9 Eylül 2014 Salı

GAPGENÇ...


GAPGENÇ Festival İptal Edilmiş!

Bu yazıyı okudu
ğum an zihnim hareketlenmeye başladı…
Kendimi bir anda GAP Bölgesinde geçirdi
ğim 5 yılda buldum…
Mardin’den Adıyaman’a,
Şırnak'tan Batman’a,
Siirt'ten Urfa'ya,
Antep'ten Diyarbakır'a uzanan günlerime...
Güneydo
ğu coğrafyasında geçirdiğim o eşsiz zamanlara...
İçimdeki inancın bu memleketteki değişim arzusuna katkı sunmanın en doruğunda olduğu yıllara...
İnancımla gitmiştim,
Daha çocukluktan itibaren içimde olan üretme arzusuyla gitmi
ştim...
Ve, bir tek amacım vardı özünde bir kaç insanın ya
şamına dokunabilmek...
Bu bana yetecekti çünkü bu birkaç ki
şi bir kaç kişi şeklinde olursa ancak kalıcı olabilecekti...
GAPGENÇ ise yaptı
ğımız en iyi işlerden biriydi.
Genel Koordinatörlü
ğünü 2 yıl boyunca yapmış
tım. Gaziantep’te ilk 41 ülke 81 ilden gençlerle buluşup inancı ortaya koymuştuk,
Siirt’te ise 64 ülke 81 ilden gençlerle bir araya gelmi
ş
tik...
Biz Dünya’nın farklı renkleriydik...
 

Kimimiz Somali, 
Kimimiz Fransa, 
Kimimiz Güney Kore, 
Kimimiz Filistin, 
Kimimiz Meksika’ydık ama en nihayetinde apayrı renklerdik, 
Ve, gökkuşağının ahengini birlikte oluşturuyorduk...
Gaziantep’te temamız gönüllülüktü çünkü hepimiz gönüllülükle bir araya geliyor ve ö
ğrenirken öğretiyorduk. GAPGENÇ bir eğlence festivali değildi... Bir kabuk kırma süreciydi ve insanların inanç eseriydi... Bu yüzden de ayakta tutmak için gönüllüler her daim gerekiyordu...
İkinci yıl temamız Küresel Vatandaşlıktı...
Atsushi Miyazaki adlı bir adam Japonya’dan kalkıp Van’a gelerek hiç tanımadı
ğı insanların yaşamda kalma mücadelelerine yardım etmek istemişti... Bize ait insanlar depremi yaşamıştı ama Atsushi Miyazaki Van’a gelip bize ait olan insanlara yardım etmeye çalışırken artçı bir depremde vefat etmişti... Dünya’da gerçekten Küresel vatandaş
lar vardı ve bunlar din, inanç, ırk, millet önemsemeksizin Dünya’nın neresinde olursa olsun birbirlerine yardım ediyorlardı... 

Tam da bu yüzden GAPGENÇ Festival olacaksa Küresel Vatandaşlık ruhuyla olmalıydı dedik Dünya’nın 64 ülkesinden 81 ilinden yola çıkarak Siirt’te buluştuk... Amacımız Siirt’i kurtarmak değildi... Bir kaç gencin yaşamını değiştirmekti o kadar... Çünkü biliyorduk biz, Siirt’i kurtaramayız ancak birilerinin yaşamını değiştirirsek bu şehirde yaşayan insanlar işte o vakit birçok şeyin yönünü değiştirebilirlerdi...
Her iyi güzel i
ş sistemin içerisinde belaydı.
Biz de iyi yaptı
ğımız işin karşılığındaki belayla mücadele etmek için bir süre dirensek de bir süre sonrada kaybettik...
Ve, GAPGENÇ’le yollarımızı ayırdık...
Aslında ba
ğımız o kadar güçlüydü ki...
Ben, her gitti
ğim yerde onu anlatıyordum...
O, da her gitti
ği yer de beni ekrana taşıyordu ve benim onu anlatmama müsaade ediyordu...
Güzel bir birlikteli
ğ
imiz vardı...
Türkiye’nin Cumhurba
şkanı zamanın Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a bile bu festival ulaşş ve olmadığım bir mekandan benim yaşadığım süreçleri anlatırken GAPGENÇ Festivalini ülkenin en büyük gençlik festivali diye vurgulamıştı...
Sonuna kadar içeri
ği inanç olan ve Dünya’ya belki de en iyi örnek olabilecek çalışmalardan birinin bu noktaya gelmiş olması üzücüydü...
GAPGENÇ felaketler ya
şansa da devam etmeliydi...
Olaylar olsa da devam etmeliydi...
Çünkü acının da mutlulu
ğun da bir arada paylaşıldığı bir yapısı vardı...
Şimdi düşünüyorum da inanarak bir araya gelen gençlerden daha çok o bölgedi çözüme ne katkı sunabilir.
Tüm tarafların ula
şmak istediği birlikteliği Türkiye’nin olmaz denilen coğrafyalarında biz gerçekleştirdik...
Gerçekten oluyor hem de çok güzel oluyor...
Ben,
Sen,
O, bir araya geldik ve gökyüzünün birlikteli
ğimize gözyaşı dökmesini bile her gittiğimiz yerde yaşadık...
Hani bunu Siirt'te yapmak zordur,
İnsanlar sahiplenmez diyorlardı daha ilk gittiğimiz gün...
Becerebilecek misiniz diyorlardı...
Günlerce gittik,
Aylarca gittik,
Zamanımızı Siirt'te geçirdik ve o
şehrin o festivali sahiplenmesini sağladık...
Belediyesinden Valili
ğine,
Kurumlarından çalı
şanlarına,
Irkı, milleti ne olursa olsun herkes GAPGENÇ ruhunun etrafında bulu
şmuştu...
İptal ettiren nedenler nedir bilmiyorum,
Ama unutulmamalıydı!
GAPGENÇ öylesine bir meyve festivali ya da
şehir festivali değildi...
GAPGENÇ teması olan,
Anlamı olan,
İnanarak emek veren insanların festivali,
Farklılıkların bulu
şma noktasıydı...
Herkesin kendine göre vardır bir açıklaması,
Ben, sadece o bölgenin gelece
ğine uzanan çatı çalışmalardan birinin iptal olmasına üzülüyorum...
Yerellerdeki en büyük ihtyaç insanların ya
şama bakış açısını değiştirmekken,
Ya
şamları farklılıklaştırmak isteyenlerin emeği ortadan kalkıyordu...
GAPGENÇ bir kamu kurumunun ürünü gibi görünse de bu sadece finansal kaynak safhasına katkı sa
ğlayan taraftı. Asıl paydaş GAPGENÇ Festivali de sivilleştiren gençler ve sivil toplum kuruluşlarıydı...
Yeni bir Türkiye in
şa ediyoruz.
Yeni Türkiye’nin yolunun bizim korkularımızı a
şmanın ardında gizli olduğunu unutuyoruz...
Korkularımızı a
ştıkça asıl aradığımız mutluluk bizleri bulacaktı...

Bugün üzüldüm!
Üzülmemin nedeni ise daha bir kaç gün önce yeni görevimdeki arkada
şlarımla GAPGENÇ’in filmini zilemiştik...
Ve, oradaki hikayedeki sevgiyi her izleyenin yakaladı
ğı gibi onlar da yakalamış
tı...
Selamlar
Ahmet K.

12 Ağustos 2014 Salı

Ben, kafiye için yazmadım...

Ne kafiye için,

Ne de şekil için yazdım,

Sadece ve sadece manayı yakalamak esastı benim için...




11 Ağustos 2014 Pazartesi

Yeni Türkiye...

Söylendi bütün sözler,

Ne varsa söyledi çocuğundan yaşlısına herkes,

Binlerce kez doldu sokaklar,

Taştı caddeler insan kalabalıklarıyla…

Peki ya bugün?

Bitti işte her şey,

Yeni bir memleketin sabahına uyandık yetmiş yedi milyon can,

Masal prensleri ve prensesleri olduk hep birlikte,

Muhteşem bir hikâye bekliyor bizi…


Unutmamak lazım,

Kazanan da kaybeden de bizim,

Yoktu bu seçimin kazananı ve kaybedeni,

Kazanan kaybedeni kucaklamalı,

Kaybeden kazanana tahammül etmeliydi,

Her seçim daha bir korkunç geçiyor bizde,

Sarılmak yerine uzaklaşıyoruz,

Bileniyoruz,

Bir gün intikam vakti gelecek diyoruz,

Biz, uzaklaştıkça korkunç bir bataklığa sürükleniyoruz…



İki kutuplu bir dünya var artık,

Bir tarafta bir bir kalkıyor sınırlar engeller,

Diğer tarafta her gün yeni bir sınır,

Her gün yeni bir dikenli tel,

Vahşice katliamlar,

Arafta bir yerde gibi sıkıştık kaldık,

İki kutbun arasına,

Bir yanımız garpta,

Diğer yanımız şarkta,

Ne olacak belli değil yarınımızda…


Yitirdik ilk başta inancı,

Güvenmiyoruz artık kendimizin dışındakine,

Tahammül edemiyoruz hiçbir şeye,

Kuşanmışız kılıçları gidiyoruz adeta her gün yeni bir harbe,

Kahramanlıklarımız dünyaya bedel,

İcraatlarımız ise kendi karnımızı bile doyurmaya yetmiyor,

Belli bu işin sonu gitmiyor,

Gitmediğini bile bile git demekle de olmuyor…


Özgürlük isterim,

Demokrasi isterim,

Ama tüm bunlardan önce insana değer isterim,

Değerlenmeli insan bu coğrafyada,

Irkı, dili, memleketi için değil,

Sadece insan olduğu için,

Yaratıcının verdiği değeri vermeli insan insana,

Kimse bahşetmedi bu soluğu bana, sana, ona…


Saygı görmeli öncelikle düşünce,

Ne olursa olsun dile gelebilmeli cümle,

Türkmüş, kürtmüş, çerkezmiş, lazmış banane,

Aleviymiş, Müslümanmış, Hıristiyanmış sanane,

Koca bir ömür geçiyor ayrıştırarak sadece,

Gittiler bizden öncekiler aynı söylemlerle,

Gidiyorlar şimdi yanımızdan bizden olanlar,

Böyle giderse bizden sonrada sürecek aynı tartışmalar…


Basit bir şeyle değişebilir bu memleket,

Keskin bir bıçakla kesilecek ezberci zihniyet,

Yetmiş yedi milyon can düşünmeyi öğrenecek,

Belki bu iş çeyrek asır sürecek,

Ama memleketim o vakit gündem belirleyecek,

Yoksa sıkıştık kaldık işte şarkla garp arasına,

Tüketiyoruz arafta bize ait ne varsa…


Bir yaşam istiyorum,

Yeşil tarlalarda koşuşan çocuklar,

Mavi gökyüzünün altında tebessüm eden yaşamlar,

Birbirine hoşgörüyle yaklaşan onurlu insanlarla bir yaşam istiyorum…

Ahmet K.












3 Ağustos 2014 Pazar

Birazdan kalkacak martı

Birazdan kalkacak martı,

Gökyüzünde süzülecek çelikten kanatlarıyla,

Uçacak,

Uçacak en yükseğe,

Bulutların üzerine,

Birbirini tanımayan onlarca insan doluşacaklar martının kanatlarına sağlı sollu,

Ben, her zamanki gibi en önde alacağım yerimi…

Bugün günlerden Pazartesi,

Sen, sevmezsin Pazarların ertesini,

Haftanın başlangıç vaktini,

Uyanacaksın saat 7’ye çeyrek kala,

Uzanacaksın telefonuna,

Bakacaksın ekranına,

Sonra yeniden koyacaksın başını yastığa,

Ne uyumak,

Ne de uyanabilmek,

Arafta bir yerlerde olmak arasında gidip geleceksin…

Sen, istemeye istemeye yürürken yalnızlığınla sokaklarda,

Ben, martının kanatlarında süzüleceğim gökyüzünde,

Sanmaki çok uzaklara gideceğim,

Sadece güneşe doğru biraz uzanıp, geleceğim,

Bilirsin düşkünümdür özgürlüğüme,

Gökyüzünün maviliğine…

Birazdan kalkacak martı,

Ve, taşıyacak beni yeryüzünün ötesine,

Aramızda oluşacak bir boşluk,

Bembeyaz bir kağıt temizliğinde,

Hani sen yürürken her sabah olduğu gibi sokaklarda,

İşte esen rüzgarla birlikte küçük bir tebessüm saracak yüz ifadeni,

Güneşin küçük dokunuşlarını hissedeceksin teninde,

Sonra ışıldayacak yeniden ferri sönmüş gözlerin,

Ve, ben yakınından geçeceğim senin…

Vakti geldi birazdan kalkacak martı,

Gitmeliyim!

Sarı tabelanın önünden ayrılmalı,

Ve, kanatlarında martının yerimi almalıyım…