna ıstırabı veriyorsun hepsi o kadar. 

Yaşamı anlamadan yaşayanlar, 

Ve, anlayanlar! 

Her günü bir öncekinin aynı olup mutluluk oyunu oynayanlar, 

Ve, mutlu olanlar!

Sıradanlaşanlar, 

Ve, sıradan olmayanlar! 

Hayal kuranlar, 

Hayal yoksunu olanlar! 

Sahi ya sen hangi kategorideydin! 

Kendinin farkına var, 

Mutluluk senin elinde ve sen mutluluk için sadece aynadaki seni görmelisin... 

14 Nisan 2022 Perşembe

Brüksel'e geleli 1 ay oldu...

 Bugün tam 1 ay oldu.


Size ait bir ülke,


Şehir,


Kurum,


Ev,


Size ait olan emekker ve yıllar.


Bir sabah uyanacaksın,


Sonra sen eşinin eşin senin gözlerine bakacak,


Sen bakarken,


Gözlerini açacak ve uykudan uyanacak oğlun,


Daha önünde kaç yıl olduğunu bilmediğin bir çocuk,


Benim, bizim yaşadıklarımızı çocuğuna yaşatmayı hakkın görmeyeceksin,


İyi şeyler yaptıkça,


Başarıdan başarıya koştukça hikayen güçlenirken,


Yol kat ederken,


Hiç ummadığın bir anda karşına çıkan liyakatsiz yönetim ve atama anlayışına ne kadar tahammül edebilirim diye sorgulayacaksın,


Ya karakterim ve hayallerim diyeceksin,


Ya da sıradanlaşmak ve sana ait olan ne varsa geride bırakmak diğerleri gibi yalakalık yaparak,


Tetikçi olacaksın,


Karakterin ve hayallerinin seni bugüne taşıdığını fark edeceksin,


Eşinin gözlerine baktığında,


Yaşadıklarını zaten bildiği için,


Konuşmaya gerek bile duymadan,


Sorgulamadan,


Kendinizi evi toplarken bulacaksın,


Zor imkansız denilene bir yürüyüş olsa da,


Senin için basit olan aslında çünkü daha önce de defalarca yapmış olacaksın,


Hayatı sıfırlamak,


Sil baştan başlamak seni korkutan bir şey olmadığından belki de,


Evlenirken aldığın eşyalar,


Sana ait olan evin,


Araban,


Ne varsa hepsini bir günde satacaksın,


Dilini,


İnancını,


Kültürünü bilmediğin bir coğrafyaya doğru hareket edeceksin,


Daha önce turist olarak gezme amaçlı gelmiş olsan da bu sefer durum farklı,


Çünkü hayallerini,


Emeklerini,


İnandıklarını beraberinde taşıyacaksın...


İşin,


Aşın neyse de aileni,


Sevdiklerini,


Hikaye toplarken karşılaştıklarını geride bırakacaksın.


Sonra bir zamana bakacaksın,


Geleli 1 ay olmuş diyeceksin,


Her gün sabah aynı stres,


Haksızlık,


Liyakatsizlik,


Ve, en önemlisi haklı olduğunu bildikleri halde susan insanların arasından bir anda yepyeni bir hikayeye ulaşmış olman,


En önemlisi yıllarca biriktirdiğin hikayelerine dokunuyor olabilmek hiçbir şekilde yalnız hissettirmeyecek,


Belki evin olmayacak,


Belki araban olmayacak,


Belki memleketindeki gibi bir yaşamın olmayacak,


Ama kendin, ailen ve çocukların için hayallerinin peşinden gitmiş olmak hiçbir gününü bir öncekine benzetmeyecek.


Zaten hep böyle olduğunu bileceksin,


Seni seven,


Seninle yol yürümek,


Hayatı paylaşmak isteyenler de zaten bundan dolayı eşlik etmedi mi?


Yol da kalanlar,


Geri de bıraktıkların da karakterinden dolayı değil miydi?


Anlaşılmak gibi bir derdin olmayacak,


Kul anlasa ne olur,


Anlamasa ne olur demeyi bileceksin!


Yalakalık yaparak bir yere varmak ve her gün vardığını kaybetmek yerine kendin olmayı tercih edeceksin,


Baba oldun mu zaten oğluna bırakacağın miras ne olacak sorusu seni bulacak!


O an işte temiz bir karakter ve hikaye toplarken kendini özgür hissettiği bir yaşam diyeceksin!.


Maddiyat mı?


Bırakmak isteyen bıraksın.


Sen onlardan olmayacaksın.


Dedelerin zaten yeterince maddiyat bıraktığından bırakılanın akıbetini en iyi sen bildiğinden umrunda olmayacak.


Yeni bir dil öğrenmeye başlayacaksın!


Hani oğlunla birlikte sende konuşmayı yeniden öğreneceksin.


Garip garip sesler çıkarırken bir anda sende kendini garip seslere eşlik ederken bulacaksın.


İlk kelimeyi hangimiz daha iyi çıkaracak diye heyecanlanacaksın.


Oğluna aldığın oyuncakların dilinin değişmesi bile heyecanlandıracak seni.


Gelirken ne iş yaparım,


Nasıl yaşarım diye çok fazla düşünmeyeceksin,


Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da insan ilişkilerinin seni doğruya ulaştıracağını bileceksin.


Yüksek bir tepeye çıkıp şehir ışıklarını izler gibi uzaktan bakacaksın her akşam memleketine,


Ve, kendi yaşamlarının bile farkında olmadan soluk alanları gördükçe sadece üzüleceksin.


Elinden gelen olmayacak çünkü asırlık bir alışkanlıklar dizisi ve miras öyle hemen değişmez bileceksin.


Sadece sıradan olmaya kendini kaptırmamak için inandıklarınla birlikte yolculuğa devam edeceksin.


Hiç tanımadığın bir ülkede,


Tanımadığın bir şehirde,


Tanımadığın insanların arasında her gün kaybolacaksın,


Keşfettiklerinle öğrenmeye devam edeceksin...


Brüksel'e geleli 1 ay oldu.... 

26 Kasım 2021 Cuma

Beylik Sadece Erkeklere Mahsus Değildir

 İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun 


Beylik Sadece Erkeklere Mahsus Değildir


Yaşanmışlıkları,


Biri çok erken vefat etmiş sonrasında 3 evladını yaşarken toprağa vermiş,


Anneannem Zekiye Hanım vefat etti.


Orkestra şefiydi sağlığında yöneten ve yönlendiren bir Anneanneydi.


Dile kolay 11 çocuk annesi olmak,


Ve, çocuklarından 3 tanesini hayattayken toprağa vermek,


Asaleti geldiği Hanede değil,


Gelirken de beraberinde getirmişti.


Hem Bey kızıydı,


Hem Bey evine gelin gitmişti,


Bunların hepsinden önemlisi ise Muallim Cabir Hocanın annesi olmaktı.


Beylikten daha önemli olanın eğitim olduğunun farkında olduğundan okuyanlara daha fazla değer veriyordu.


Babamı hiçbir zaman damat olarak görmedi babamda onun için evin içinden bir evlattı, 


Rahmetli Babaannem Oneyi de hiçbir zaman dünür olarak görmedi, 


One, onun için ablaydı, 


Kardeşti. 


Bazı değer yargıları anlatılarak öğrenilmiyor, 


Görerek örnek alıyorsunuz, 


İçselleştiriyorsunuz, 


Bugün evliliğimdeki tüm değer yargılarını dinleyerek değil, 


Görerek öğrendim ben. 


Zekiye Hanım:


Dağıtmayı seviyordu,


Neyi varsa paylaşıyor,


Kapıya gelen kim olsa eli boş göndermiyordu, 


Evde hiçbir şey olmasa çocukken dolaptakini verdiğini görmüşlüğüm var. 


Çocukları mutlu etmek için elinden geleni yapıyor,


Sanırım Anneanne evinin bayram sabahları ilk durağımız olmasının,


Baynal Apartmanda buluşmanın nedeni anneannemdi.


Cabir Dayım,


İbrahim Dayım,


Zeynep Teyzem,


Emine Teyzem hani Dayıdan Teyzeden çok o evde buluşanlar sanki hepimiz kardeş gibiydik,


Aynı evin çocukları,


Aile kavramının kutsallığının bende oluşmasının gerekçesi Anneannemin eviydi.


Nenegile gidiyorum cümlesi ortak sesimizdi. 


Birlikteliği,


Paylaşmayı,


Tencerede ne varsa kaynayan etrafında oturmayı,


Birlikte eğlenip,


Birlikte ağlamayı ben o evde yaşadım.


Evin kolonları da çatısı da anneannemin kendisiydi,


Evden biri eksilse de,


Evin adresi değişse de,


Bizim için değişen hiçbir şey olmuyordu çünkü ev nesneydi anneannem ise özneydi.


Anneannem vefat etti,


Zekiye Hanım,


Tek bir bakışı ile vermek istediği mesajı ileten, 


Eğer söylemek istediği varsa bunu topluluk içinde bile bakışları ile anlatan Beylik kavramının zihnimdeki simgesi vefat etti.


Şimdi Simsor'da asıl övündüğü Muallim Cabir Hocanın hemen yanında yatıyor,


İnsanlar ölünce evlatları ile karşılaşırlar mı ki?


Bilmiyoruz,


Görmedik hiçbirimiz,


Gidip gelen olmadı,


Merak ediyorum bizi birlikte mi bekliyorlardırq acaba... 


Ama inancım Zekiye Hanımın,


Anneannemin bir gün yine çatısının altında hepimizi toplayacağı,


Zamanın esiriyiz her birimiz,


Paylaşılamayan ne varsa geride bırakıyoruz ve sonra gidiyoruz,


İnsanı gittikten sonra yaşatan tek şey bıraktığı iz oluyor,


Torununun torununu görme mutluluğunu yaşamış,


Bey Kızı olarak doğmuş,


Muallim Cabir Hocanın annesi olmaktan gurur duymuş,


Biz 1 çocuk idare edemezken 11 çocuk ve koca bir ailenin arasında birliktelik, samimiyet, paylaşım kültürünü yaşamın karşısına çıkardığı tüm zorluklara rağmen oluşturmuş Zekiye Hanım kapıyı kapattı,


Ve, hepimizin ortak ikamet adresine kilit vuruldu.


Birazdan uçağın tekerleri piste değecek,


Sonra yağmurlu bir Bingöl gününde,


Çocukluğumun sokak aralarından geçerek, 


Hani yolda karşıdan karşıya geçerken anneannemin araba çarpacak korkusuyla kaldırımlar arasında elimizden tutup koştuğu, 


Bizden parçaların arasından, 


Anneannemin ama aynı zamanda Beylik sadece erkeklerde karşılık bulmaz dedirten yaşam hikayesiyle Zekiye Hanımın mezarına gideceğim.


Yaşarken kıymetini bildim,


Yaşarken Anneannem derken gururlandım,


Yaşarken torunuyum derken kendimi hep iyi hissettim,


Kendinde olsa da olmasa da Beylik vermekle, paylaşmakla olur diyen ve arkasında iz bırakan Bey Kadın,


Allah mekanını cennet eylesin.


Gözyaşı dökmedim,


Belki de döktüm fark etmedim, 


Çünkü iz bırakanlar her daim yaşarlar,


Kim bilir belki gökyüzü hepimizin yerine ağladığından hiçbirimiz gözyaşlarımızı fark etmiyoruzdur, 


Zihnimde ölümleri kabul etmeden yaşatmaya devam ediyorum,


Ve, bunu yapabildiğim için kendimi iyi hissediyorum.


Mekanın evlatlarının ve sonrada bizim yanımız olsun Anneannem... 

15 Ekim 2021 Cuma

Bütün Gençlere Bir Not ama Özünde Ey Oğul Sana...

 

Ey Oğul;

 

Hastalıklı bir ruh haline sahip insanların yaşadığı bir coğrafyadır burası,

 

Birlikte çalışma kültürünü dilinden düşürmeyen ama birlikte çalışma kültürünün ne olduğunu bilmeyerek rekabetin gelişmiş dünya ile olması gerektiğini bir türlü anlamayanların,

 

Sürekli olarak birbirleriyle didiştikleri bir coğrafyadır burası.

 

Gücü eline geçirenin bir diğerini yok etmek için eline baltayı alarak önüne gelen ne varsa hırçınca saldırdığı yığınların yaşadığı,

 

Her gelen neslin de bu atmosferin içinde soluk aldığı,

 

Zordur üretmek,

 

Zordur taş üstüne taş koymak,

 

Rekabeti aynı hanenin içindeki kardeşler arasında yapmayı,

 

Yaşadığın mahalledeki çocuklarla,

 

Okuduğun sınıftaki arkadaşlarınla,

 

Ülkendeki insanlarla yapmayı öğretirler,

 

Sıradanlaştıkça mutlu olursun derler,

 

Ben, yapabilirim benden başkası yapamaz diyenlerin,

 

Ben, egosuyla salladıkları baltalarına karşı mücadele etmeyi göze almadan çıkmayacaksın yola!

 

Ey Oğul,

 

Sana icat çıkarma,

 

Yapma diyen çok olur,

 

Bil ki biz bu dünyaya icat çıkarmaya ve yapmaya geldik.

 

Allah’ın haylaz kulları olmaya geldik,

 

İçindeki haylaz çocuğu hiçbir vakit öldürme,

 

Yaşın 90’a da gelse bir yerlerde o haylazlıkla üretmekten ve emek vermekten asla vazgeçme.

 

Anlamsızca savrulan hiçbir baltadan korkma!

 

Yaptıklarından eminsen,

 

Ve, üst üste koyduğun taşların insanlar da oluşturduğu değişimden ve manayı yakalamasından huzur buluyorsan yoluna devam et,

 

Hiçbir şey üretmeyenlerin Habil ile Kabil’den bu yana içlerinde taşıdıkları kıskançlık duygusu ile değişmediklerinin farkında ol!

 

Ey Oğul,

 

Dik durmayı öğren!

 

Kuldan başka kimsenin önünde eğilip bükülme,

 

Sevilme endişesi taşıma,

 

Varsın hiçbir kul seni sevmesin,

 

Sen kulun sevgisi ile istikamet üzeri gidemezsin,

 

Yaptıklarını sadece hakka gösterme çabasında ol,

 

Kul seni anlasa ne olur anlamasa ne olur,

 

Günü kurtarmaya çalışanlardan olma,

 

Bil ki günü kurtarmaya çalışanların hiçbirinin tarihin defterlerinde isimleri yoktur!

 

Ey oğul,

 

Hayal kur,

 

Unutma dünyanın geldiği noktanın temel nedeni hayal kuranlar olmuştur,

 

Değer görme,

 

Beğenilme kaygısı taşıma,

 

Hayallerin insanlara olmaz gibi görünse de,

 

Sen vazgeçenlerden olma,

 

Olmaz denilenlerin ve hayallerini gerçekleştirenlerin dünyanın gelişimini sağladığını unutma!

 

Ey oğul,

 

Okulda aldığın derecelerin,

 

Bitirdiğin üniversitede aldığın diplomanın bir önemi olmadığını,

 

Asıl olanın ihtisaslaşmak olduğunu bil,

 

Yetenek ve becerilerinin üzerine giderek,

 

Asla köreltme kendini,

 

Okuduğun hiçbir kitabın öylesine yazıldığını düşünme,

 

Okuduğun yaprakları yazan insanların yaşanmışlıklarının bir ürünü olduğunu,

 

Ve, her bir sayfanın, cümlesinin, harflerinin konulmasının sürecini de okuduklarınla eşleştirerek oku ki,

 

Üzerindeki içselleştirme sürecini yaşayabil.

 

Ey Oğul,

 

Sorgulama yeteneğini asla kaybetme,

 

Sorgulamadan yaşayarak dünyadan geçenlerin her birinin toprağın altındaki en büyük pişmanlıklarının sorgulamamak olduğunu bil,

 

İnanıyorsan,

 

Yaşıyorsan,

 

Yapıyorsan,

 

Yürüyorsan sorgula!

 

Sana sorgulamaman gerektiğini söylediklerinde uzaklaş,

 

Bil ki sorgulamamak seni Hiç’lik makamından uzaklaştırır.

 

Ey oğul,

 

Dünyanın seninle birlikte tüm insanlara yeteceğinin ama yetmemesinin temel nedeninin Kabil’lerin kıskançlık krizleri olduğunu,

 

Ve, Habil olmanın mutlak bir mükafatı olduğunu,

 

Tarihin yapraklarında aradan asırlar geçse bile karşılık bulacağı düşüncesinden uzaklaşma.

 

Savunduklarınla aslında karakterini oluşturduğunu ve karakterin doğuştan değil emek ve mücadeleyle şekillendiğini,

 

Yaptığın yanlışlardan ve eksikliklerinden de ders alarak yarına yürümekten,

 

Ve, bugünü yaşamaktan asla vazgeçme.

 

Ey Oğul,

 

Ben sana seslendim,

 

Bunları gün gelecek okuyacaksın,

 

Ve, okuduğunda buradaki her bir cümlenin aslında öyle kolay kolay oluştuğunu düşünme,

 

Yazarken 5 dakika,

 

Ama yazmaya gelinceye kadar yılların emeğinin karşılığı olduğunu düşün,

 

Tam da bu yüzden karakterin ve duruşun için yaşamak en güzelidir unutma!

 

Ahmet K.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

26 Eylül 2021 Pazar

Eğitimde Başarı için Duygusallık İlk Adımdır...

Bu yaz 3 kamp gerçekleştirdik,


Yunus Emre Yazarlık Kampı,


Uzay ve Astronomi Kampı,


Son olarak da Gençlik ve Tarım Kampı,


Birbirinden değerli gençlerle dolu dolu bir yaz tatili geçirdim,


Beni en çok etkileyen neydi bu gençlerde diye kendime sorduğumda;


Bitmeyen hikayeleri diyebilirim.


Yaşamda olduğu halde hikayesi bitmiş gibi davranan gençlerin arasında hikayesini devam ettiren gençlerle olmak,


Bu gençlerin yer aldığı 100 kişilik bir fikir paylaşım grubu kurduk.


Hala merak duygularını diri tuttukları,


Ve, kendi çıkışlarını bulmaya çalıştıkları için sohbet etmeyi seviyorum bu gençlerle.


Dün gündem gençliğin yurt sorunuydu,


Bugün ise gençliğin eğitime bakış açısını gündeme aldık.


Şehirler değişiyor,


Kişiler değişiyor,


Okullar değişiyor,


Değişmeyen ise ortak her birinin yaşadıkları ve kaygıları.


Duygusal bir Bakanlık Milli Eğitim,


Hani kendi evinizdeki ortamı sağlamadığınız müddetçe ne mutlu olabileceğiniz ne de başarılı olabileceğiniz Türkiye’nin en büyük ailesi,


Aile sadece çalışanlardan oluşmuyor,


Öğrenciler, 


Aileler, 


Temizlik ve güvenlik görevlileri,


Ailenin parçası olmak için eğitim fakültelerinde eğitim görenler,


Atanmak için KPSS sınavında mücadele edenler,


Duygusal bir yaklaşımla tüm taraflar arasındaki bağı kurduğunuz da başarıyı yakalarken,


Kuramadığınızda da başarısızlık koca bir nesli etkiliyor.


Eğitim sistemindeki şikayetlerin temel nedeni ortak duygusal bir bağın kurulamaması.


Öğrenci,


Öğretmen,


Ebeveyn,


Atama bekleyen,


Öğretmen adayı olan her birinin ortak bir şikâyeti var; anlaşılamıyoruz diyorlar.


Eğitim sisteminde bir ihtisaslaşma yaklaşımına ihtiyaç var.


Her bir bireyin yetenekli olduğu alan veya alanlar vardır,


Ama her bir bireyi aynı şekilde yaklaşarak ne bireyin kendisini sağlamasını sağlayabilirsiniz,


Ne de başarılı olmasını.


Ben, eğitim hayatım boyunca anlaşılamayanlardandım.


Şükürler olsun eğitim sisteminin dışında kendimi bulabileceğim bir yolu merak duygumdan vazgeçmeyerek buldum.


Sordum gençlere,


Benim liseyi bitirdiğim,


Üniversiteyi bitirdiğim dönemden bu yana pek de değişen bir şey yok.


Üzerine gençler daha karamsar.


Milli Eğitim Şurası olacakmış Aralık ayında,


Kimlerle yapılacak bilmiyorum,


Ama o şuranın asıl katılımcısı Anadolu’nun farklılıklarıyla zengin olan gençleri olmalı,


Kimse çocukların, gençlerin adına uzaktan bakarak karar vermemeli,


En önemlisi de zamanında zaten bizde gençtik diyerek hareket etmemeli,


Sizin zamanınızdaki gençlik kavramı ile bugünün gençlik kavramı arasındaki farkı anlayamazsınız,


Anlasaydınız zaten bugün bambaşka şeyler konuşuyorduk.


Sosyal Bilgiler Öğretmenliği mezunu Afyon’dan Burak,


İyi de bir Gençlik Kamp Lideri Gardiyanlık mülakatlarından haber bekliyor.


Düşünsenize bir ülkenin eğitimcileri,


Eğitimci adayları gardiyanlık, bekçilik, polislik veya askerlik alanlarında iş bulmaya çalışıyorlar.


Mantık olarak zaten öğretmenlik yapacak birinin hatta Türk filmlerinden Cüneyt Arkın sahnesinden de biliriz bunu silahı kalemidir.


Silahı kalem olanın silahının tabancaya dönüşmesinin oluşturduğu psikolojik travmayı idrak edebiliyor musun?


Yok ne ben idrak edebilirim,


Ne de sen…


Bunu ancak o insanın kendisi anlayabilir.


Mercan mesela Siirtli,


İçindeki merak duygusunun peşinden giderek Anadolu’nun dört bir yanında kendisine katkı sunacak eğitim, toplantı ve proje varsa katılan bir Lisans Sosyal Hizmet Mezunu,


Aldığı puanla atanamayınca,


Parkur parkur koşarak Polis olmak için mücadele edenlerden,


Geçtiği parkurlardan sonra da referans bulamadım diye elendim diyenlerden.


Merak duygusunun peşinden giderek dil öğrenmek için emek verenlerden.


Gelen her bir mesaj sonrasında bu kadar zor mu diyorsun?


Zor demek…


Milli Eğitim duygusal bir iştir,


Duygusal olan aktörler yetiştirir ve duygusal bir birliktelik sağlarsanız bir toplumun geleceğini inşa edersiniz.


Gençlere kulak vererek Milli Eğitimin duygusal ruhunu harekete geçirmek ve sistemin sorunlarını ortaya koymak için yakın zamanda Gençlik ve Eğitim Projesine başlamayı hedefliyoruz.


Eğitimin sorunlarını bölgesel olarak ele almayı sonra da tüm Türkiye Gençliği ile tartışarak çözüm reçetesini ve çözümün arayışı bizatihi sorunun muhataplarıyla ele almayı planlıyoruz.


Bakalım neler çıkacak ortaya,


Ama duygusallık olmadan Eğitimde başarı uzak ve çok uzak olmaya devam edecek.


Eğitimde duygusal birliktelik başkanlığını kurarak bütçe kalemini koyduğumuz gün aslında başarı yaklaşmaya başlayacak…