28 Kasım 2019 Perşembe

Gençlik ve Kırsal Kalkınma Zirvesi ve Ethem Sancak...


2011 yılında tanıştık Sn Cumhurbaşkanımızın tabiriyle Ethem Babayla,

Siirt’teydim,

GAP İdaresinde görev yaparken GAP Gençlik Festivalini gerçekleştiriyorduk.

Şimdilerde Prag Büyükelçisi olan o dönem Avrupa Birliği Bakanımız olan Egemen Bağış Ağabey ile birlikte gelmişlerdi.

Nasıl bir insan sorusu her zaman kafamda soru işareti olarak duruyordu,

Tanışmıştık, ama hikayenin gerisini hep uzaktan getirmiştik,

Yaptıklarımızı zaman zaman paylaşmış iyi dileklerini almış ve yolumuza sonrasında devam etmiştik,

Bu sefer durum farklıydı,

Ethem Abi geliyorum demişti,

Heyecan oluşturan bir durumdu,

Çünkü kolay değildi Anadolu’nun Siirt’inden ola çıkmak,

Sonra denemek,

Denemek,

Yorulmak nedir bilmemek,

Bazen işler ters gitse de vazgeçmemek,

Vazgeçmemenin en güzel örneklerinden birini ortaya koyan isim gençlerle buluşacaktı ve bu gençlerin hiçbirinin siyasi görüşünü bilmeyecekti,

Parti ismi vermeye gerek yok ama her siyasi partiye oy vermiş gençlerden oluşan gençlerle bir araya geldi,

Olması gerekende buydu zaten,

Çünkü gençliği ayrıştırarak memleketin yol alması mümkün değildi,

Gençliğin siyasi düşüncesi ne olursa olsun,

Ayrıştırmadan farklılıklarıyla bir araya getirmek ve ortak bir noktada buluşturmak gerekiyordu,

Ve, bu ortak noktanın adı bu sefer Gençlik ve Kırsal Kalkınma’ydı,

Sabah puslu ve sisli bir hava olunca,

Türk Hava Yolları da tüm uçuşlarını iptal edince acaba gelebilecek mi diye kafamda bir soru işaretiyle gittik havalimanına,

Yoğun sise rağmen,

Söz verdim geleceğim dedi,

O an kalplere bir kez daha girdi,

İptal etmek bir seçenekti ama bunu hiç düşünmedi,

Hikaye başlamıştı,

Salon inanmış ve yaşadığı coğrafya için emek veren gençlerle doluydu,

Söze başladığında nereden başlayacağı konusunda hiçbir bilgim yoktu,

Projeyi araştırmış,

Bizim kadar hakim bir şekilde başladı söze,

Karşısındaki gençlere sadece başarıyı değil,

Başarısızlık içinde oluşan başarıyı anlatıyordu,

30 iş batırdım,

3 tanesinde başarılı oldum,

İnsanlar buna bakıyor,

Asıl mesele vazgeçmemek demesi özetliyordu her şeyi,

Savunduklarımız karşılık buluyordu,

Her gün ekranlarda tartışılan, suçlanan Ethem Sancak ürettiği için hedefti,

Zaten en büyük sorunumuz da bu değil mi?

Üreteni hedef yapıyoruz,

Üretmeyene de neden üretmiyorsun diyoruz...

Hani Hazreti Mevlana diyor ya “aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır” diye,

Biz, aynı dili konuşmaktan öte aynı duyguları paylaşmaya başladığımızdan ortaya somut çözümlemeler çıkıyordu,

Zirvenin açılış konuşmasından ziyade farklılıklara saygı duyan,

Farklılıklardan çekinmeyen,

Ve, farklılıkların sorduğu her soruyu rahatlıkla cevaplayan bir yaklaşım,

Sonrasında dönüp arkaya bakınca,

Anadolu’dan alan insanların Anadolu’ya özellikle genç nesillere daha çok vermeleri gerektiğini düşünmeye başladım,

Yeni neslin sadece eğitim sistemi içerisindeki eğitimle yetiştirmeleri ve bu yaklaşımın içerisinde başarılı olsa da birey sonrasında gerçek yaşama girince uçurumdan düşercesine boşluğa düşmesi gençliğin en büyük sorunu,

İşsizlik oranlarının artmasının temel nedenlerinden biri de bu; biz gençliği yetiştirdiğimizi zannediyoruz ama özünde gençleri gerçek yaşama hazırlamıyoruz,

Birey de kendini geliştirip, girişimciliğini arttırmayınca hayal olan ile gerçek olan örtüşmüyor ve mutsuzluklar artıyor,

Ethem Sancak, bir başlangıç yaptı,

Tam da olması gerektiği gibi bir başlangıç,

Farlılıklara saygı duyan,

Kendisiyle aynı düşünsün düşünmesin önemsemeksizin farklılıklarla bir araya geldi,

Endişeli değildi,

Bu yüzden de gençliğin kalbini kazandı,

Yaşadığımız coğrafyanın farklı şehirlerinden gelen gençlerin kalbine dokundu,

Şimdi o gençler Anadolu’nun farklı kentlerinde bu dokunuşu daha fazla kişiye aktarıyorlar,

Bunun tüm Türkiye için model olması gerek,

Bu coğrafyada her şeyin sahibi olabilirsiniz,

Ama Anadolu’nun sizden sonraki emanetçilerine bir mirasınız yoksa,

Onlara vermeniz gerekenleri vermiyorsanız,

Unutulmaya mahkumsunuz,

Çünkü hiçbir zenginlik sizi yaşatmazken sizin sonrasında,

Verdiğiniz emek hem sizi yaşatır siz bu dünyadan göçmüş olsanız da hem de yaşadığınız coğrafyaya olan borcunuzu ödemiş bir şekilde göçersiniz ve huzuru hissedersiniz o an Hakka giderken,

Hikayeler topluyoruz,

Hikayeler topladıkça zenginleşiyoruz,

Ve, Gençlik ve Kırsal Kalkınma Zirvesi zenginleştiren hikayelerimizden biri oldu,

Şimdi hikayeyi Anadolu’ya yayma ve daha fazla gencin yaşamına dokunmaya çalışırken,

Küresel Vatandaşlık Zirvesine hazırlık vakti…

İyi akşamlar
Ahmet K.





23 Kasım 2019 Cumartesi

Gençlik ve Kırsal Kalkınma

Gençlik ve Kırsal Kalkınma,

100 kişiydiler,

Malatya’dan Muhammed,

Bursa’dan Süleyman,

Kahramanmaraş’tan Miraç,

Konya’da Nur,

Diyarbakır’dan İbrahim,

Trabzon’dan Ezgi,

Isparta’dan Cemal,

Bizim Anadolu gibiydiler,

Tam da hayal ettiğimiz gibi,

Farklıydılar!

Tek bir amaçları vardı Anadolu nasıl daha fazla üreten bir coğrafya olur,

Nasıl biz birlikte daha çok emek veririz,

Efsane bir bildiri koydular ortaya,

Realist bir şekilde neler istediklerini anlattılar,

Nasıl bir Türkiye hayali kurduklarını paylaştılar,

Kimi ilk defa bir zirveye katılıyordu,
Kiminin ise tecrübesi çok fazlaydı,

Zaten böyle de olmalıydı,

Yoksa nasıl paylaşım olabilirdi ki,

Ne zaman başladı,

Ne zaman bitti hiç anlamadım,

Geldiler,

Heyecanlarıyla heyecanımıza ortak oldular,

Sonra gittiler,

Nasıl geldiler,

Nasıl gittiler,

Hiç anlamadık,

Biraz yorulduk ama bu sabah yorgunluğumuzu atarak güne başladık,

Çünkü biliyoruz bu memleket bizim ve bu memlekette yorulmaya pek vakit olmayan bir dönemden geçiyoruz,

Yarın önce gençliğin bildirisini kamuoyu ile paylaşacağız,

Akabinde Aralık ayında Küresel Vatandaşlık Zirvemiz var katılımcılarımızı açıklayacağız,

Gençliğe inanan ve destek veren tüm herkese teşekkürler,

Biz, sadece aracıydık,

Üzerimize düşeni yaptık,

Sonrasında dönüp arkamıza baktık,

Geldiler ve gittiler,

Hikayelerimize ortak oldular,

Yeni hikaye sahibi oldular,

Ve, şimdi gittikleri yerlerde hikayelerini anlatacaklar…

Ahmet K. 

13 Kasım 2019 Çarşamba

Gençlik ve Kırsal Kalkınma Projesi






Gençlik ve Kırsal Kalkınma Projesi,

Uzun zamandır bu hikâyenin içindeyim,

Anadolu’ya ve Anadolu’nun gençlerine inancın bir parçası bu proje,

Türkiye olarak biz üretmeliyiz,

Anadolu’nun bereketli ve verimli topraklarını değerlendirmeli,

Gençliğin üretim sürecinin en dinamik unsuru olmasını sağlamalıyız,

Bekleyen,

Değişimin geleceğini bekleyerek ümit eden bir gençlik yerine harekete geçen,

İçindeki enerji ve dinamizmi kullanan bir gençlik süreci başlamalı,

Biliyorum, bu bir günde olacak bir şey değil,

Hadi bugünden yarına gençler kırsala dönsün,

Kırsaldaki üretimin parçası olsun dediğimizde bunu yapmak mümkün değil,

Dönen neden dönecek,

Biz, dönecek olan gençlere neler sunacağız,

Genç kırsala gittiğinde yaşamında nasıl bir değişim olacak,

Bunun hepsini ortaya koymak ve göstermek gerekiyor,

Durum böyle olunca da al genç kardeşim sana şu kadar hibe genç çiftçi ol dediğinizde bu çarı karşılık bulmuyor,

Mesele para vermek değil,

Mesele gençliğin ihtiyaç ve beklentilerini görmek ve kırsaldaki yaşam kalitesini ve yatırımları bu doğrultuda şekillendirmek,

Biz, Türkiye’yiz,

21. yüzyıl gibi korkunç bir asırda ne olduğunun farkında olmazsan işte o vakit yaşanan korkunçluklar seni de bulmaya,

Yedi başlı masal ejderhalarının bir anda etrafını sarmasına sende muhatap olabilirsin,

Biz, farklılıklarımızı en büyük zenginlik olarak görüp ne olduğumuzun farkına varır ve bu doğrultuda birlikte çalışma kültürünü geliştirirsek yol kat etmeye başlarız,

Son 6 gün,

Türkiye’nin 81 ilinden seçilmiş gençlerimiz bir bir yola çıkacaklar,

Bölgesel çalıştaylardan sonra aradan geçen yaklaşık 2 ay içerisinde bir aidiyet oluşturmaya çalıştık,

Gençliğin zihinlerde kırsalı sahiplenmesi için bir başlangıç olsun istedik,

Haydi Türkiye’yi değiştireceğiz,

Gençlik kırsala dönecek,

Üretimin parçası olacak diye bir hedefimiz yok,

Bunun tek bir proje ile sağlanmayacağını da biliyoruz,

Öyle olsa zaten bunu bugüne kadar yaparlardı,

Bizim amacımız gençliğin dinlenilme arzusunun karşılık bulması,

Yaşadığımız coğrafyanın gençleri bunalmış durumda,

Kendisine konuşan ve sonrasında arkasına bakmadan giden,

Gittikten sonra da unutanlardan sıkılmış durumda,

Gençlik düşüncelerinin karşılık bulmasını ve dikkate alındığını hissetmek istiyor,

Mesele gençliği dilden düşürmemek değil,

Gençliği yılda 1 saat bile olsa dinlemek,

Sesine kulak vermek,

Ve, ortaya çıkan düşünceleri ayırt etmeksizin istişare kültürüyle yaşadığımız coğrafyanın politikalarına yansıtmak hepimizin ortak sorumluluğu,

Bundan 50 yıl ya da 100 yıl sonra,

Şu an yaşadığımız coğrafyada olan insanların neredeyse hiçbiri hayatta olmayacak,

Ben, olmayacağım,

Sen, olmayacaksın,

Biz, olmayacağız,

Ama bizim çocuklarımız, torunlarımız bu coğrafyada, bu dünyada hayatta olmaya devam edecekler,

Peki ya biz onlara ne miras bırakacağız,

Belki çok büyük bir miras değil ama bir miras bırakmak adına gerçekleştirdiğimiz bir proje Gençlik ve Kırsal Kalkınma Projesi,

Son 6 gün,

Siyasi düşüncelerini,

İnançlarını,

Bakış açılarını,

Ne taraftarı olduklarını bilmediğim gençler Anadolu’nun şehirlerinden bir bir yola çıkacaklar,

Tüm farklılıklarını bir zenginlik olarak gördüğümüz bu gençler,

Kapıdan içeri girdiklerinde hani Hazreti Mevlana’nın dediği gibi aynı dili konuşmasalar da aynı duyguları paylaştıkları için anlaşacaklar,

Mesele aynı dili konuşmak değil,

Aynı duyguları paylaşmak,

Biz, Türkiye’yiz,

Dünyanın neresine gidersek gidelim,

En nihayetinde ait olduğumuz coğrafyaya döneceğiz,

Yaşadığımız coğrafyada sadece benim mutlu olmam bizi mutlu yapmaz,

Bizim birlikte mutlu olmayı becermemiz gerekiyor,

Küçük bir aile düşün,

5 kardeşin var,

4 kardeşin mutsuz,

Sen, mutlusun aynı evin içinde bu mutluluğu ne kadar sürdürebilirsin,

Mutluluk paylaştıkça çoğalır,

Elbette eksiklikleri var yaşadığımız coğrafyanın,

Hepimizin isyanları var,

Ama sadece isyan etmek ne sağlayacak,

Daha iyiye gitmesi için emek vermedikten sonra,

Yarına dair hayaller kurmak gerekiyor,

Daha ilkokula başladığımız ilk günden itibaren ezberci sistemin bizden aldığı hayal kurma yeteneğimizi yeniden kazanmamız gerekiyor,

Bunun için Gençlik ve Kırsal Kalkınma Projesini gerçekleştiriyoruz,

Anadolu’nun bereketli topraklarına,

Kalbinde inanç olan bereketli insanlarıyla bir tohum ekmek istiyoruz,

Çıktık yola,

Devam ediyor yolcuğumuz,

Ve, devam edecek her gün daha çok bu sürece dahil olan inanan gençlerle birlikte,

Çünkü 100 yıl sonra ben, sen, biz bu coğrafyada olmayacağız ama bizim hayallerimiz, mirasımız bu coğrafyada yaşamaya devam edecek…

Öyle işte

Ahmet K.

9 Kasım 2019 Cumartesi

Yetişkin ve Şimşek Aileleri...


Şimşek ve Yetişkin Aileleri…

Tanıyanlar bilir beni,

Pek iyi görmez gözlerim,

Bu gece görmeyen gözlerim açıldı,

Uyanmak istedim,

Uyanamadım,

Uykudan kalkmak istedim kalkamadım,

Rüyamda kıyameti gördüm,

O korkunç tabloyu korkuyla hissettim,

Korku hiç sarmamıştı bu kadar bedenimi,

Kalkmak istedim,

Ama kalkamadım,

Uyanığım kalkmak istiyorum,

Ama bir türlü kalkamıyorum,

Korkunç acıyı hissettim bedenimde,

Kaçıyorum ama kaçamıyorum,

Yakalanıyorum ama pes etmiyorum,

Korkunç bir şekilde yaşadım kıyameti bu gece rüyamda,

Uyandığımda üst üste iki sigara içtim,

Zaten sonradan başladığım sigarayı anlamsız bir şekilde arttırmış durumdayım,

Uyuşturmak isteyen bir ruh hali,

Ama uyuşmayan sürekli düşüncelerle kendini yenileyen bir dünya benimkisi,

Gece uyurken televizyondan izlediğim Şimşek ailesinin ölüm haberinden mi yoksa,

Bundan birkaç gün önce televizyondan izlediğim Yetişkin ailesinin ölüm haberinden mi bilmiyorum,

Hiç tanımadığım,

Hayatım boyunca görmediğim,

Yaşamımın hiçbir evresinde hayatımda yer almamış olan Yetişkin ve Şimşek ailelerinin ölümlerinden etkilendim.

Hani Emine Akçay vardı çocuklarına ısınacak odunu bulamadığı için intihar eden Ana,

Hani İsmail Devrim vardı çocuğuna okul kıyafeti alamadığı için intihar eden Baba,

Tek başlarına gittiler bu hayattan,

Arkalarında bıraktılar çocuklarını,

O çocuklar ısınacak odun buldu mu sonrasında?

Ya da o çocuk okul kıyafetini alabiliyor mu artık?

Ne fark var aralarında,

Ya da nedir ortak yanları “yokluk”, “yoksulluk”…

Yetişkin ve Şimşek aileleri göçtüler, gittiler,

Kendi kıyametlerini kendileri getirdiler,

Geride kalanlara da konuyu tartışmak kaldı,

Arkalarından konuşmak,

İyi veya kötü,

Sonuç; kimsesizlik,

Kimsesizlik yedi başlı masal ejderhaları gibi her gün biraz daha etrafımızı sarıyor,

Ve, artık yedi başlı masal ejderhalarıyla mücadele eden kimseler kalmadı,

Korkunç bir şekilde ölümleri yaşıyoruz,

Sonrasında yaşadığımız ölümlerin ardından neden diye küçük bir sorgulayış sornasında,

Umursamazca yolumuza devam ediyoruz,

Suçlu Emine Akçay mıydı?

Suçlu İsmail Devrim miydi?

Suçlu Yetişkin ailesi miydi?

Yoksa suçlu baba Şimşek miydi?

Kim bu suçlu?

Eğer dışarıdan bakarsanız “evet” kendileri ettiler,
En son baba Şimşek için katil der geçersiniz?

Yaratıcı içinde bu böyle mi?

Hiç sanmıyorum.

Yaratıcı hiçbir zaman sonuca bir tek bakarak kararı veren değildir,

Bunu da son gönderdiği dinimizde İslamiyet’te ve son kitap Kuran-ı Kerim’de anlatıyor zaten,

Merhametin kimi bulacağı belli olmaz,

Çünkü merhametin sahibi biz değiliz,

Merhametin sahibi olan Hak,

Bizim baktığımız gibi baksaydı zaten biz olmazdık,

Katil olan baba Şimşek değildi,

Suçlu olan Emine Akçay değildi,

Suçlu olan baba İsmail Devrim değildi,

Suçlu olan Yetişkin ailesi değildi,

Suçlu olan benimde senin de içinde yer aldığımız toplumdu,

Onları ölüme sürükleyen sürece seyirci kalan,

Düzeltmek için hiçbir şey yapmayan,

Yaşandıktan sonra sadece seyirci kalmadım görüntüsü veren toplumdu.

Evet, verdik görüntüyü,

Üzüldük,

Hislerimizi yazdık sosyal medyada,

Ekranlara çıktı toplum önderlerimiz taziyelerini ilettiler,

Açıklama yapması gerekenler açıklamalarını yaptılar,

Peki ya ne değişti?

Emine Akçay gitti; çocukları odun mu buldu?

İsmail Devrim gitti; çocuğu daha iyi bir yaşamamı kavuştu?

Bunlar son noktaya gelmiş ölüme gitmiş birkaç isimden bazıları,

Peki ya şu anda ölüme gitmek için sırada olanlar?

Onlar ne olacaklar?

Adalet, herkese lazım,

Hazreti Ömer adaleti demek,

İslamiyet neferleriyiz demek,

Peygamber (SAV) ümmetiyiz demek,

Allah Allah nidalarıyla haykırmak değil mesele,

Günde 5 vakit namaz kılarsın,

Ama inanç nedir bir tür anlayamazsın,

Bırak kardeşim,

Bırak şekilci olmayı,

Ne kendini kandır,

Ne de seni yaratanı kandırmaya çalış,

Emin ol hiçbir vakit kandıramayacaksın,

Saat gecenin 4’ünde attım kendimi sokağa,

Hıçkırıklarımı hissettim boğazımda,

Çünkü ben kıyameti gördüm bu gece rüyamda,

Korkuyu hissettim iliklerimde,

Yok öyle eğilip bükülmeye gerek yok,

Doğarken elimize verilmiş garanti süremiz dolduğu,

Ölüm gelip bizi bulduğu vakit,

Bizden sorulacak İbadetimiz sadece namaz, zekât, oruç, hac değil,

Dinde zaten bu değil,

İslamiyet mantık dinidir,

Günde 5 defa okuduğumuz ve anlamını bilmeden ibadet ettiğimizi düşündüğümüz Fatiha’yı okumak değildir,

Şimşek ve Yetişkin aileleri üst üste gelmiş iki timsal,

Bir de daha yaşanmamış timsaller var,

Görmek istersen görürsün,

Görmek istemezsen gören gözlerin görmez olur,

Bu senin elinde,

Başkasının değil…



5 Kasım 2019 Salı

Kendini aramak...



 Her gün biraz daha uzaklaşıyorum “ben” egosuyla yaşayan insanlardan,
Eksiltiyorum insanların sayısını etrafımdaki,
Korkmuyorum yalnız kalmaktan,
Saçma dünyaların içine girmektense,
Kendim olup yalnızlaşmak bile daha mantıklı geliyor,
İnsanların nasıl bildiğini önemsemiyorum,
Rab nasıl biliyor tek taktığım o,
Hani yarattığım Ahmet yarattığıma değdi mi yoksa değmedi mi,
Sonuçta en kötü insanın bile cenazesinde iyi bilirdik diyor insanlar,
Radikal olmadığım vakit kaybedeceğimi ve hiç istemediğim dünyaların içine gireceğimi biliyorum,
Bunun için gerek yok öyle eğilip bükülmeye,
Kendinden uzaklaşmaya,
Çok uzun yaşayacağımı hiç düşünmedim,
Çünkü ölümün yaş ayırt etmediğini hep gördüm,
Küçük Aylan Bebeği de buldu.
Manastırdaki Bahe amcayı da ama hep buldu,
Devam da edecek bulmaya,
Peki yani beni bu yaşıma kadar müsaade ettiği için şükür halindeyim,
Peki yarın gerek var mı benzemeye ya da benzetmeye çalışmaya,
İnan yok,
Özgürlük insanın ruhunda,
Kendini bulmadan özgür olamaz insan,
Kendini bulamadan ayrılan milyonlarla yaşıyoruz,
Kendimi buldum mu,
Yunus Emre gibi ben bilmem diyorum bu soruya,
Ama aradığımı biliyorum çok uzun zamandır,
Yalnızlıktan,
Yalnızlaşmaktan korkmuyorum,
Benzemekten korkuyorum sadece, Kendim olamayıp benzemek,
Kime mi,
İşte önce kendine sonra etrafına bakınca anlıyor insan,.
Hakkı unutmuş hakkı yaşadığını düşünen ama batılın içinde kaybolmuşları gördükçe böyle düşünüyorum,
New York’ta bir otobüsteyim,
Her renkten insan var etrafımda,
Hiç bakmıyorum sağıma soluma,
Kimsenin dünyası ile değil kendi dünyamla ilgileniyorum,
Ilgilenme kimseyle ve kimsenin dünyasıyla sadece kendinle ve kendi dünyanla ilgilen,
Biliyorum radikal bir şekilde yürümeye devam edeceğim,
Sonunda olmayacak pişmanlıklarım çünkü hepsi en nihayetinde benim kararlarım olacak,
Yalnızlaşmaktan değil kendimden uzaklaşmaktan korkuyorum,
Ve, gidiyorum öylece,
Yanımda eşimle,
Giriyorum her yerde dua ile sığınağa…
Gündüz çıkarken yazmıştım buraya kadar,
Saat gece yarısını buldu,
24 bin adım atmışım neredeyse,
Yorulmadan atılan adımlar,
Aslında normalde asla yürümeyeceğim adımlar olsa da eğer bulunduğun yer yürütüyorsa yürüyorsun işte,
Yaşamda böyle bir şey,
Hayallerin varsa gidiyorsun peşinden,
Ama yoksa ne olursa olsun yürütmüyor seni zaman,
Paylaşmayı seven insanlar oldukça etrafımda mutlu oluyorum, Zamana anlam katmak istiyorsan,
Bileceksin paylaşmayı,
Paylaştığın vakit sana ait olan senin dışındakine de ait olmaya başlıyor işte o vakit anlamlanıyorsun,
Biliyorum mutsuz olan insanların ortak sorusu neden?
Basit aslında cevabı kendini bulamamış olmak,
Kendini aramayanın bulabilme imkanı yoktur,
Sen hiç kendini aradın mı,
Megapol bir şehrin içinde her ırktan insan arasında kendimi arıyorum,
Sabah çıkarken yazmıştım sanırım kendime en zor tarafım radikal bir şekilde vazgeçebilmem,
Yine vazgeçilerim var,
Ve, yine bir yolculuk halindeyim,
Gidiyorum gündüz gece,
Uzun ince bir yolda… 

Kendin olacaksın

Rahat olacaksın bu hayatta,
Düşünmeyeceksin mesela öyle çok fazla,
O ne der,
Bu ne der,
Önemli değil diyeceksin,
Önemli olanın senin ne düşündüğün olduğunu unutmayacaksın,
Yol gider,
Sen gidersin,
Ve, sonrasında kararlarınla başbaşa kalırsın,
Mesela ne olacağım demeyeceksin,
Sen ne olacaksın dediklerinde,
Kulak vermeyeceksin,
Zaten olduğunun farkında olarak yol gitmeye devam edeceksin,
Olmak isterken zaten yaşamının tümünün avuçlarından akacağını unutmayacaksın,
İnsanlar olmak isterken,
Yaşam avuçlarından gidiyor,
Ve, sonrasında olmak istediklerinden de uzak pişmanlıklarla gidiyorlar,
Mesela durmayacaksın hareket edeceksin,
Oradan oraya giderken,
Aslında dünyanın senden bir parça olduğunu bileceksin,
Düşünsene sana ayrılan süre ne kadar olabilir,
Daha ne kadar hikayen devam edebilir ki,
Maksimum,
En maksimumunu bile düşününce bile kısa geliyor değil mi?
O zaman ne gerek varsa hırsa,
Hesaba kitaba,
Kendin olmamaya,
Korkunç bir canavara dönüşerek yaşamaya,
İşte bu yüzden kaybediyor dünya,
Hırslarının kölesi olanlar,
Dünyaya kazık çakacak gibi yaşadığından dolayı,
Hem kendilerine,
Hem etraflarına,
Hem de insanlığa korkunç bir şekilde zarar veriyorlar,
Rahat olacaksın bu hayatta,
Kazık kazan olmadığını bileceksin dünyaya,
Ve, farkında olacaksın senin de çakacak bir kazığın olmadığını,
Yaşayacaksın hayatı,
Gelecekte değil,
Hep bugünde,
Gelecek aslında bir afyon,
Hayatı yaşayanlar ise anın içinde olanlar,
Sana gelecek dediklerinde,
Bileceksin gelmeyeceğini,
Hayat kısa,
Kuşlar uçuyor diyor ya tam da öyle işte,
New York’ta terastan bakarken dünyaya,
İçimden geçenler bunlar,
Tek meselemiz var anı yaşamak,
Yaşarken de arkamızda biraz bize ait iz bırakmak,
Kim ne yapar,
Ne der,
Umursamadan,
Kendimiz olarak,
Kul olarak,
İnanarak,
Ve, inandığımız gibi yaşayarak… 

2 Kasım 2019 Cumartesi

Karayipler günlüğü ve istikamet New York

Yaklaşık 4 yıl oldu,
Bizim Çetin abi Zeytinli Rock Festivali var gidelim mi dedi,
Sonra düştük yola,
Orada tanıştık Mesut ve Dinçer’i
Bir bina kiralamış otele dönüştürmüşlerdi,
Karşılıklı bir apartman dairesinde oturmuş iki genç,
Sonra bir gün Mesut bir proje aracılığıyla geldiği Karayiplere haydi birlikte gidelim ve şansımızı deneyelim diyor,
Sonra çıkıp geliyorlar,
Sana ait olmayan bir coğrafya anandan babandan 9000 km uzaktasın,
Geldiklerinden beridir uzaktan izliyordum ikisini de,
Hikayelerinden paylaşımlarını gördükçe de merak ettiğim bu coğrafyaya gelmek istiyordum,
21 Ekimde çıktık yola önce Amsterdam, Brüksel oradan Rotterdam sonra Karayipler,
Bir haftadır buralardayız,
Eşsiz bir coğrafyanın içine girdik,
Hani İran’a gittiğimde Esfahan Nifzi Cihan demişlerdi, (Esfahan Cihan’ın yarısıdır demek)
Cihanın diğeri yarısı da buralarmış,
Karayipler denilince aklınıza tek bir ada gelmesin,
7000 adadan oluşan bir tarafta Karayip denizi diğer tarafta Atlas Okyanusu arasında cennetten kareler gibi buralar,
İnsan görünce buraları daha bir şükür ediyor Rabbe,
Hani dünya güzel bir yer ya,
İşte bir tek yaşadığın topraklardan bakınca dünyaya farkına varmıyor insan güzelliklerin,
63. Ülkeme geldim,
Zamanın içinde geride kalan 63 ülke,
Karşımda Karayip denizi,
Bir adadan diğer adalara doğru bakıyor bakışlarım,
Denizin dalgaları turkuaz rengiyle vuruyor bembeyaz kum taneleriyle sahile,
Sanki birazdan yükselecek gibi aniden vuracak gibi en yükseğe,
Hiç aklımda olmayan bir coğrafya 4 yıl önce tanıdığım iki genç çektiler beni bir anda hikayenin içine buraya doğru,
Eşim Ayşenur yanımda,
Bir denize bakıyorum,
Sonra maviye,
Sonra dönüp Rabbe bir kez daha şükrediyorum,
Dünya güzel bir yer,
Ve, inandığım bu kadar güzelliği. Yaratan Rab bizim bu güzellikleri tanımamızı da bir görev vermiş bize,
Yoksa her yer birbirine benzerdi dünyada,
Her şey bu kadar farklı olduğuna göre,
O zaman farklılıkların gökkuşağı gibi ahengini yaşamak lazım,
Yarın yine yolculuk var,
Amerikaya doğru uzanacağız ilk durağımız New York olacak orada bizi neler bekliyor olacak bilmiyorum,
Kalacak yerimiz bile belli olmadan yine gidiyoruz,
Hani uzun ince bir yoldayım,
Gidiyorum gündüz gece,
Diyerek başlamıştık ya seyahate yine aynı noktada devam ediyor yolculuk,
Gözlerim mavinin tam da uzakta bütünleştiği yerde,
Teşekkürler Mesut Teşekkürler Dinçer,
Yolunuz açık olsun,
Biliyorum hikayelerimiz yine kesişecek ama bakalım bu sefer nerede olacak,
Istikamet New York…