21 Ağustos 2022 Pazar

Gençleri Birbirine Benzetmekten Vazgeçin! Bir de çözüm reçetesi...

Bitmek, tükenmek bilmeyen bir kininiz var,

Söyleme gelince Hakkı dilinden düşürmeyen,

Pratiğe bakınca ise tam tersi uygulamalarla birbirini tüketen bir topluluk olmak!

Nedir alıp vermediğiniz,

Sen yönetmişsin,

O yönetmiş ne fark eder kimin yönettiğinin ne önemi var,

Zor mu birlikte yönetmek,

Yedi başlı masal ejderhalarına dönüşüp benden olmayan herkesi bir şeyci olarak etiketlemek,

Aklın almadığı bir coğrafya bizimkisi.

Camiye giderek poz vermeden siyaset bile yapılamayacağını düşünmek,

Cami siyaset parantezinde birbirini kandırmak!

Kendisini cennetin dünyadaki temsilcisi olarak görmek,

Yetmiyormuş gibi bir de cenneti kendinin dışındakilere pazarlamak,

Bir rahat bıraksanız,

İnsanlar bir kendileri olsalar toplumsal tüm sorunlar çözülecek,

Yok!

Kimse kimsenin kendi olmasına izin vermiyor,

Sürekli olarak bir benzetme yarışı,

Bugün sandığa gidecek gençlerin tamamı AK Parti döneminde doğdu,

En çok eleştiren kim tam da bu dönemin çocukları,

Neden biliyor musunuz?

İçinizdeki bitmeyen benzetme arzusu,

Birbirlerine benzesinler istiyorsunuz!

Farkında değilsiniz,

Cumhuriyet döneminin en uzun soluklu tek başına iktidarı döneminde bile bunu yapamadınız,

Bundan sonra da yapamayacaksınız!

Sizin politika ve yaklaşımlarınızdan dolayı inancını kaybederek dünyanın dört bir yanına savrulan gençler var!

Avrupa’da sokakları gezerken karşılaştığımız her genç burada nasıl kalırım sorusuna cevap arıyor!

Yok yetmiyor bir de Türkiye’de olanlar ben nasıl gelirim arayışı içerisinde.

Ben, yönetmeliyim,

Ben,

Ben, bitmek bilmeyen bir hırs.

2023 seçimleri süreci başladığında 81 ile bakın bilmem kaç dönem önce seçilmiş olanlar dahil başlar aday adayı olma süreci,

Daha şimdiden başladı yerelde halk ziyaretleri,

Toplumsal mesajlar vermeler,

Milletimizle birlikteyiz, 

Milletimizi dinliyoruz söylemleri,

Anlamıyorsunuz değil mi?

Yeni nesil bunların hiçbirini kabul etmiyor,

Ettiremiyorsunuz,

Siz elinizdeki akıllı telefonu kullanamazken o akıllı telefonun üretim sürecini düşünen ve üretildiği coğrafyalarda sanal ortamda yolculuk yapan bir beyne sahip!

Ahmet yurt dışına gitti!

Acaba hangi örgüte mensuptu?

Her gidenin arkasından aynı yaklaşım,

Tek bir örgüte mensuptum o da Türkiye Cumhuriyeti Devletiydi.

Yüksek bir tepeye çıkmış uzaktan yaşadığım coğrafyayı izliyorum,

İnsanlara bakıyorum,

Gaziantep’te ve Mardin’de katliam gibi gerçekleşen 2 kaza,

Ölen onlarca can,

Düşünsenize dün ölenlerden biri anneniz,

Babanız,

Evladınız olabilirdi!

Zaten öyle değil mi?

Hiçbirimiz anne ve babamızı seçmedik,

Tam da bu yüzden Atlas’a her baktığımda ya da sokakta gördüğüm her çocuğun gözlerine baktığımda benim çocuğum gibi bakıyorum.

Yönetmek isteyenlerin mücadelesi bitmez bizde,

İktidar değişir sonrasında da intikam arzusuyla gelenler yeni bir döngü başlatır,

Ve, sonrasında aradan 100 yıl geçer biri kalkar der ki mezarı bile belli olmayanlar için vatan hainiydi.

Nedir sizin hain olmama anlayışınız!

Toplumsal uzlaşı ve barışa en önemlisi de birbirinden intikam almayan yaklaşımlara ihtiyaç var.

Farkında değilsiniz değil mi geçmişin kin ve nefretini köpürte köpürte geleceğe taşıyarak gelecek nesillere miras dahi bırakamıyorsunuz.

Türkiye’de kim gençleri kazanmak istiyorsa birbirine benzetmemeyi vaat etsin!

Ben Türkiye’nin 81 ilini gezdim,

81 ilde konferanslar, eğitimler verdim konuşmalar yaptım.

Gittiğim her coğrafyada gördüğüm her bir gencin potansiyelinin ne kadar büyük olduğunu onlarla konuşurken tattım.

Ufkumu genişleten,

Hayal dünyamı zenginleştiren gençlerle karşılaştım,

Ürettiği fikir ve projeleriyle bizi dünyanın bir adım önüne geçirecek hayal dünyasına sahip yaklaşımlar gördüm.

Sonra o gençlerin hep bir yerde motivasyonu kırıldı,

Hevesleri kaçırıldı,

Neden biliyor musunuz?

Anlaşılamadılar,

Anlaşılmak isteyen gençler hala Anadolu’nun dört bir yanında,

1960, 1980 Darbeleri,

Muhtıralar,

Darbe girişimleriyle kendi kendine en büyük zararı veren bir coğrafyayken bunların hepsinden daha büyük bir Darbe yaşıyor Türkiye nitelikli beşeri sermaye göçü,

Darbelerle gerçekleşenin çok daha büyüğü gerçekleşiyor.

Sizin korkunç savaşlarınız ve iktidar mücadeleleriniz arasında Anadolu’nun gariban gençleri yok oluyor,

Üzerine bir de cennete uğurluyoruz söylemleri,

Bir dönüp arkanıza bakın,

Neler yaşandı koca bir asırda,

Neler oldu,

Ve, gelinen noktada değişen ne var?

Hepimiz yaralı birer kuşuz,

Her birimizin farklı yaraları var,

Aradan geçen yılların karşısında ise birbirimizin yaralarını iyileştirmek yerine yaralara basarak ileriye gidebileceğimizi zannediyoruz.

Bazen diyorum Allah’ım nasıl bir asra denk geldik,

Bizden önceki asırlar da böyle miydi?

Bunları buraya gelince yazmaya başlamadım,

İlk çığlığımı attığımdan bu yana neredeyse 17 yıl geride kaldı,

Edebiyat derslerinden en kötü notları alan öğrenci 3 kitap yazdı,

Yetmedi televizyonlara çıktı,

Yetmedi projeler yazdı ve bunların her biriyle aslında toplumsal çığlığa katkıda bulunmak için mücadele etti,

O da yetmedi karar alıcıların karşısında bir bir ne düşünüyorsam,

Konuştum,

Anlattım,

Söyledim!

Hiçbiri benim düşüncem değildi çünkü beni ben yapan toplumun içinde olmaktı ve toplumu dinleyerek öğrendiklerimi paylaşıyordum.

Tam da 2023’e doğru giderken size bir reçete önereyim mi?

Gençleri birbirine benzetmekten vazgeçin,

Her yerde üniversite kurmayı bırakın,

Çocukların ve gençlerin ihtisaslaşacağı mesleki eğitimi öne çıkaran bir eğitim sistemi getirin,

Üniversite bittikten sonra diplomayı alan gencin ben ne iş yapacağım sorusunu sormaması için erken yaşlardan itibaren çocukları ve gençleri tanıyan bir yaklaşım benimseyin,

Zamanında sizin açtığınız yollarda mecburiyetten belirli cemaat vb örgütlere üye olmak zorunda kalan bireyleri suçlamayı bırakın yolu açanları suçlayın,

Düşüncenin özgürleşmesini sağlayın, bırakın insanlar düşüncelerinden dolayı yargılanmasınlar, insanlar düşündüklerini kendilerinde tuttukça birikiyor ve dünyayla rekabet edemiyoruz,

Mülakat, kpss vb ne kadar sınav varsa hepsini kaldırın ihtisaslaşma liyakatini kurun. Bilgisayardan anlamayan sınavda başarılı oldu diye mühendislik okuyor, bilgisayarda en mükemmeli ortaya koyan fizik, kimya, biyoloji, edebiyat yapamadığı için mühendis olamıyor. Sonra mühendisliği bitiren mühendislik dışında başka bir iş yapıyor.

Üniversitelerde akademisyen olma sürecini bilimsel yeterlilik ve bilimsel üretim sürecine dönüştürün. Üniversitelerin rektörleri dahil hiçbir kadrosunu belirlemeyin. Bırakın her bir üniversite dünyayla rekabet edecek yaklaşım ve ortamını kendi kursun eğer beceremiyorsa da sıkı bir denetimle değiştirmekten çekinmeyin,

Sivil toplum kuruluşlarını özgürleştirin; kim hangi düşünceyle neler yapmak istiyorsa yapsın, siz STK’ları ayrıştırmadan finansal desteklerin etkin ve adil bir şekilde dağılımını sağlamaktan sorumlu olun!

Devletin adı Türkiye Cumhuriyeti bırakın geriye kalan kimlikleri kim kendini nasıl tanımlıyorsa tanımlasın; siz çatıyı sağlamlaştırın gerisini boş verin. Türk – Kürt, Alevi – Sunni, Başörtülü - Başörtüsüz vb tartışmaları kendi aranızda yapın bırakın toplum hissettiği gibi yaşasın. En korkuncu da koca bir asır sonra bir Ermeni kökenli genç Kaymakam oldu diye bunu paylaşmaktan asıl utanın bunca yıl boyunca neden olmadı diye oturup düşünün. 

Yedi başlı masaj ejderhaları gerçek hayatın içinde de var ve önüne ne gelirse parçalayıp, yok etmeye çalışıyor. Bundan yıllar sonra şimdinin çocukları büyüdüklerinde sizi yargılayacaklar ve sizinle ilgili kararlar verecekler,

Nasıl hatırlanmak istiyorsanız öyle iz bırakın!


18 Ağustos 2022 Perşembe

Sevgi Annenin Çığlığı... Okuyun Belki de Sizin annenizdir...

‘’Sizi hiç tanımıyordum.

İki üç güne kadar tv de haberleriniz çıkana kadar.

İyi bir insan evladı, vicdanlı ve vefalı olduğunu söyledi kalbim.’’

Bana ait değil bu cümleler,

Aynen böyle başlıyordu mektup.

Mesaj istekleri kutusunda buldum mesajı.

‘’İçimi dökmek için sizi rahatsız ettim.’’ diye devam ediyordu.

Beni aldığım yüzlerce mesaj ve mail içerisinde en çok etkileyeni bu oldu.

Hiç tanımadığı birine içini dökmek isteyen bir Anne Sevgi,

Toplumsal çığlığın benim için simgesi çünkü içimizdekileri dökecek insan bulamıyor kimse.

Sürekli kendisine konuşan ama hiçbir şey yapmayan herkesten tiksinti uyandıran bir ortamda yaşıyoruz.

Kimse sizin nelerle mücadele ettiğinizi,

Neler yaşadığınızı,

Neler düşündüğünüzü dinlemiyor,

Kendisini anlatma derdinde olan yığınların arasındayız.

Dinleme kültürünü kaybettik,

Dinlemekten korkmaya başladık.

Ne Sevgi annenin düşüncesini,

Ne bakış açısını,

Ne dünya görüşünü,

Ne de bir cemaat, tarikat, siyasi parti üyeliği var mı yok mu bilmiyorum.

Beni de ilgilendirmiyor.

Biliyorum içinizden birileri bir annenin birazdan paylaşacağım çığlığını yazınca hemen etiket vuracaksınız,

Sakın!

Sakın! 

Bunu yapmayın!

Sırf bunu yaptığımız için kaybediyoruz,

Birbirimizden uzaklaşıyoruz,

Birbirimizi anlamıyoruz.

Etiketlemek en kolayı,

Bugün birileri etiketledi diye siz de sorgulamadan etiketlerseniz işte o vakit Allah’ın size verdiği aklın hiçbir anlamı kalmaz,

Yaşamın içinde onurlu ve emek vererek yol kat etmeye çalışan,

Sırf birileri zorladığı için mecburiyetten belirli kapılara gitmek zorunda kalan insanlar da olduğunu unutmayın.

Örneğin; siz yıllarca gençlerin barınma sorununu çözmeyin,

Sonra garip Anadolu çocuğu o üniversiteyi okumak için mecburiyetten tarikatların ve cemaatlerin kucağına düştü diye suçlayın!

Barınma sorununu çözmeden üniversiteleri her ile fakülteleri yüksek okulları ilçelere açarsanız sonra o çocuklar üniversiteye gittiklerinde bugün size yakın olan yerlere gitmek zorunda kaldıklarında yarın ise tam tersine siz uzaklaştığınızda gitmek zorunda kalanları ötekileştirme hakkınız yoktur.

Önce insanca barınma ortamı kurun sonra çocukları ve gençleri eleştirin!

Dönelim Sevgi Annenin Mektubuna;

‘’Bu ülkedeki çokları gibi yüreği yanık bir anneyim.

Çaresizim Allah’ımın gücüne gitmesin!

Güç şartlarda yetiştirdiğim iki oğlum var!

Allah cümlenin evlatlarına hayırlı yazgılar yazsın içinde de benim evlatlarıma’’

Annenin vakur duruşuna baksanıza sadece kendini ve kendisine ait olan iki evladı düşünmüyor,

Önce beni,

Seni,

Onu düşünüyor daha sonra kendi çocuklarını düşünüyor.

‘’Biri Polis, diğeri ise elektrik elektronik mühendisi,

Mühendis olan abisine özendi,

Komiser yardımcılığı sınavına girdi ve bütün sınavları başarıyla tamamladı,

Ve iyi bir dereceyle mezun olacakken eğitim sonu sınavında (ESS) adı altında 1 dakika süren liyakatsiz bir şekilde elediler çocuğumu.

Dava etti, mahkeme tutanaklarıyla sabit. Mahkeme haklı buldu oğlumu yine sınava çağırmak zorunda kaldılar. Bu sefer 30 saniye sürdü sınav. Bir buçuk günde açıkladılar başarısızsın dediler. 

KPSS sınavına girdi 88.5 puan aldı devlet memuru olmak için girdiği bütün mülakatlardan elendi. Aşırı derecede morali bozuk. Psikolojisini bozmamak için insan üstü gayret gösteriyorum ama bende kafayı yemek üzereyim. İngilizcesi var yurt dışına gitse hiçbir tanıdığımız yok. Neyse hakkınızı helal edin. Yazılarınızı okudum en çok da 1 Ağustos tarihli olanı hem okudum hem de gözlerimden yaşlar döküldü. Hem bu kadar emek verip hem de bu ülkede yaşamak bu kadar zor olmamalı kardeşim’’

Ne yaptın Sevgi Anne?

Bu cümleleri okurken boğazım düğümlendi,

Yaşadıklarım bir bir geldi gözümün önüne,

Acaba kaç hanede kaç anne ve baba çocuğu için bu psikolojiyi yaşıyor,

Düşünsenize binbir emekle hayalle büyüttüğünüz evladınız,

Yetiştirdiğiniz,

Emek verdiğiniz canınız,

Yaşadıkları zorluklarla içine kapanıyor ve siz onu gördükçe siz de onunla birlikte eriyorsunuz.

Hani en tepeden diyorlar ya bu ülkenin tüm vatandaşları eşittir!

Hangi eşitlikten bahsediyorsunuz?

Yakınların eşitliği diyorsanız haklısınız!

Kusura bakmayın ben sizin eşitlik anlayışınıza inanmıyorum.

Ne bir cemaat üyesi oldum,

Ne bir tarikat,

Ne de benzeri bir yapı,

Hani milliyetçilik, ülkücülük diyorsunuz ya,

Ben içinizdeki en önde giden Türkiye milliyetçilerinden oldum.

Öyle lafla olmuyor bu işler,

Memleket için taş üstüne taş koyanlardandım.

Ey Sevgi Anne ve Oğlu,

Senin bir defa Elektrik Elektronik Mühendisi mezunu bir birey olarak polis olmayı düşünmen en büyük hata,

Sen mühendissin,

Sen üretensin,

Sen teknolojiyle Anadolu’nun çağ atlamasına katkı sunması gerekensin,

Bakma sen sürekli polis istihdamı yapıldığına,

Üniversiteye mühendis olarak girdiğin ilk günü hatırla,

Ve, o hayallerine sadık kal,

Peşinden git!

Senin atanmak istediğin devlet kadrolarında 15 yıl çalıştım,

Emin ol üretimden kopmamak,

Hayallerimden vazgeçmemek için o kadar çok mücadele ettim ki,

Bazen kendimi kandırdım,

Sana Fatih’in 21 yaşında İstanbul’u fethettiğini anlatırlar,

Ama kaç yaşına gelirsen gel koltuğunu terk etmek istemeyenler için sen hep bir çocuk olursun!

Neden elendiğini bilmiyorum,

Ama bir annenin mesajından anladığım içinde üretme arzusu olan bir genç görüyorum,

Boş ver devlete atamazlarsa atamasınlar,

Sen hayallerinin peşinden git,

Yaşadığın coğrafyada girişimciliğinle neler yapabileceğini düşün,

Alanında ihtisaslaşmak için emek ver.

88.5 aldın ya kimse kıymetini bilmedi,

Zaten soruları da iki de bir çaldırıyorlar,

KPSS yerine kendine emek ver,

Zaten ne kadar emek verirsen ver,

Bir gün birileri devlet memuru olmadan sırf birilerine yakın olduğu için gelecek senin başına genel müdür olacak, başkan olacak, başkan yardımcısı olacak,

Oturduğu yerden üreten seni de tüketecek!

Sevgi Anne,

Sen, Allah’tan ümidini kesme,

Dilinden Hazreti Ömer Adaletini düşürmeyenlere de bakma,

Allah var ve her şeyi görüyor,

Sadece kendilerini öyle kaptırmışlar ki onun bile farkında değiller.

Biz, iyiler dayanışmak zorundayız,

Yakında Avrupa’da derneğimizle Türkiye’den gençlere ev sahipliği yapacağız,

Anadolu’nun her bir gencinin yetişme sürecine katkıda bulunacağız,

Eğer oğlun gelmek isterse bizim de ona kapımız sonuna kadar açık.

Birileri ne derse desin,

Yüreğinde iyilik ve doğruluk olanlar olarak dayanışmak zorundayız.

Farkında değiller kendi kısır tartışmaları arasında Anadolu tarihinin en büyük beyin göçünü veriyor,

Bu göç nitelikli beyin göçü ve ülkenin en büyük tehdidi bu.

Ey Sevgi Annenin oğlu,

Ne adını biliyorum,

Ne de seni tanıyorum,

Ama böyle bir annen olduğu için ne kadar gurur duysan az,

Sakın vazgeçme,

Biz, bu hayatta dik durmadığımız gün olursa üzülenlerden olacağız,

Emin ol sende evleneceksin,

Ve, bir gün çocukların olacak,

Sonra benim çocuğum Atlas ve senin çocuğun çocukların ve gençlerin hayal kurmaya başladığı bir coğrafyada,

Kimsenin kimsenin hakkına girmediği günlerde birlikte gökyüzüne bakarak,

Uzaya doğru yolculuk yapacakları araçları tasarlayarak farklılıklarıyla emek verecekler.

İki gündür yüzlerce mektup arasından beni en çok etkileyen Sevgi Annenin mektubundan etkilenerek soluk alıyorum,

Sevgi anneler her yerde sadece çığlıklarını duymak gerekiyor,

Yoksa bir gün çocuğuna ısıtacak odun bulamayan Emine Abla gibi ya da harçlık veremediği için bunalan İsmail Abi gibi korkunç haberleri gördüğümüzde etkileniyoruz.

Mesele şimdi oturup dinlemek yarın çok geç.



11 Ağustos 2022 Perşembe

Beyin Göçü

Beyin Göçü


İlk defa 1962 yılında Kanada’ya göçü tanımlamak için Royal Society tarafından kullanıldı.


Peki nedir bu beyin göçü?


İnsan dediğimiz varlık en büyük gücünü beyninden alıyor.


Beynin sınırlarını zorladıkça,


Belleğin etkinliğini arttırdıkça aslında yaşadığı dünyayı, galaksiyi ve evreni anlamlandırma süreci başlıyor.


Beynin en büyük besleyicisi ise; özgürlüktür.


Özgür düşünemeyen bir beyin körelmeye,


Üretememeye,


Ve, en önemlisi kullanılmamaya mahkumdur.


Bir insanı alın yaşadığı coğrafyada zihinsel olarak baskılayın; her ne kadar istediği gibi hareket edebilse de, gökyüzüne baksa da, soluk alırken ormanın derinliklerinde asırlık çınarların arasında yürüse de özgür değildir. 


Özgür düşünemez.


Bir insanı alın koca bir ömrünü tek bir hücrede yaşayacak bir hikayenin içine sokun baskılamayın yine de özgür düşünür.


Yani beynin baskı algısı kritik bir eşiktir.


Eşik geçildiği anda beyin üretimden kopar ve kendini tekrar ederek,


Bunalımı yaşadığı bir sürecin içine sürüklenir.


Adı her ne kadar Beyin Göçü olarak 1962 yılında konulmuş olsa da insanlığın ilk döneminden itibaren düşünceyi özgürleştirmek isteyenlerin hareketliliği zaten devam ediyordu.


Teknolojinin hızlı bir şekilde ilerlemesiyle birlikte bu hareketlilik süreci arttı.


Ne kadar özgür bir coğrafya tanımı yapmanız önemli değildir,


Önemli olan insanların kendilerini nasıl hissettiğidir.


Siz, insanların sizi gibi düşünüp,


Sizin gibi yaşamalarını,


Ve, en korkuncu sizin gibi hareket etmelerini dayattığınız bir ortamda zihnin özgürlüğünden bahsedemezsiniz.


Gelişmiş toplumlar,


Teknolojiye yön verenler bugün düşünceyi baskılasınlar emin olun ertesi gün sıralamadaki yerleri hızla gerilemeye başlar.


Yönetme arzusu yüksek olan coğrafyalarda düşünce daha çok baskı altındadır,


Çünkü düşünen beyin sorgular,


Ve, sorgulayan beyinler yönetimler için her zaman tehlikelidir.


Yüzlerce olan üniversite sayısını binlere ulaştıralım,


Eğer üniversitelerin içerisinde özgür düşünce veya baskılanan beyinler varsa,


Bilim ve üretim adına hiçbir şey ortaya çıkmaz.


Çünkü kimse risk almaz!


Düşüncenin baskılanmadığı ortamlarda ise risk alan aktörlerin sayısı artar.


Bütün üniversiteleri kapattığımızı varsayalım tek bir üniversitemiz var,


Ve, burada beynin ve ürettiği düşüncenin üzerinde baskı olmadığını düşünelim,


İşte yüzlerce üniversitenin yapamadığını tek başına o üniversite yapar ve bir anda sizi dünya üniversiteleri sıralamasında en öne doğru ilerletir.


İnsan düşündüğü kadar hayal kuran bir varlık,


Hayal ise baskının olmadığı yerde kurulur,


Sabahtan akşama kadar çıkıp ekranlara baskının olmadığını anlatıp durun,


Mesele sizin anlattığınız değil,


İnsanların hissettiği!


Beyin göçü veren ülkelerin ortak özelliği bitmek bilmeyen baskılanmadır,


Baskılanma ise sorgulamamayı beraberinde getirdiği için yönetenin tercihidir.


Beyin göçü süreci yaşı baskılamanın dozuna göre değişir.


Şiddetin az olduğu ortamlarda en nitelikli olanlar sınırlarının zorlandığını düşünerek gider,


Şiddetin orta seviye olduğu coğrafyalarda ise eğitim süreci veya mesleki hayatın ilk dönemlerindeki hayal kırıklıklarıyla hareket başlar,


En tehlikelisi ise beyin göçü yaşının veya bunu düşünmenin çocukluk dönemine kadar inmesidir.


Düşünün her sabah uyanıyoruz,


Ve, ekranın başında, sosyal medyada, gazetelerde size ne kadar özgür olduğumuzu anlatıyorlar,


Eğer beynin düşünme süreci zayıflamış,


Sınırlarını zorlamıyorsa buna inanmak mümkün,


Tam tersine sınırları hala zorluyorsa o vakit sizin ne dediğiniz değil insanların nasıl hissettiğidir önemli olan.


Kendisini farklı hissetmesi gereken beynini kullanmayan varlığa dönüşmek ise İnsan için en tehlikeli olanıdır.


Beyni kullanan insandan size ne tür fayda ve zarar gelebileceğini öngörürken,


Bunun aksi durumda bunu öngöremezsiniz!


Şiddet, tecavüz, cinayet, intihar, yoksullaşma, ensest ilişkiler, değer yargılarından uzaklaşma, kavga vb bir çok şeyin temel nedeni aslında beynin doğru bir şekilde eğitilmemesiyle ve kullanılmamasıyla ilgilidir.


Beyin göçü veren coğrafyalar günü kurtarmaya çalışırken,


Göç alanlar ise geleceği inşa ederler.


Beyin göç veren coğrafyalarda bitmek bilmeyen bir hesaplaşma süreci vardır,


Çünkü her iktidar olan kendi baskılanmışlıklarının intikamını alma güdüsü taşır,


Beyin göçü alan ülkelerde ise kendinden öncekilerin bıraktıklarının üzerine ne koyabilirim endişesi vardır!


Beyin göçü veren ülkeler seçim endeksli bir hikayenin parçasıyken,


Alan ülkeler ise seçmen odaklı bir hikayeye sahiptir.


Özgürlükleri anlatmayın,


Özgürlükleri yaşatın!


Teknofest ve Zeytinli Rock Festivalleri üzerine 2 ayrı haber gördüm,


Bunların her ikisini de birbirinden ayıramazsınız,


Kalkıp biri iyi diğeri kötü dediğinizde baskılama yapmış olursunuz,


İnsanların zihinsel özgürlük sürecini nerede daha iyi yaşayacaklarına karar veremezsiniz,


Bu iyi burada yaşasınlar,


Ya da bu kötü burada yaşamasınlar dediğiniz de kime göre sorusu sizi bulur?


Sonrasında ise size sorarlar ya sana göre olan bana göre olan değilse,


Birine ne kadar destek veriyorsanız,


Diğerine de o kadar destek vermek zorundasınız,


Çünkü her ikisinin içinde yer alanlarda aynı toplumun içinde yaşıyorlar,


Aksini yaptığınızda söylem olarak dile getirdiklerinizin tamamı boşa düşüyor.


4 yıl boyunca Türkiye’nin en büyük Gençlik Festivalini uluslararası katılımcılarla birlikte organize eden ekibin başında yer aldım.


Her kesimden insanın bir araya gelmesini,


Ve, bize uygulansa da katılımcılara uygulamadığımız için her biri ayrı ayrı katılımcıların zihin dünyasında iz bıraktı.


Beyin göçü çok tehlikelidir.


Çünkü nitelikli olarak yetiştirdiğiniz beyinler farklı ihtisas alanlarında sizin coğrafyanızda yeterlilik kazanmışken,


Birikim ve kazanımlarını başka coğrafyalara taşıma arzusu taşıyor,


En korkuncu da çocuk diyebileceğimiz yaşlarda bunun hayalini kurmaya başlamışlarsa geçmiş olsun.


İnsan düşünmek ve sorgulamak üzerine gelmiş bir varlıkken,


Siz bunu elinden aldığınız vakit tehlikeli bir toplum yapısı oluşur.


Kimse kusura bakmasın,


Biz bizden öncekilerin mirası üzerine zaten beyin göçünün bir parası olarak büyüdük,


Kendimizi yetiştirdiğimiz coğrafya için dünyadan gördüklerimizden hareketle değişim ve dönüşümü arzuladık.


Fakat beynin baskı altına alınma sürecinin verilen emeklerle kırılmasını bekledikçe değişenin olmadığı görmek insanın kendisini bir adım geriye çekerek düşünme yetisini kaybetmemek için bir sorgulama süreci içerisine girmesine neden oluyor.


Durun!


Her şeyi bilen insanlar değiliz,


Bilmek zorunda da değiliz,


Kimse kusura bakmasın her şeyi en iyi ben bilirim yaklaşımıyla hareket edenlerin baskısıyla da yaşamak,


Ve, gelişmiş dünyayla rekabet etmek de mümkün değil.


Bugün elimizde hala bir fırsat var,


Sizin yaşadıklarınızı biz yaşadık,


Peki ya genç kardeşim,


Bizim yaşadıklarımızı da çocuklarımız yaşayacak mı yaşamayacak mı?


Günlük gündemleri sadece gözünüzün önünden geçirin,


Takip ettiğiniz mecra neresiyse bir düşünün,


Ve, sonrasında bırakmak istediğiniz mirasa kendiniz karar verin!


Beyin göçü dünyanın içinde devam ediyor,


Etmeye de devam edecek,


Sadece göç veren mi olacağız yoksa alan mı?


Asıl mesele bu!


Birileri göç alan olmaya devam edecek,


Ve, geleceğin dünyasını göç alanlar şekillendirirken,


Verenler kısır bir döngünün içinde birbirini tüketecekler.


Tüketirken de sanırım farkına varmamak en kötüsü.


Bizim olanı bütün olarak hep birlikte sahiplenir,


Birlikte çalışma kültürü etrafında buluşarak,


Özgürlüğü baskılamaktan vazgeçersek hep birlikte daha çok mutlu olacağız.


Asıl o zaman Anadolu’nun çocukları kendilerini mutlu hissedecekleri coğrafyalarına dünyanın dört bir yanından geri gelecekler.


Yani sizin söylemlerinizden çok,


Karşınızdakinin hissettiklerinin farkına varın!




7 Ağustos 2022 Pazar

Kendin Olabilmek!

Uzayın derinliklerinde bilinmeyeni bilinene dönüştüren teknolojiyi geliştirdik,


Uzakları yakın edecek tüm araçları geliştirdik,


Ama birbirimizle aynı ailenin çocukları olarak konuşmayı öğrenemedik.


Çocukken ‘’büyüyünce ne olacaksın?’’ diye sorulduğunda hep maddiyat ve kariyer odaklı cevaplar verdik,


Çünkü beklenilen ve dayatılan buydu.


Büyüyünce amaç meslek sahibi olmakmış gibi yetiştirilmek,


Yaşamın kazanç elde edilmesi gereken bir sürece dönüşmesine neden oldu,


Halbuki yaşam keşif serüveniydi,


Bilinmeyene dair araştırma,


Bilinene dair ise geliştirme yapmaydı.


Bilinç altında birbirinden intikam alma hırsı olanların iktidar mücadelesi bizimkisi,


Bakmayın siz söylemde koltuğa oturmadan önce eşitlik, adalet ve hakkaniyetten bahsedildiğine,


Koltuğa oturduktan sonra tam tersi oldu bugüne kadar.


28 Şubat’ta mağdur olanlar mağdur olduklarını unuttular,


Örtülü yeni intikam arzusu olanları oluşturdular.


Yani katledilmiş bir gençlikten sonra yeni bir katliam dönemi!


Birbirimizi sevmemize,


Birbirimize hoşgörüyle yaklaşmamıza,


Birbirimize saygı duymamıza,


Birbirimizle mutlu olmamıza izin vermediniz,


Ve, verecek gibi de durmuyorsunuz.


Bitmek bilmeyen bir sahip olma arzusu,


Hükmetme çabası,


Ve, sizin iktidar savaşlarınız arasında ölümleri yaşayan habersizler!


Sizden öncekilerin hatırlanma biçimini hiç görmüyorsunuz,


Ya da nasıl hatırlanacak olduğunuzu düşünmüyorsunuz değil mi?


Karşı apartmandan bağırıyorum!


Bir dakika durun,


Derin bir nefes alın,


Düşünün,


Ne yaptığınızın önce farkına varın!


İktidar olmak isteyenin kim olduğundan çok iktidar olma arzusu taşıyanların birlikte toplumsal refahı arttırma çabasının olması gerektiğini hatırlayın!


Geçmişteki Türkiye’yi anlatarak bugünleri kıyaslamayı bırakın.


Yeni nesil sizin hiçbirinizin tahmin edemeyeceği kadar dünyanın içinde geziyor artık,


Nerede ne oluyor bitiyor,


Kimler nasıl bir ülkede hangi koşullarda yaşıyor farkındalar,


Zamanında biz bunları yaşadık diye başlayan her cümlenin kendi öz çocuklarınızın sizden uzaklaşmasına neden olduğunu anlayın!


Geçmişi anlata anlata çocuklarınızın geleceği hayal etme yeteneklerini ellerinden almayı bırakın!


Hiç unutmuyorum geçtiğimiz yıl bilim merkezi açılış programındayım,


Bir devlet büyüğü sahneye çıktı,


Ve, tüp kuyruklarını,


SGK kuyruklarını,


Başörtüsü sorunlarını anlattı,


Karşıda dinleyen kitle ise alkışladı!


Yav kardeşim sen bilim merkezi açıyorsun!


Anlatsana, kursana bilime, dünyanın bilimle birlikteki gelişim sürecine dair birkaç cümle,


Madem kurmuyorsun,


Sen, konuşma bilime meraklı bir genç çıksın o sahneden konuşsun ve sen sadece kurdeleyi kes.


Belki de en önemlisi o kadar çok bina yapıyorsunuz ki kurdele kesmek için ardınızda bıraktıklarınızın içini doldurmuyorsunuz.


Mesele bina yapmak değil o binaların içini doldurabilmek!


Birbirinize olan intikam duygularınız arasında yaşadık en güzel zamanlarımızı,


Çocukluğumuzu, gençliğimizi çaldınız,


Üzerine bizi de intikam üzerinden verdiğiniz iktidar mücadelelerinin parçası yaptınız,


Sonra yetmedi bizden de aynılarını kendi çocuklarımıza yapmamızı istiyorsunuz!


Yapmayacağız!


Sizin siyasi partiler, cemaatler, örgütler, tarikatlar adı ne olursa olsun altında verdiğiniz rant mücadelelerine ortak olmayacağız!


Devletin dini, ırkı, dili olmaz!


O coğrafyada yaşayan herkese  eşit uzaklıkta olmak zorundadır.


Devletin siyasal partisi, cemaati, örgütü olmaz!


Kurum ve kuruluşları olur bunlar da her bir bireye sorgulamaksızın cebinde ülkenin kimliği olduğu için eşit koşulları sağlamak zorundadır.


Neyi kimden koruyorsunuz!


Benim olanı benden mi koruyorsunuz!


Ben senin olanı senden korumaya çalıştığımda ne olacak!


Karşılıklı nefret söylemleriyle ne sen senin olanı koruyabilirsin,


Ne de ben benim olanı koruyabilirim,


Olan bizim olana olur!


Bizim olanın içindeki çocuklarımız ise büyüdüklerinde dönüp arkalarına baktıklarında bugün nasıl zamanında mecburiyetten alkışlananlar var ya işte tam da öyle hatırlarlar!


Siz yakın geçmişe bakarak hatırlanma biçiminden de mi korkmuyorsunuz?


Olan kime oluyor!


Akademisyen çocuğu akademisyen,


Siyasetçi çocuğu siyasetçi,


Gazeteci çocuğu gazeteci oluyor; sende diyorsun ki bu bir genetik!


Yok kardeşim!


Böyle bir gen yok!


Liyakatsizliğin olduğu yerde koltuklar babadan çocuğa devroluyor,


Kendini muhteşem zannedenlerin esaretini yaşıyoruz.


Bir çocuk düşünün,


Çok zeki,


Başarılı,


Alması gereken tüm puanları almış,


Hayalleri var!


Başvuru yapıyor,


Mülakata giriyor,


Sonuçlar açıklanıyor,


Ve, sonrasında bakıyor alınmamış!


Yerine alınan kişi ne bilimle,


Ne dünyayla ilgisi var,


Ve, o üniversitede akademisyen olarak işe başlıyor!


Sonra biz de çocuklarımızı dünyadaki bilim süreciyle rekabet edebilmeleri için  üniversitelere göndererek o akademisyenlere teslim ediyoruz!


Tam bir çürümüşlük.


Şimdi Cumhuriyetin 100. yılına doğru ilerliyoruz,


İlim, irfan yuvası ve dünyaya yön veren ar-ge’nin merkezi bir coğrafyanın ne hale getirildiğini görüyor musunuz?


Fakirleşmiyoruz! 


Enflasyonla mücadele etmiyoruz!


Alım gücümüz azalmıyor!


Liyakatsizlikle mücadele ediyoruz! Liyakatsizleşiyoruz! 


Adam beni tanımaz,


Bilmez,


Kime yaranmak istediği belli değil,


Klavyenin başına geçmiş,


Saydırıyor!


Çünkü saydırmanın bir menfaat sağlayacağı bilincine sahip.


En berbatı da bunu yaparken kendi kimliğini kullanmıyor sahte bir profil üzerinden bunu yapıyor.


İnsanları bu şekilde bezdiremezsiniz.


Ne oldu?


Rahatladın mı?


Refah düzeyin arttı mı?


Yazdıklarından sonra bugünün dünden daha mı farklı oldu?


Beyninizi hiçbir yere kiralık vermeyin,


Çünkü size beyni veren kiralamanız için değil,


Kullanmanız için verdi!


Beyinler kiralandıkları yerlerden geri alındıkça işte o vakit gerçekler daha net görünecek!


Her şeyi de dış mihraklara bağlamaktan vazgeçin biz bize yetiyoruz dış mihraklara gerek yok!


İçinde memleket sevgisi olan her bir bireye tek bir ifadem var;


Ne benzeyin, ne de benzetilen olun; unutmayın! Peşinden gittikleriniz, yücelttikleriniz dahil hiçbiri sizden kıymetli değil ve en önemlisi hesap günü ne olacakları belli değil! 


Yani siz bakmayın buradan Cennete teslim insanların uğurlanmasına,


Gerçek ve hakikat bambaşka!


Araştırın, sorgulayın ve düşünmekten asla vazgeçmeyin. 


Bu dünya kendi olmayı becerme mücadelesi verenlerin dünyası!


Farklılıklarınızla kendiniz olarak, farklılıkların bir araya gelmesini sağlayın,


Sabahleyin karşılaştığınız her insana selam verin,


Hiç tanımadığım insanların olduğu bir coğrafyada her gün dışarı çıktığımda tanıdığım tanımadığım herkese selam veriyorum,


Önce onların dilini öğrendim ve şimdi o dili kullanıyorum,


Çünkü biliyorum ki insanı en fazla diri tutan yaydığı ve aldığı enerjidir.


Memleketin enerjisini tüketenlere inat enerjiyi arttırmak için bunu yapın!


Bırakın onlar neyin kavgasını veriyorlarsa versinler,


Bir süre sonra zaten sizin enerjinize ayak uydurmak zorunda kalacaklar!


Bir defa deneyin,


Ne kaybedersiniz ki,


2023’e de böyle gidelim!


Belki o zaman her birimiz verdiğimiz emeklerin karşısındaki liyakatle hayal ettiğimiz coğrafyada emek verirken buluruz birbirimizi…


Denemeden bilemeyiz!



5 Ağustos 2022 Cuma

Gittiğiniz yol Yol Değil!

Yol Yol Değil…


Gittiğiniz yol yol değil!

Koca bir apartmanın içinde birlikte yaşıyoruz,

Sizler bizler doğmadan zaten birbirinizi ayrıştırarak,

Ötekileştirerek apartmana yeterince zarar verirken dünyaya gözlerimizi açtık,

Sen, oturduğun 10. kattaki evini güzelleştirirken,

4. kattaki eline balyoz almış kolanları kırarak evini yıkmaya çalışıyor,

Bir başkası tek bir ev kendisine yetecekken koca apartman benim olsun diğerlerini nasıl alırım hesabı yapıyor,

3. katta yangın çıkmış içeriden çığlıklar yükseliyor ama kimse duymuyor,

7. katta evi su basmış ev sahibi evde olmadığından su bütün apartmana yayılıyor,

5. katta düğün varken,

2. katta intihar ettiğinden kimsenin haberi olmayan vatandaş bulunmayı bekliyor,

14. katta gözyaşı varken,

15. katta ziyafet var!

Aynı apartmanın içinde yaşıyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz,

Ötekileştirenlerin ötekileştirmelerinin peşinden giderek mutlu olacağımızı zannediyoruz.

Hangimiz karar verebildik ki apartmanın kaçıncı katında doğacağımıza?

Karar veremediklerimizin üzerinden edilen kavgaların içinde bulduk kendimizi!

Zaten darbeleri yaşayan bir apartman bu,

Yönetim şeklini darbeci zihniyet belirlemiş,

Üzerine darbeciler gitmiş,

Biz, apartman sakinleri olarak bir araya gelerek yönetim toplantısı yapmayı aradan geçen neredeyse 40 yılda konuşamamışız,

Kendini güçlü hisseden kafasına göre sisteme müdahalelerle almış bu noktaya getirmiş,

Farkında değilsiniz!

Aynı apartmanın içindeyiz,

Ve, en önemlisi bu apartmanın içinde hepimizin çocukları yaşıyor.

Onlar bu kavgaların içinde büyüyor,

Sonrasında kavgacı psikolojiyle geleceklerini inşa etmeye çalışıyorlar.


Gittiğiniz yol yol değil!

Ey siyaset yapanlar umurumda değil kimin yönettiği,

Sadece aynı apartmanın içinde huzurlu, mutlu, dünyadaki bilim süreciyle rekabet eden, birbiriyle paylaşan, refah düzeyi yüksek, eşitlik hak ve adalet etrafında herkesin buluştuğu bir apartman hayal ettim!

Ben, Bingöllüyüm Kürdüm.

Sen, alt kat komşum Türksün,

Sen, üst kat komşum Boşnaksın,

Diğeri Zaza, Çerkez, Ermeni, Arap…

Ama biz aynı apartmanın içindeyiz.

Ben, hangi evin içinde doğduğuma karar vermedim ama o evin dilini, kültürünü, yaşama bakış şeklini, dinini öğrenmek benim en doğal hakkım,

Öğretilene sonradan karar veririm kullanıp kullanmayacağıma ama önce bir öğreneyim!

Sizin asırlık korku ve kavgalarınızdan dolayı yaşadığımız evin bile farkında olmadık!

Gittiğiniz yol yol değil!

Ben bir proje uzmanıyım,

Sen, doktorsun,

Diğeri öğretmen, avukat, hakim, elektrikçi, temizlik görevlisi, sosyolog, mühendis…

Doktor hakimlik yapamaz,

Avukat elektrikçi olamaz,

Ama sen yönetirken liyakati bir kenara bırakırsan,

Apartmandaki hastayı tedavi edecek,

Elektrik arızasını çözecek,

Su basan evdeki boruyu tamir edecek tesisatçı,

Yangın çıkan evdeki alevleri söndürecek itfaiyeci bulamazsın!

Gittiğiniz yol yol değil!

Apartmanı ben yönetmeliyim,

Benim kurallarım geçerli olmalı!

Evet, çoğunluğu sağlarsan yönetirsin.

Ama kendi istediğin gibi yönetemezsin,

Çünkü yönetici olman seni seçen ve seçmeyen herkese eşit uzaklıkta yaklaşım ve politikalar ortaya koyman zorunluluğunu beraberinde getiriyor.

Sadece benden olanlar doysun,

Gerisi aç kalsın dediğinde,

Apartmanın içinde huzuru, birlikteliği sağlayamazsın,

En önemlisi kavgayı bitiremezsin!

Gittiğiniz yol yol değil!

Zaten karanlık bir geçmişi olan apartmanın,

İçindeki korkuyla dünyaya gözlerini açmış çocuklarız,

Faili meçhuller,

Soru işaretleri,

Bilinmeyenler,

Hakimiyet kavgaları,

Birbiriyle uğraşmaktan yaşadığı apartmanın kıymetinin farkına varamamışız,

Üzerine bir de farkında olmadan aldığımız mirası daha korkunç bir şekilde çocuklarımıza miras bırakma kavgası veriyoruz.

Gittiğiniz yol yol değil!

Evet! Kaçtım!

Koşar adım kaçtım,

Çünkü apartmanın içindeyken ne kadar bağırırsam bağırayım ne duyan oldu ne de anlayan,

Oğlum 1.5 yaşındaki Atlasko’nun apartmanın içindeki mirasa ortak olmasından korktum,

Aynı kavgayı miras alarak büyümesinden,

Sırf apartmanı yönetmek için eline balyoz almış kolonları kırmaya çalışanları gördüm,

Kendi olarak özgürce karar verebileceği bir yaşam yaşaması varken,

Başkasının dayatmalarıyla kendi olamadan büyümesinden korktum!

Çocukken tek hayalim vardı şu ana haber bültenleri başladığında hani Rahmetli Birand ekrana çıktığında ilk sunduğu haberin siyasetten değil bilimden, üretimden olmasını isterdim,

Genç oldum,

Yetişkin oldum,

Sonrasında değişen olmamasından korktum!

Gittiğiniz yol yol değil!

Din ve siyaset bir arada olmaz,

Sen, dindar olabilirsin ama diğeri olmak istemeyebilir,

Apartmanda yaşayanların yaşam şekillerine karışır müdahale edersen kin ve nefreti arttırır,

İnsanların birbirinden uzaklaşmasına neden olursun!

Bırakın apartmanın çocukları kendileri karar versinler,

Nasıl yaşayacaklarına,

Nasıl olmak istediklerine,

Siz kendinize isteseniz de benzetemezsiniz,

Benzetmeye çalıştıkça birbirimizden uzaklaşıyoruz!

Ne kimsenin giydiğine,

Ne de içtiğine karışabilirsiniz her birey kendi hür iradesiyle karar verebilsin diye bu dünya hayatını yaşıyoruz,

Karıştıkça uzaklaşıyoruz!

Gittiğiniz yol yol değil!

Sen, onlardansın,

Sen, bunlardansın diyerek kimsenin evinde aç kalmasına neden olamazsınız,

Öyle oldu mu?

Çocuklarını ısıtacak odun bulamayan komşun Emine Akçay saç kurutma makinesini çalıştırarak çocuklarını ısıtırken intihar eder,

Çocuğuna harçlık veremediği için İsmail Devrim intihar eder,

Sonrasında suçlu kim olur biliyor musun?

Koca apartmanın içinde yaşayan herkes,

Çünkü birbirinizle kavga ederken yükselen çığlıkları duyamazsınız!

Bizim bir şeyci olmaya değil birlikte yaşamayı ortak değerler etrafında buluşarak, paylaşım kültürüyle öğrenmemiz gerekiyor.

Gittiğiniz yol yol değil!

Ben ne ondan oldum ne de bundan oldum,

Olmak zorunda da değilim,

Apartmanın tüm çocuklarının kahkahalarını arttırmak için ayrıştırmadan mücadele edenlerden oldum,

Hani Atsushi Miyazaki’yi bilmeyenler için,

Japonya’dan kalkıp hiç tanımadığım insanlar için mücadele edenlerden oldum,

Sonra artçı bir depremde vefat ettiyse de unutulmamak için yaşayanlardan oldum!

Bu apartman çok güzel bir apartman ama çoğunluğu ele geçirip yönetimi ele geçirenin birbirinden intikam alma arzusu taşıması,

Her seferinde apartmanın farklı katlarındaki acı ve ıstırapları arttırdı!

Bırakın kavgayı bizler sizin iktidar kavgalarınızda ölmesi gereken çocuklar değildik,

Çocukluk arkadaşlarımızı sizin kavgalarınızda kaybettik,

Yusuf ile Ersin mesela benim iki çocukluk arkadaşım,

Aynı mahallede birlikte top oynadığımız arkadaşlarım,

Çocukken yere düşen yavru kuşu kaldırmaya bile kıyamayan çocukluk arkadaşlarım öldüler,

2013 yılında yazdığım İnsan Yaşamına Dokunmak kitabında anlattım hikayelerini,

Siz onlara neci derseniz deyin onlar benim çocukluk arkadaşlarım,

Ben, ayrıştıramam diye,

Daha korkuncu ise çocukluk arkadaşlarımızı kaybettiğimiz yetmiyormuş gibi kaybetmeye devam ediyoruz,

Ve, çocuklarımıza da aynı duyguları yaşatmaya çalışıyoruz!

Gittiğiniz yol yol değil!

İsteseniz de bizi birbirimize benzetemezsiniz,

Biz farklıyız,

Annelerimize, babalarımıza,

Aynı evin içinde doğduğumuz birlikte büyüdüğümüz kardeşlerimize benzemiyoruz,

Nasıl birbirimize benzetebilirsiniz,

Bırakın herkes kendisi olsun,

Emin olun her birimiz kendimiz oldukça mutluluk rüzgarı apartmanın her katında esmeye başlayacak,

Birileri tabi ki bunu istemeyecek,

İstemediği için huzursuzluk çıkarmak için elinden geleni yapacak,

Mesele buna izin vermemek.

Rahmetli Birand bu dönemin belgeselini çekemeyecek ama belki 32. Gün ekibinden birileri ileride bu dönemi belgeselleştirecek,

Geçmişe baktığımızda nasıl kızıyorsak,

Sanırım bu gidişle bizim çocuklarımızda bize kızacak!

Sosyal medyada bir Tweet paylaştım,

Sonrasında kimisi takdir etti,

Kimisi tam tersini yaptı,

Ben, yaşadığım liyakatsizliklere,

Apartmanın baskısına,

15 yıllık kamu hayatımda her kesimden gençlerin gökkuşağının ahengi gibi ayrıştırmadan bir araya gelerek emek vermesini sağlamak için gösterdiğim çabanın ortadan kaldırılma çabasından yoruldum!

Ben, birinin çocuğu olduğum için Cumhurbaşkanı tarafından anlatılmadım,

Yıl 2013 anlatıldığım tarih,

2004 yılında ulusal gazetelerde hakkımda köşe yazıları zaten yazılmaya başlamıştı,

Onlarca kez köşe yazılarına konu oldum,

Bakanlarla televizyonlara çıktım,

Kendim çıktım,

Biliyor musunuz sırf emek verdiğim,

Çabaladığım için oldu bunlar!

Çünkü Anadolu’nun gençlerinin her birinin öyle yetenekleri var ki,

Maalesef eğitim sisteminin içinde yeteneklerimizi kaybediyoruz,

Benim en büyük şansım erken yaşlarda İzcilik yapmamdı,

Eğitim sisteminin bir parçası olmamamdı.

Gittiğiniz yol yol değil!

Bizler aynı apartmanın çocuklarının geleceğini inşa etmekten sorumluyuz,

Ayrıştırdıkça ötekileştirdikçe asla apartmanı ayakta tutamayız.

Öfkeliyim!

Çünkü kendi halimde emek vereyim bırakın benim derdim para pul değil,

Benim Atlas’a mal mülk bırakmak gibi bir derdim yok,

Oturduğu evi bile kendisinin kazanacağı bir gelecek inşa edelim zaten gerisi olur kafasındayım!

Yok izin vermediler,

Siz liyakati bir kenara bırakır ‘ben, ben, ben’ diyenleri atarsanız emek vermeden o zaman işte sistem işlemez hale gelir,

Ben, buraya parayla değil kendime olan inancımla geldim!

Lokantada çalıştım,

İnşaatta çalıştım,

Çalışacağım,

Çalışmak zorundayım,

Yeni taşındığım apartmanın dilini, kültürünü öğrenene kadar emek vermek zorundayım!

Sonra aynı dili konuştuğumuzda aynı duygular etrafında buluşarak burada da emek vermeye devam edeceğim.

Belki çok iyi projeler yapacağım,

Belki yapamayacağım bilmiyorum!

Ama istifa edip giden Ahmet’in arkasından bile tanımadan,

Bilmeden,

Neler yaşadığını öğrenmeden ayrıştırıcı dil kullanmayın,

Zaten en çok da bundan kaybediyoruz ya!

Gittiğiniz yol yol değil!

Kendi aklınızla düşünerek karar verin,

Bırakın başkalarının aklıyla düşünmeyi,

Bize bu akıl öğlesine verilmedi,

Sorgulamak, düşünmek, eleştirmek için verildi.

Belki de çok şey yaptığını zannederek hiçbir şey yapmayanlardanım,

Bilmiyorum…

Bunun kararını inandığım doğrultuda Hak verecek!

Hayal edin,

Hayal etmeden geleceği inşa edemeyiz,

Sadece kendi evimiz, apartmanımız için değil,

Yaşadığımız bütün site için aynı samimiyet ve dilekleri taşımak zorundayız,

Çünkü içimizden hiç kimse doğduğu evi,

Apartmanı belirleme hakkına sahip değildi.

O vakit işte neden bu kadar büyük kavga!

Hiçbirimiz masum değiliz!

En azından çocuklarımızın masum olmasının etrafında buluşmayı becerebilmeliyiz.

Dedim ya gittiğiniz yol yol değil.

Benim ki yol mu?

Onun yorumunu da zaten siz yapıyorsunuz!

Öyle de öleceğim,

Böyle de öleceğim,

En azından hesap gününde vereceğim cevabım olsun diye mücadele ediyorum.

Sırf bu yazıyı yazdım diye Eşim bana kızacak,

Neden yaptın diyecek,

Niye bana sormadın diyerek haklı olarak bu sürecin içine onu neden çekmiş olduğumun suçluluk duygusunu yaşarken,

Diğer taraftan apartmanın içindeki sevdiklerimi düşünerek bunu yazmış olmanın verdiği duygu…

Gittiğiniz yol yol değil!

Gittiğim yol yol mu belli değil!

Ama bir yerlerde buluşup kin ve nefret dilini birbirimize karşı bir tarafa bırakmalıyız.

En önemlisi siyaseti bizim adımıza yapanlar sizlerin asli rolü birbirimizden uzaklaştırmak değil birleştirmek,

Sen yönetmişsin o yönetmişten çok kim yönetirse yönetsin bir aynı apartmanın içinde olduğumuzu unutturmasın!

Farklıyız ve farklılıklarımızla güzeliz.

Kimin öte tarafta konumunun ne olacağını bilemezsiniz,

En çok da bu yüzden önce bir yargılamaktan insanları yüceltmekten vazgeçmek gerek,

Beni yaratan seni de yarattı,

Seni yaratan onu da yarattı,

Ben böyle inanıyorum senin nasıl inandığınla da ilgilenmiyor saygı duyuyorum,

Hepsi bu kadar eşitiz ve eşitliği sadece kendi içimizde samimiyetle paylaşmak zorundayız.

En önemlisi de bu apartmanın çocuklarının sizin kavgalarınız arasında tükenmişlik sendromu yaşayarak apartmanı terk etmesini sorgulamayın,

Siz kavgayı bırakır dinlemeye başlarsanız,

Zaten Anadolu’nun gençleri dünyanın neresinde olursa olsun gelirler ve memleketleri için emek verirler.

Ama siz kavga ettikçe hayalleri olan gençler bir bir ülkeyi terk edecekler siz Ahmet’ten haberdarsınız ama farkında değilsiniz binlercesi şu anda başka apartmanların kalkınması, güçlenmesi için emek veriyorlar.

Yazıktır!

Bu apartmanı inşa edenler her katında çimento kullanmadılar,

Damarlarındaki akan kanla duvarları ördüler,

Geçmişe bir çizgi çekmek zor,

Hadi bir günde değişelim değil mesele ama önce çocukların birbirleriyle rekabet ettiği değil gelişmiş dünya ile rekabet ettiği ve birbirine saygıyla ötekileştirmeden büyüdüğü bir coğrafya inşa ederek başlamak gerek!

Deneme yanılma yöntemleriyle,

Birbirimizle yarışarak koptuğumuz dünya başka yerde biz bambaşka bir yerdeyiz!

Tüketen değil üreten bir apartman için emek vermek gerek!

Çok uzattım biliyorum,

Okuduğunuz için teşekkür ederken,

Zamanınızı aldığım içinde kusura bakmayın!

Gittiğiniz yol yol değil!

Gittiğim yol yol mu bilmiyorum!


1 Ağustos 2022 Pazartesi

Eğitime dair bir bakış açısı ve yaklaşım olmayan coğrafya!

Günde kaç saat uyuyorum bilmiyorum.


Her geçen gün daha az bir uykuyla öğrenmeye çalışıyorum.


Beynimin çalışmadığı dönemlere karşı beynime jimnastik yaptırıyorum.


Türkiye gerçekten zorlu bir coğrafya,


En zorlu olanı da beynin jimnastik yapma yeteneğinin elinden alınarak düşünme yetisini kaybeden yığınlara dönüşmek!


Çocukken hayal dünyası zengin olan;


Gökyüzüne baktığında yıldızları gördükçe oradaki yaşama dair arayış içerisinde olan,


Arabaya binince uçanını düşünen,


Bilgisayara dokunduğu gün daha ileri teknolojiye dair fikirler üreten zihin,


Eğitim sistemiyle tanıştığı gün bütün hayallerini teslim ediyor ve yerine hayal edenden çok hayal edenlerden ne kadar kazanırım yaklaşımı yetiştiriliyor,


Gelişimi savunanlar hayal ettirirken,


Biz, onların hayal ettiklerinden ne kadar kazanırızı öğreniyoruz.


Keşke çok eskiye gitmeye gerek yok 1800lü yılların sonunda aynı coğrafyada doğsaydım diye düşünüyorum bazen!


Hani memleketin dört bir yanında medreselerle bilime dair öğretilerin olduğu dönemde!


Şex Abdullah Melekaniyi,


Şex Ali Sebti’yi,


Şex Kasım’ı,


Şex Ebubekir’i,


Şex Abdulkadir’i,


Şex Ahmet’i tanısaydım görseydim.


Kim mi bunlar benim soy ağacım işte öz be öz dedelerim, amcalarım…


Dini ve bilimi eş zamanlı olarak götüren ve eğitimin dinin yaşanmasında en büyük farkındalık olduğunu bilerek soluk alanların zamanı.


Her birinin medreselerinin içinde ruhsal huzuru yaşarken zihinsel zenginliğimi attırarak gezinirken,


Varsaydım Ahmedi Xani diyarına,


Oradan Siirt’e İbrahim Hakkı diyarına,


Yolculukta karşılaysadım Feqiyê Teyran diyarı Van ile,


Sonra Melayi Ciziri diyarıyla,


Oradan karşılaşsaydım bir yerlerde çilehanelerin talebeleriyle ve münazara kültürüyle yapsaydım zihinsel jimnastiklerimi,


Memleketin müderrisleriyle…


Dünyanın en zengin eğitim coğrafyalarından bir tanesini zorlaya zorlaya eğitimsizlik coğrafyasına dönüştürenlerin dönemine nasıl denk geldik,


Allah’ım vallahi isyanım sana değil,


Şikâyetim eğitimde dünyaya yön veren coğrafyaların çocuklarının, torunlarının ezberci yaklaşımlarla açıklanan sınavlarda geçtim dünya ile rekabeti ülkenin son sıralarında yer almasına neden olanlara.


İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite bütünleşik ihtisaslaşma dönemidir.


Birbirini tamamlar ve siz torna görevi görürsünüz elinizdeki kütüğü alır şekillendirir ve nihai aşamada yetenekleri doğrultusunda bir torna yaparak yaşamın içerisinde işlevsel hale getirirsiniz!


Kütük alıp, kütük olarak mezun edip eline de bir kağıt parçası verdiğinizde bu eğitim olmuyor. 


İlkokul hadi beceremedin ortaokulda nasıl bir yol izlemesi gerektiğini bilmesi gereken çocuk üniversiteyi bitiriyor sonrasında ne iş yapacağım şimdi diye düşünüyor!


Çünkü o gün dang ediyor.


Niye herkes çocuğuna üniversite okutmaya çalışır!


Nedir üniversite okumanın amacı diploma almak mı hayır!


Aldığın diplomanın devamında ihtisaslaşarak bilime katkıda bulunursun!


En kötü gider bir lisans diploması alır yaklaşımı sonrasında herkesin üniversite okuduğu ama hiç kimsenin okuduğu üniversitenin özünde üniversite olmadığının farkında olmadığı bir coğrafya!


Haberiniz var mı Türkiye’de dünyanın en büyük Profesörlük fabrikası kuruldu!


Yılda 4000 tam 4000 kişiye profesörlük veriyor bu fabrika.


Abi bu sayı böyle devam ederse bir nesil sonra herkesin diploma sahibi olduğu coğrafyadan herkesin Profesör olduğu bir coğrafyaya dönüşeceğiz.


Bu kadar bilim adamı ne üretiyor?


Yani ürettikleriyle neden dünya ile rekabet edemiyor kullanan konumunda yolumuza devam ediyoruz.


Web teleskopu zamanda yolculuk getirse ömrümün kalanını Dedelerimin zamanına dönerek yaşamak isterdim,


Görür müyüz bilmem,


Belki Atlasko görürse onu gönderirim!


Yok!


Eğitime dair bir bakış açısı ve yaklaşım olmayan bir coğrafya!


5 aydır Türkiye’den uzaktayım ve zihinsel düşünme yetimi kazanmaya çalışıyorum!


Ki düşünün dünyanın 65 ülkesine gitmiş ama özünde bu yetiyi kaybettiğini düşünen bir beyin!


Çocuğu gelir kapısı olarak gören bir yaklaşım var biliyor musunuz?


Nasıl bilmezsiniz!


Doğru ya siz de yaşadınız daha çocukken hangi mesleklerin kazanç sağladığı düşünülerek dayatmaları!


Mühendisler iyi kazanıyor çocuğum Mühendis olacak,


Doktorlar iyi kazanıyor çocuğum Doktor olacak,


Avukatlar iyi kazanmaya başladı çocuğum Avukat olacak!


Eskiden sülalede bir avukat olurdu,


Sonra her evde bir avukat oldu,


Şimdi ev içinde 2’şer 3’er avukat var artık!


Geçtiğimiz günlerde bir haber gördüm tüylerim diken diken oldu. Bir de başarı hikayesi diye bunu anlatıyoruz aynı adliyede çalışıyorlar diye.


Katliamlar bir tek silahla olmaz,


Katliamların en büyüğünü eğitimle yaparsınız!


Katlettiniz ve daha korkuncu katletmeye devam ediyorsunuz.


Ya düşünen bireyler olarak yetişeceksiniz,


Ya da düşünmeden diploma sahibi olan belki de fabrika bu hızla çalışırsa Profesör unvanı alan bireyler olarak!


Dön aynaya bak dünya nerede!


Ben, biz neredeyiz diye bir düşün.


İçinden geçtiğimiz şu dönemde tanıdığım birçok kişiden telefon geliyor genlerin sanırım üniversite tercih dönemi ve bizim çocuk ne seçmeli sorusu!


Tüylerim diken diken oluyor!


Yahu bu kadar yılını eğitim sisteminin içinde geçiren bireyin ne tercih edeceğinin zaten belli olması gerekirken aldığı puana karşılık gideceği bölümü seçme buhranını yaşaması.


Salın bir rahat verin şu çocukları gençleri,


Diplomanın işlevsizliğini görün!


Memleketin önce dört bir yanına üniversite adlı fabrikalar kurdular,


Sonra bunları ihtisaslaştıralım dediler,


Binanın temelini atarken 3 katkı apartman temeli atıyorsun,


Sonra inşaata başlamışsın tam bitecek yok biz burayı 20 katlı plaza yapalım diyorsun,


Bu temel bunu kaldırır mı?


Planın dışına çıktığında yaptığın bina bütünün içinde nasıl görünür?


Sorgu yok!


Birileri oturduğu yerden unvanlarıyla yazıyor çiziyor,


Sonrasında 82 milyon,


Pardon bir de Suriye’den Afganistan’dan gelenler var neredeyse 90 milyon oturup bunu yaşıyor.


Sonra adı yerinden kalkınma oluyor.


Söylem olarak ileri dünyada olmak uygulama olarak çağın en gerisinde olanlarla yarışmak!


Günün sonunda ise bu gençler neden ülkeden gitmek istiyor?


Nedir bu yurt dışı sevdası?


Bir ormana girip soluk aldığında kendi gerçekliğiyle karşılaşıyor sonrasında ise başlıyor koşmaya neresi olduğunun bir önemi yok çünkü bir daha düşünememekten korkuyor!


Günün en sonunda ise bu kafayla Cennet hesabı yaparak Allah ile aldatıp Allah’ı da kandıracaklarını düşünüyorlar.


Burada bitireyim yazıyı sonra devam ederiz.


Sabah mesai var. 


Biraz uyku da lazım.


Ben yazmaya devam edeceğim,


Doğrularımı emin ol senin için değil öncelikle Atlaskoya miras olsun diye,


Başka bir şey bırakmaya niyetim yok!


Sonrasında beni yaratanın tüm varlıklardan ayıran verdiği özelliği olan beynime jimnastik yaptırmak için!


Geceniz güzel olsun…


ha bu arada dün yazdığım yazıyı 9215 kişi okumuş mesafe kat ediyoruz :)