24 Mayıs 2018 Perşembe

Hocamla Hikaye Toplamak...

Hocamla Hikaye Toplamak...

Türkiye’nin ilk AB Ulusal Ajans Projesini gerçekleştirdiğimizde kullanmıştım hikaye toplamak kavramını,

Sonrasında aradan geçen yıllar ve toplanmaya devam eden hikayeler,

Hiç tahmin etmiyordum bir gün Konya’ya yolumun düşeceğini,

Sanırım çok fazla hesap yapmamaktan mesele İnsan Yaşamına Dokunmak olunca,

Ne coğrafyaların,

Ne dillerin,

Ne şehirlerin,

Ne de farklılıkların bir anlamı oluyor,

Gidiyorsun,

Hikaye toplamak seni nereye götürürse oraya gidiyorsun,

Sonuçta biliyorsun gittiğin yerde kaldığın yerden devam edebileceğin hikayelerin hep seninle geliyor,

Konya,

Büyük görünen ama özünde küçük bir Anadolu şehri,

Geldiğim gün tanıdım Hocamı,

Ne KOP İdaresine ilk girdiğim o günü ne de Başkanın makamına çıktığımda yaptığı o ilk konuşmayı,

Tanımadığım bir insan ilk defa beni etkilemişti,

Önce KOP’ta başladım hikayeler toplamaya,

Sonra hikayeler toplarken fark ettim, hikayeleri benden daha zengin olan bir Başkanla çalışıyordum ve ilk defa bir yöneticimin hikayelerine ortak olmak için mücadele etmeye başladım,

Zenginleşmenin en güzel adımıydı hikayelere ortak olmak,

Ve, Hocamın hikayelerine ortak olma sürecim başladı,

Ya 2 ya da 3 Şubat’tı makamına çağırdı heyecanla çıktım yukarıya bir niyetim var dedi,

Ve, siyasete gireceğini söylediğinde heyecanlanmıştım,

Çünkü benimde hayallerimden bir parça taşıyordu hani hep başladığımız projeleri bir adım daha ileriye götürmek için bir fırsat belirmişti önümüzde,

Hiç tanımadığım bir coğrafya Konya,

Önce tanımalıydım Anadolu’yu nerede ne var bilmeliydim,

Öğrenmeliydim,

Her şeyi bir kenara bırakarak karış karış gezmeye başladık Konya’yı,

Araba gittikçe Hocam anlatıyordu,

Konya’yı bana sil baştan tanıtıyordu,

Gittiğimiz yerlerdeki talepleri ve şikayetleri dinliyorduk,

İnsanların taleplerini dinledikçe farklı olmamız gerektiğini anlıyordum,

Farklı olmak için ilk felsefe ulaşılabilir olmaktı ve insanların dertlerine ortak olabilmeyi becerebilmekti,

Öyle de oldu,

Ben’den olmayan insanların hepsini Ben’den kabul ederek çoğu zaman gittiğimiz yerlerde nerelisin diye sorduklarında verdiğim cevap hep hangi ilçedeysek oralı olduğumu söylemekti,

Bazen Beyşehirli,

Bazen Hüyüklü,

Bazen Derebucaklı,

Bazen İçeriçumralı,

Bazen Emirgazili,

Bazen Seydişehirli,

Bazen Yunaklı,

Bazen Cihanbeylili olduk,

Ama gittiğimiz her yerde bizim gibi kafası kırık birilerini bularak sohbetlerine ortak olduk,

Gelen her talep bir vebaldi ve bu vebali yüklenmemek için kendimize basit bir yol seçtik. Yapabileceğine Evet de yapamayacağına Hayır de,

İnsanlara umut verme,

Yapamayacağımız hiçbir şey için vermedik kimseye umut,

Çünkü umut verirsen insanlara sonrasında seni ne arayan olur nede soran,

Zorlu bir süreçti bizimkisi aslında iki seçim üst üste yaşamak,

Başbakan’ı olan ve sonra Başbakanını kaybeden bir şehrin atmosferini yaşamak,

Dik duruşu öğrenme süreciydi benim için,

Hani öyle eğilip bükülmeye gerek olmadığını meselenin hani sivil toplum çalışmalarında yaptığımız gibi gönüllülük esaslı çalışmak olduğunu öğrendik,

Çok fazla çalmazdı Hocamın makamının telefonu aslında pek arayan da olmazdı çünkü gece gündüz hem Hocam hem de ben telefonlara cevap vererek yetişmeye çalışıyorduk herkese,

Sen ulaşılabilir olunca çok fazla çalmıyor telefonlar Meclis’te,

Neredeyse 4 yıl oldu Ankara’da Meclis’te görev yapalı,

Neler yaptık bilmiyorum,

Neler becerdik bilmiyorum,

Duamı aldık yoksa ah mı aldık bilmiyorum,

Ama dua toplamak için çıktık biz bu yola,

Çoğu zaman öyle de oldu,

Kıreli’den böbrek hastası bir amcanın hasta haliyle oğluna iş bulmak için gelmesi ve gittikten sonra vefat haberini almış olmak,

Sonrasında oğlunun işe girdiğini belki de o görmedi ama bunu biliyor olmak sonsuz bir huzur verdi mesela,

Ayrım yapmadık öyle kimseyi,

Gelen herkese açık kapımız dedik,

Sorgulamadık,

Ayrıştırmanın değil birleştirmenin güç olduğuna inandık,

Küçük adımlar büyük değişimler getirir dedik,

Ve, hani Beyşehir’e her gittiğimizde Hocamla Ahmet bak bak burası da bitmiş, burası da bitmiş diye diye Beyşehir Konya yolunun dizilere konu olan aşkını bitirdik,

Bir aile olmak lazım dedik,

Kimseyi ötekileştirmemek için mücadele ettik,

Ötekileştirenleri de dahil ederek siyaset biter biz Üzümlü ve Huğlu’nun başlattığı aslında hiçbirimizin bilmediği hikayesini büyütmemiz büyük bir hikayeye dönüştürmemiz lazım dedik,

Kimse bilmez aslında pek Hocam Prof. olduğundan dolayı ben danışmanlık değil aslında yanında asistanlık yapıyordum,

Öğrenmek için mücadele ediyordum,

Çünkü bir insan akademisyenliği ve pratik saha adamı olmayı nasıl bu kadar iyi başarıyor anlamıyordum,

Hala anlayabilmiş değilim o başka,

Hikayeler topladık biz,

Konya’da siyasette 4 yıl boyunca KOP’ta başlattığımız hikayeleri devam ettirdik,

Şimdi biliyorum ki hiç ait olmadığım Konya’da ait olduğum binlerce insan tanıdım,

Eksikliklerimiz yok mu,

İllaki vardı,

Mükemmel değildik aslında olmak zorunda da değildik,

Biz elimizden geleni yapmak için mücadele ettik,

Sonuçta siyaset bir bayrak yarışı,

Ve, ilginçtir Meclis’te hep emanet oturduk,

Hiç aidiyet hissetmedik çünkü orası bize ait değildi Milletindi,

Ve, Milletin olanın ancak emanetçisi olmak gerektiğini biliyorduk,

Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz,

Belki Milletvekilliği bitti,

Ama ben, biz bu ülkeye inandığımızdan çalışmalarımıza nerede olursak olalım kaldığımız yerden devam edeceğiz,

Zaten mesele de bu değil mi biz yaşadığımız 80 milyon hepimize ait olan Anadolu’ya ve Anadolu’nun olması gerektiği yere ulaşması için gücümüz yettiğince çalışmamız gerektiğini biliyoruz,

Şimdi kaldığımız yerden hikayelerimizi toplarken,

Bir yerlerde yaşamlarına dokunduğumuz insanlarla yeniden karşılaşacağız,

Ve, her karşılaştığımız da bir birimize bakarak tebessüm edeceğiz,

Karşılaşmadıklarımıza da ulaşmak için farklı farklı coğrafyalara farklı projelerle gideceğiz,

Sonrasında hiç olmadık zamanlarda tam da beklemediğin bir zamanda yaşamına dokunduklarının senden Allah razı olsun diye yükselen seslerini duydugumuz da tebessüm edeceğiz...

Öyle işte Hocamla hikaye toplamak..


19 Nisan 2018 Perşembe

Tüketmek için değil, üretmek için...


Bir yıl önce başladı Sosyal Yoksulluk Projemizin hikâyesi,

Dijital dünyada milyonların içinde ama gerçek yaşamda yalnız olan bir nesil yetişiyor,

Teknolojiyi üreten değil tüketen bir nesil var,

Bizim teknoloji üreten,

Ve, teknolojinin derin dünyasının içinde parçaları birleştirerek dünyanın gelişmiş ülkeleriyle rekabetimize güç katacak nitelikli bir beşeri sermayeye ihtiyacımız var dedik,

7 bölgede çalıştaylar yaptık,

Hiç tanımadığımız,

Dünyaya bakış açısını bilmediğimiz,

Sadece “Benim Sosyal Yoksulluk” ile ilgili söyleyeceklerim var diyen gençleri TBMM, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Başkanımız Hocam Mehmet Babaoğlu öncülüğünde bir araya getirdik,

Bölgesel olarak ortaya koyduğumuz sonuçları ulusal ölçekte 81 ilden gençlerle gerçekleştirdiğimiz Sosyal Yoksulluk Zirvesinde 5 gün boyunca tartışarak ortaya bir bildiri koyduk.

Zirve sonrasında tüm katılımcılarımız Anadolu’nun farklı coğrafyalarına doğru yola çıktılar,

Farkında olmadan dünyaya birbirlerinden çok farklı bakan, normal şartlarda belki de bir araya gelmeyecek olan gençler arasında eşsiz bir köprü oluşmuştu,

Gençler bulundukları şehirlerde kazanımlarını daha fazla kişiye ulaştırmak için birer çoğaltıcı olup gittikleri yerlerde Sosyal Yoksulluk kavramını anlatarak,

Hikayelerine hikaye kattılar,

Kimi üniversitesinde konferans düzenledi,

Kimisi döndüğünde lisedeki arkadaşlarına anlattı,

Kimisi mahallesinde arkadaşlarını toplayıp onlarla paylaştı,

Kimisi oturduğu çay ocağında çay içerken sohbetinde arkadaşlarına kazanımlarını aktardı,

Ama oluşan bağ hiç kopmadı,

Zaten Sivil Toplum alanında çalışmanın, bir şeyler yapmanın en güzel tarafı da bu değil miydi?

Yıllar öncesinde tanıştığımız insanlarla aradan onca yıl geçtikten sonra bir araya geldiğimizde her seferinde aynı yerden devam etmeyi ilk öğrenmemiş miydik?

İşte tam da bunu yeni gençlere aktarmak için topluyorduk bu hikâyeleri.

Sosyal Yoksulluk Projesi,

Başlattığımız hikaye,

Dokunduğumuz yaşamlar,

Devam etmesi ve ortaya çıkardığı bildiriyle kalmaması gereken bir projeydi.

Şimdi yeniden yola çıkma vakti 1 – 5 Mayıs tarihleri arasında Konya’dan başlattığımız hikayeyi bu sefer Anadolu’nun bir başka coğrafyasında 81 ilden gençlerle Şanlıurfa’da devam ettirmek için yola çıkıyoruz,

Tam da bildiriye noktayı koyduğumuz yerden devam edeceğiz,

Hikayeyi başlatanlar olarak,

Hikayeye ortak olmak isteyenlerle buluşacağız,

Dünden bugüne ortaya koyduklarımızı önce birbirimizle paylaşacağız,

Ve, Sosyal Yoksullukla ilgili,

Gençliğin gündemi ile ilgili,

Gençliğin tüketen değil üreten yönünü güçlendirmek için neler yapabilirizi konuşacağız.

Yine farklılıklarıyla çıkacaklar yola gençler,

Biriktirdikleriyle bir araya gelecekler,

Ortak gelecekleri için farklılıklarının Gökkuşağı gibi ahengini oluşturacaklar,

Ötekileştirmek yerine pekiştirmek gerek diyecekler,

Eğlenirken öğrenecekler,

Öğrenirken öğretecekler,

Biz, mükemmel değiliz,

Aslında olmak zorunda da değiliz,

Sadece bir araya gelerek birlikte bir şeyler yapmamız önemli olan diyecekler...

“Konuşmak için değil, gençleri dinlemek için” diyerek başlattığımız yolculuğumuz “Tüketmek için değil, üretmek için” sloganıyla devam ettireceğiz.

Ortaya ne çıkacak bilmiyoruz,

Sonuçları yine sizlerle paylaşacağız,

Ama bildiğimiz öyle çok büyük hedeflerimiz olmasa da kendi adımıza ileride anlatacak hikayeler toplamaya çalışıyoruz,

Çünkü biliyoruz ki bu çağın en zenginleri hikayesinin sayısını arttıranları,

Ve, onlardan biri olmak için küçük adımlarla mahallelerin arka sokaklarında yürümeye devam ediyoruz,

Her seferinde farklı insanlarla karşılaşıyoruz,

Sonra aradan yıllar geçse de birbirimizi asla unutmuyoruz...

Neden mi?

Çünkü gerçekten bize ait her şeyi kapının dışında bırakarak samimiyetimizle buluşuyoruz,

Samimiyet...


12 Kasım 2017 Pazar

Sosyal Yoksulluk - BU ORTAK SORUNUMUZ İÇİN BİR DUYURUDUR.

BU ORTAK SORUNUMUZ İÇİN BİR DUYURUDUR.

Sosyal Yoksulluk,

Mavi Balina oyununu duydunuz mu?

Ya da Furkan, Osman, İbrahim, Can isimlerini duydunuz mu?

Bir oyun düşünün çocuklar, gençler oyunun içerisine giriyorlar,

Ve, siz hiçbir şekilde fark edemiyorsunuz,

Sonra intihar ettiklerinde acı gerçek ortaya çıkıyor.

Bir süredir yeni bir yolculuğun içindeyiz,

Haftalardır ülkemizin farklı bölgelerinde gençlerle buluşuyoruz.

Dijital dünyada milyonların içinde ama gerçek yaşamda yalnız olan insanları konuşuyoruz.

“Yaşamlar yaşıyoruz,

Bize aitmiş gibi duran ama aslında bize ait olmayan yaşamlar

Ya benzemek istiyoruz ya da benzetmek

Ne kendimizi,

Ne de kendimizin dışındakini;

Olduğu gibi kabul etmiyoruz

Tüketiyoruz,

Bize ait olan ne varsa bir bir tüketiyoruz

Bir yaşam var yaşadığımız; soluklarımızı içinde aldığımız

Bir de yaşam var hayallerimizde

Hayal ile gerçek arasında gidip gelirken yaşam bir solukta akıp gidiyor”

İnsan Yaşamına Dokunmak kitabının arkasında yazan cümlelerdi bunlar.

Dijital dünya bir hortum gibi etrafındaki herkesi içine çekiyor,

Bir tarafta benzemek bir tarafta benzetmek isteyenler,

Korkunç bir mücadele içinde insanlar.

Unuttuk bize ait ne varsa unuttuk!

Eskiden top oynayacak sahamız yoktu,

Arabaların geçişine aldırmaksızın yolun ortasında taşlardan kaleleri yapar saatlerce top oynardık,

Şimdi her yerde sahalar var,

Ama içinde oynayan çocuklar yok.

Çocuktuk,

Oyun alanları, parklar yoktu,

Kendi oyunumuzu kendimiz yapardık mahallenin sokaklarında,

Gazoz kapağı toplardık mesela,

Yere atılan kibrit kutularının kapaklarını toplardık mesela,

Rengarenk bilyelerimiz vardı bizim mesela ayakkabının topuğunu eskitmek pahasına çukurlar açar oynardık,

Okuldan aşırdığımız tebeşirlerimiz olurdu bizim,

Mahallede asfaltta seksek oynamak için,

Sonra hayatımıza bilgisayarlar girdi,

Ve, sokakları unutarak bir bir internet kafelerde daha sonra evlerimizde kilitledik kendimizi ekranların içine.

Duygularımız vardı bizim dolu dolu yaşadığımız,

Kalbimizde hissettiğimiz,

Uğraşmazdık başkalarının yaşamlarıyla,

Paylaşmak diye bir kavram vardı hayatımızda,

Sonra sosyal medya araçları çıktı,

İlk dönemini hatırlayın her şey güzeldi;

Unuttuğumuz çocukluk arkadaşlarımıza,

Mahallelerimizdeki güzel anıların parçaları insanlara,

Ortaokul, lise ve üniversiteden izini kaybettiğimiz arkadaşlarımıza ulaştık,

Buluşmalar gerçekleştirdik,

Anıların üzerinden geçtik,

Aradan yıllar geçmişti ama her şey aynıydı.

Sosyal medya; kendimizi göstermek istediğimiz,

Beğenilmek için çabaladığımız,

Kendimizden uzaklaşıp başkalarına dönüştüğümüz,

Benzemek ve benzetmek istediğimiz,

Bize ait olmayan hayatların içinde yaşadığımız bir sürecin içerisine hapsetti bizi.

Farkında olmadan yalnızlaştık,

Bir taraftan milyonlarca insanın içinde ama gerçekte etrafında kendinden başka kimse olmayan insanlar,

Herkesin mutlu görünmeye çalıştığı bir dünya,

Duygularımızı kaybettiğimiz,

Hissiyattan uzaklaştığımız bir süreç,

Dedim ya yeni bir yolculuğa çıktık,

Farklı bölgeleri geziyoruz,

Gençlerle bir araya geliyoruz ve Sosyal Yoksulluk kavramını konuşuyoruz.

Önceki gün İzmir’de Ege Bölgesi çalıştayına başlamadan önce katılımcılarla birlikte yemek yerken ekrana kitlendik,

Çünkü haftalardır her yerde konuştuğumuz Mavi Balina adlı oyun bir can daha almıştı.

Mesele sadece Mavi balina değil,

Dijital dünya her gün yeni insanları içine çekiyor ve hapsediyor,

Hayatta olduğunu zannettiğimiz ama özünde hayatta olmayan o kadar çok insan var ki etrafımızda,

Önümüzdeki günlerde 81 ilden gençlerle Konya’da Sosyal Yoksulluk Zirvesi gerçekleştireceğiz,

Çocuklar, gençler çok şey istemiyor,

Sadece birilerinin kendilerini dinlemesini istiyor,

Dinlemediğimiz vakit anlayamıyoruz,

Anlayamadığımız içinde ölümler karşısında çaresiz kalıyoruz.

Bir bir duyuru metnidir dedik ya;

Projemiz kapsamında ülkemizdeki tüm gençlere, insanlara ulaşamayız ama 14 Kasım Salı günü saat 19:00’da #SosyalYoksulluk hashtagei ile dinlenmek isteyen gençlerin, söyleyeceklerim var diyen gençlerin düşüncelerini öğrenebiliriz.

Öyle çok büyük amaçlarımız yok bizim;

Furkan, Osman, İbrahim, Can isimlerini duydunuz mu? Diye sordum ya sözün başında,

Biz, onların ölümlerine engel olamadık,

Ama belki bu bataklık dünyasının içinde olan ama bunun farkında olmayan bir gencin farkındalığını oluşturursak işte o zaman amacımıza ulaşmış olacağız.

#SosyalYoksulluk ile ilgili söyleyecek sözüm var diyen herkesi Salı akşam 19:00’da sosyal medyada paylaşım yapmak için bekliyoruz.







18 Eylül 2017 Pazartesi

Mutluluğu Esir Vermek

Herkes mutlu,

Farkında mısınız? 

Sosyal medyada nereye bakarsan bak herkes mutlu,

Hangi sosyal medya aracına bakarsan bak etrafındaki herkes mutlu,

Mutsuz olduğumuzda bile mutlu görünmeyi öğretti bize sosyal medya,

En güçsüz olduğun anda bile güçlüsün,

Güçlü görünmeyi seviyorsun,

Herkesin seni mükemmel olarak bilmesi arzusuna kapılmış gidiyorsun,

Yaşadığının içinden paylaşımlar yaparken en mutlu, en güçlü, en önemli, en kıymetli olduğunu hissettiren anları paylaşarak zihinlerde hep öyle kalmak istiyorsun,

Mutluluk kavramın; insanların seni mutlu bildiği sınırlarla eş değer,

Senin mutluluk sınırını sen çizmiyorsun uzun bir zamandır insanlar çiziyor,

"Ben oradaydım." cümlesinin çığlık atan sesi içinden her gün biraz daha korkunç bir şekilde yükseliyor,

Evet!

Oradaydın,

Biz, seni gördük,

Ne kadar mutlu olduğunu,

Ne kadar güçlü olduğunu,

Ne kadar harika ve eşsiz bir insan olduğunu düşündük,

Peki ya sen gerçekten bize gösterdiğin gibi miydi iç dünyan?

Önemli mi?

Değil! Önemli olan mutluluğun ortak esareti içinde hiç birimiz senin gerçekten mutlu olup olmadığını düşünmedik değil mi?

Önemli olan senin benim mutluluğuma dair ne düşündüğündü çünkü!

Bir süredir izliyorum;

Nereye bakarsam bakayım,

Herkes mutlu!

Hani sosyal medya insanları esir aldı diye klasik bir kullanım var ya,

Yok o öyle değil,

Sosyal medyaya mutluluk kavramını esir verdin,

Ve, mutluluk sınırlarını insanların belirlemesine müsaade ettin,

Hep mutlusun,

Ve, artık mutsuzluk nedir bilmiyorsun,

Bilmediğin içinde sosyal medya da attığın kahkahalar hiçbir zaman gerçek yaşamda seni bulmuyor.

Kaza yapıyorsun,

Kazayı paylaşarak iyi görünmeye ve hala mutlu olduğunu göstermeye çalışıyorsun,

En kötü anın olan,

Üzülmen gereken cenazelerde bile güçlü görünmeye çalışıyorsun,

İnsanların senin için güçlü demesini seviyorsun,

Ama farkında değilsin,

Güçsüzsün,

Mutlu değilsin,

Sadece mutsuzluğu göstermeye korkuyorsun,

Mutsuz, güçsüz, çirkin göründüğün an dünya sanki üzerine yıkılacakmış gibi geliyor, 

Ve, biriktirdiğin mutsuzlukların enkazının altında kalmaya korkuyorsun.

Ben,

Sen,

O, hiçbirimiz mükemmel değiliz,

Olmak zorunda da değiliz,

Yani sürekli mutlu olmak gibi bir gereklilik yok hayatımızda,

Her şey bizim için,

Sosyal medya bizim gerçek yaşamdaki mutluluğu unutmamız için bir araç;

Kullandıkça düşünmüyoruz,

Kullandıkça içimize kapanıyoruz,

Kullandıkça üretmiyoruz,

Nasıl olsa zaman çok güzel geçiyor değil mi?

Gerçek hayat sanal olanından çok daha güzel ve sanırım gerçek yaşamın içine girmek sanal olanından uzaklaşmakla gerçekleşiyor,

Kendine bir şans ver; mutsuz olup mutlu görünmektense, mutsuz ol ama mutsuzluğu yaşa,

Ve, emin ol yaşadığın mutsuzluk senin mutlu olman için gereken gücü sana verecek,

İşte o vakit aradığın yolu bulacaksın...

Ahmet K.









9 Temmuz 2017 Pazar

Cebelitarık Boğazı; Akdeniz ile Atlas Okyanusu zaman tüneli geçidi...

Cebelitarık Boğazı;  Akdeniz ile Atlas Okyanusunu birleştiren o eşsiz derinlik,

Mavinin renklerinin denizin ve okyanusun üzerinde kendisini ton ton gösterdiği ahenk,

Atlas Okyanusunda kıyıya vuran dalgalar geriye doğru vururken Kızıldeniz gibi ayrılıyor adeta birbirinden okyanus,

Adeta bir yol açılıyor gibi izliyorsun,

Fas; sonrası İspanya ve Portekiz aradan geçen Cebelitarık Boğazı sanki bir zaman tüneli gibi eskiyle yeni arasında,

Fas; sokakları, kültürü, yaşam biçimi, gelişmişliği, üretimi, kalkınmasıyla çağın neredeyse 50 yıl gerisinde bir ülke,

Ülkeyi kuzey, güney, batı, doğu yönünde gezince neredeyse ayak basmadık coğrafya bırakmayınca gariplikler bir bir insanı çekiyor adeta içine,

Yokluk ve adaletsiz gelir dağılımı içerisinde yaşayan insanların yüzünde sürekli bir eğlence tebessümü var,

Beyrut'tan her günü son günmüş gibi yaşa anlayışı buralarda da hakim,

Yarının olmadığı bir hayat,

Bize hep uzak olan bu anlayışı içselleştirmiş bir toplum yapısı,

Amsterdam'dan çok daha yaygın bir uyuşturucu kullanımı var,

Toplumun afyon etkisinden kurtulmamasını sağlamak için belki de sürekli olarak haşhaş içiyorlar,

Yaygın uyuşturucu kullanımı özellikle geceleri dışarı çıkarken biraz tedirgin etse de Medina'nın dar sokakları her şehirde sizi daha çok içine çekiyor,

Hijyen beklentisini sıfıra düşürüp çıkmak gerekiyor yola eğer Medina'da karnınızı doyuracaksanız,

Avuçlarıyla salata tabağa dolduran insanlara elle doldurduğunu söylediğiniz de sorun yok diyerek etraftaki her şeyi ellemeye başlıyorlar,

Çaresiz ya açlık ya doymak diyerek gözlerinizi kapatıp yemeye devam ediyorsunuz,

Sokaklarda yürürken herkes Türkiye'den olduğunuzu anlıyor, daha önce hiç bu kadar fark edildiğimiz bir ülke görmemiştim,

Fas; özellikle maceracı insanların dikkat etmesi gereken bir coğrafya,

Belirli bir program dahilinde hareket etmediğinizde çok fazla sürpriz ile karşılaşabiliyorsunuz,

Fas'ta karşılaştığımız Rizeli dönerci her şeyi anlatan sözü söyledi aslında; Fas'ta her şeyimizi kaybettik ama sabrı öğrendik,

Gerçekten eğlendiren bir sabır coğrafyası en doğru tanımlama olabilir.

Cebelitarık; Akdeniz ile Atlas Okyanusunu birleştiren zaman tüneli geçidi,

Karşıya geçtiğinizde bu sefer Fas'ın sizde oluşturduğu etki daha iyi anlaşılıyor, 

İlk durak Portekiz Porto,

O dağınık,

Doğal olan,

Her şeyin karmakarışık olduğu coğrafya bir anda düzen içine giriyor,

Ve, emin olun içindeyken tedirgin olduğunuz karmaşık, bazen tiksinti uyandıracak kadar kirli olan Fas'ın Medina sokaklarındaki gecenin bir saatinde bir başınıza sokakta olmayı bile özlüyorsunuz,

Her şeyin belirli bir standart içerisinde olduğu ve hep birbirine benzeyen Avrupa şehirleri belirli bir süre sonra sıradan gelmeye ve hep aynısı gibi gelmeye başlıyor,

Eğer hikaye toplamak gibi bir alışkanlığınız varsa bunun için Boğazın iki tarafında yer alan Fas ve Portekiz sizi farklı bir yolculuk içine çekiyor,

Epeyce hikaye toplayarak devam eden yolculuk Porto'dan Braga'ya doğru bir trende Türkiye'den gelen ve Ulusal Ajans aracılığıyla ilk defa yurtdışına çıkan 5 genç ile birlikte devam ediyor,

Seyahat etmenin güzel tarafı yorulurken dinlenmek ve insanın kendini rehabilite etmesi...


Şimdilik bu kadar...