25 Eylül 2019 Çarşamba

Duam sığınağım, Sen duam…


Duam sığınağım,

Sen duam…

Hayata bakış açısı olmalı insanın duayı içinde barındıran,

İçine girdi mi sığınak gibi güvende hissetmeli,

Çocuktum başladım sığınaklara girmeye,

Oyuncaklarımdı mesela ilk sığınağım,

Alırdım bir köşeye giderdim,

O kumandalı arabanın içinde ne var merak ederdim,

Bulursam tornavida,

Olmazsa bir bıçak,

Olmazsa bir kaşığın sapı,

O da olmazsa bir taş açıp içine bakmalıydım o arabanın,

Ve, her seferinde baktım,

Bazen birleştirdim,

Bazen patçalandığı haliyle kaldı ama hiç vazgeçmedim,

Bilgisayarım olduğunda da durum farksız değildi,

Annem burma bileziğini vermişti ama olsun yine de parçalamalıydım,

O Casper bilgisayarın içine girmeli ve nasıl parçalar vardı görmeliydim,

Duaydı hepsi benim için anılarımın hepsi,

Araştırdıkça, merak ettikçe yenilikler kendini sunuyordu,

Biraz büyüdükçe sığınaklar değişti,

Dayımın gönderdiği izci kamplarının her biri ayrı bir dua gibiydi,

Hiç tanımadığın insanlarla bir araya geleceksin,

Birbirini gördüğün anda sanki yıllardır bir aradaymış gibi heyecanlanıp tebessüme boğulacaksın,

Tanıştığın her bir insanı bir daha görmesen de her biriyle paylaştıkların ayrı bir sığınak olacak,

Kitaplarım oldu bir dönem sığınağım,

Okudum,

Ne bulduysam okudum,

Kafka, Nietche, Ali Şeriati, Sabahattin Ali, Yakup Kadri, Charles Bukovski, K dergileri,

Kimi bulduysam okudum,

Bir günde bazen iki üç kitap,

Borçlandım,

Ne kadar kitapçı varsa borçlandım,

Sığınaklarım için ödeyemediğim senetlerden avukatlık oldum ama vazgeçmedim okumaktan,

Bir gün proje kavramı gibi hayatıma sonrasında,

Aslında her hayal ettiğimi gerçekleştirecek kapılar bulmaya başladım,

Sığınak derinleşiyordu,

Benim vazgeçmeden daha dik yürümem gerekiyordu,

Öğrenmiştim izcilikle gezinmeyi,

Ama yeni bir yol yeni hikayeler için dünyayı gezmeyi öğrenmeye başlamıştım,

61 ülkeye sığan yolculuklar,

Her seferinde yeni hikayeler,

Yeni insanlar ama bitmeyen heyecanlar,

Sokaklarda uyumak,

Banklarda serseri gibi sabahlamak,

Sabahın ilk ışıklarında esen rüzgarlarla birlikte yeniden bir diriliş,

Sonra kaldığın yerden sokak aralarında kaybolmak,

Duam olma sırası projelerdi,

Her projede ayrı bir heyecan,

Hikayeler toplamak,

Yaşamlara dokunmak,

Bu iki kavram girdi hayatıma,

Sonra bir baktım kitap olmuş ikisi de,

Yazar değildim ama yazmalıydım,

Çünkü benden sonrasına bir şeyler kalacaksa bunlar yazdıklarım olacaktı,

Yazmak için beklemeye gerek yoktu,

Çünkü vaktin ne zaman biteceği belli değildi,

Göğsüm doldukça buldum kendimi masanın başında,

En sert vuruşlarla dokunmaya başladım tuşlara,

Hele bir de kaybetmeye başladıkça en sevdiklerimden,

Eksiltmeye başlayınca hayat,

Anladım ki ne sırası var ne de bekliyor,

Geldi mi geliyor alıp götürüyor,

Bu aralar iki duam var,

Biri Gençlik ve Kırsal Kalkınma,

Diğeri Küresel Vatandaşlık,

inandıklarımın peşinden gitmek için yeni bir mücadele kapısı hepsi o kadar,

En nihayetinde bunlar da bitecek öncekiler gibi,

Ama ya peki dua,

İşte son nefese kadar dua devam ediyor,

Ve, en güzeli dua adlı sığınağım evlendim evleneli sen oldun,

O sığınakta şimdi devam ederken arayış her şey seninle birlikte,

Çocukken başlayan yolculuk şimdi seninle devam ediyor,

En güzeli de ne biliyor musun?

Duam sığınağım,

Sen duam…




16 Eylül 2019 Pazartesi

Bana ait değil bu cümleler, İyiki varsın Süleyman...


Ailem, çocukluk arkadaşlarım, komşularımız köyde yaşıyorlar ve çiftçiler. Kırsalın içinden geliyorum yani. Ve açıkça söylüyorum . Kırsalda yaşayan insanların sorunlarının aşılacağına dair ümidim bitmek üzereydi . Köyümüzdeki Tahir amca askerdeki oğluna harçlık yollayamadığında, nişanlı olan arkadaşım Samet senelerdir evlenemediğinde, ona da dedesinden kalan son tarlayı satarken İbrahim dedenin gözyaşlarına boğulduğunu gördüğümde , tükenmişti ümitlerim çiftçiliğe dair. Bu kişilerin ortak özelliği çalışarak kaybetmeleriydi. Onların alın terleriyle başkaları rahat bir yaşam sürüyordu. Üst safhada bir adaletsizlik vardı. Sorunları çözme makamında bulunanların kulaklarını tıkadıklarını düşünüyordum. 

Bu duygularla Bursa’daki çalıştaya katıldım. Daha ilk akşamdan tanışma toplantısında Ahmet abiyi dinlediğimde ne kadar heyecanladığımı anlatamam. Demek ki kırsalın derdiyle hemhal olmuş yetkili birileri varmış. Ve diğer illerden gelen arkadaşlarımın kırsal için uğraştığını görmek harikaydı.  Beraber Projeler hazırladık, sunumlar yaptık, anlattık ve dertleştik . Orada ümitlerim yeniden yeşerdi. Değişimin biz gençlerin yardımıyla geleceğine tüm kalbimle inanıyorum . İşte o gün yalnız biz değil Türkiye kazanacak. Dünyanın dört bir yanında bizden yardım bekleyen kardeşlerimiz  kazanacak. O günlere en kısa zamanda beraber ulaşmak duasıyla...

Bana ait değil bu cümleler,

Bursa Yenişehir’den bir Anadolu genci Süleyman’a ait,

Süleyman mı kim?

Tam bir Anadolu genci,

Kırsalda yaşayan, kırsalı seven, kırsaldaki yaşam hikayesinin devam etmesi için mücadele eden bir genç,

Hukuk okuyor aynı zamanda,

Avukat, Hakim, Savcı olacak belki de kim bilir ama ne olursam olayım okuyup Anadoluda köyümdeki hikayeme öyle devam edeceğim diyor,

Bursa’daydık,

2039 başvuru arasından maalesef 30 kişi seçip o gençlerle bir araya gelebildik,

Her birinin farklı bir hikayesi vardı,

Hele bir de Mihriban’ımız vardı ki doğaya aşık,

Mücadelesini anlatırken,

Dikmek için ağaç ararken anlattıklarıyla hem gözyaşlarına boğuldu hem de bizi gözyaşına boğdu,

Anadolu’nun içinde öyle gençler var ki her biri birbirinden kıymetli ve değerli,

Hatayı maalesef devlet büyüklerimiz yapmışlar,

Gençliği kendi haline bırakarak bir boşluğa itmişler,

Şimdi arayış içerisinde gençler çıkmak istiyorlar içine düştükleri boşluktan,

Tek başlarına çıkamayacaklarını anlayanlar birleşiyorlar,

Birleştikçe sesleri birleşiyor,

Güçleniyor,

Ve, daha yükseklere doğru duyuluyor,

Daha ilk bölgesel çalıştayımızı gerçekleştirdik önümüzde 2 bölgesel çalıştay bir de zirve var,

Anadolu insanı bize neler yaşatacak daha bilmiyorum,

Ama bildiğim bir şey var,

Hikayemiz her seferinde daha çok güçleniyor,

Ve, derinleşiyor,

Bize inanan insanlarla sayımız artıyor,

Hem değişimin hem dönüşümün öncüsü olarak yolumuza devam edeceğiz.

Biliyorum bir yerlerde tıkanacağız,

Biliyorum bir yerlerde zorlanacağız,

O vakit işte inanarak yürüyen yüreklerin samimiyetine inanarak yaratıcı uzatacak bize sonsuz gücünü,

Ve, tıkanmışlıkları aşarak yolumuza devam edeceğiz,

Sonrasında yıllar sonra,

Süleyman, Mihriban diğer gençler ve biz hep birlikte dönüp arkamıza baktığımızda evet evet değdi diyeceğiz,

Sadece üniversiteli yapmakla,

Diploma vermekle olmuyor,

Bizim yaşadığı coğrafyaya inanan temiz yürekler yetiştirmemiz gerekiyor,

En önemlisi de zaten temiz olan yüreklerin kirlenmemesi için mücadele etmek gerekiyor,

Bursa’daydık,

Bitti evimize döndük,

Ama dönerken beraberimizde eşsiz insanların eşsiz hikayelerini getirdik,

Bunlardan bir tanesi Mihriban bir tanesi Süleyman,

Benim için iki sembol genç oldular daha şimdiden,

Bu sayı inanıyorum ki zamanla aratacak,

Ve, verilen emekler karşılık bulacak,

Siz de bu sürece katkıda bulunmak isterseniz paylaşın,

İnancınızı samimiyetinizi her zamankinden daha cesurca paylaşın,

Çünkü biz konuştukça, paylaştıkça, emek verdikçe aradığımız o güzel geleceğe hep birlikte ulaşacağız…

İyi ki varsın Süleyman…





5 Eylül 2019 Perşembe

Ben değili Biz...


Ben değil, Biz…

Dünyanın her coğrafyası üzerinde yaşayan insanlara yetecek zenginliğe sahip,

Hak ve adalet olsa aslında yetecek zenginlikler toprağın üzerinde yaşayanlara ama maalesef yok,

Bu bugünün meselesi değil,

Geçmişten çok ama çok eski geçmişten gelen bir anlayış,

Birileri daha büyük pay alırken,

Birileri ise hep daha küçük payla yetinmek zorunda kalmışlar,

Adaletsiz olan ise küçük parçayı alanların hep büyük çoğunluk olması,

Zor çok zor eşitliği sağlamak dünya adlı coğrafyamızda,

Belki de imkansız,

Ama insanlığın ihtiyacı olan da bu,

Gelecek nesillere bir miras bırakacaksak bugünün dünya üzerinde yaşayan insanları olarak,

O, vakit işte adaleti miras bırakmak ortak sorumluluğumuz olmalı,

Eminim toprağın altındaki büyük parçayı alan küçük kesim çok mutsuzdur şu anda keşke eşitlikçi bir şekilde bölüşseydik diye,

Bizim paylaşım kültürünü öğretmemiz gerekiyor,

Disiplinsiz bir şekilde öğrendiklerimiz kadar “Biz” diyebiliyoruz,

Yoksa kusura bakma seninde benimde içimde hep bir “ben” var,

En basitinden bir başvuru yapıyoruz,

Red edildiğimizde neden ben değilde o diyerek hemen başlıyoruz siteme sonrasında öfkelenmeye,

Sonrasında da kötülemeye,

Ben, yoksam kötüdür anlayışı yerini aidiyete,

Daha çok sahiplenmeye,

Ve, adaletin eşitliğin aslında ben için değil biz için olduğunda bir işe yaradığını öğrenmemiz gerekiyor,

Evet, biliyorum,

İşsizsin genç kardeşim,

Evet, biliyorum, 

Yetmiyor, geçinemiyorum,

Nasıl olacak bu yaşam böyle diyorsun,

Evleneceğim, düzen kuracağım,

Nasıl olacak diyorsun,

Bugüne kadar ben dedikçe ne sen çözüm bulabildin ne de ben,

Bir değişim süreci başlatsak,

Biz, demeyi öğrenmeyi,

Ve, sadece öğrenmeyi değil uygulamayı da yaşamımıza alsak,

Hani aşık olduğun bir sevgilin olur ya,

Seversin, 

Kıskanırsın,

Sakınırsın,

Değer verirsin,

Mutlu olursun,

Huzur dolarsın,

İşte tam da böyle “biz” kavramına aşık olsak,

Aşk, sadece bir insana mı olur?

Ya da bir insana mı olmalı?

Dalga dalga birleşsek,

Birkaç kişi ile başlasak,

Sonra 3 - 5 kişi olsak,

Sonra belki yüzler,

Belki binler,

Belki milyonlar oluruz kim bilir,

Yola çıkmadan hangimiz bilebiliriz ki bunu,

Ama kendimizden başlayarak dahil olsak “Biz” kavramına,

Kurtulsak hayatın “ben” hırslarından,

Bizi bağlayan zincirlerinden,

Yürüsek birlikte “biz” diyerek gönülden gönüle bir köprü oluştursak,

Yetse bize ait olan ne varsa hepimize,

Görmesek açlıktan yaşamını kaybedenleri,

Mesela yakacak odun bulamadığı için yaşamına son veren anneyi,

Mesela görmesek çocuğuna harçlık veremedi diye yaşamına son veren babayı,

Gelmese başımıza hiçbirimizin,

İnan bana,

Bugün yaşamda bize ait olan ne varsa bizden öncesinde toprağın altında yatanlara aitti,

Her şeyleri vardı,

Sonrasında bıraktılar gittiler,

Çoğunun mezarı bile değil,

Belli olanlarında ziyaretçisi yok,

Kimler yaşıyor biliyor musun öldükten sonra yaşarken paylaşmayı becerenler,

Yaşarken ben değil biz diyenler,

Onlar işte unutulmuyorlar,

Bir tanımlama yaptık bu insanlara küresel vatandaş dedik ama belki de daha doğru tanımlama küresel bir gönül zenginliğine sahip olan gönüllüler,

İşte bizim bu insanların sayısını arttırmamız gerekiyor,

Benim bir dayım vardı,

23 Mayıs’ta vefat etti,

Bugün Ankara’daydım,

Gittiğim sohbet ortamında konu geldi Dayıma,

Oturduk konuştuk,

Ben, değil benim dışımdakiler konuştu,

Araya girdim cümlelerle parçalar eklemeye çalıştım hepsi o kadar,

Gitti ama arkasında bıraktığı iz belki de yaşadığımız coğrafyanın kaderini değiştirecek bir yaklaşımdı,

Bizim yaşadığımız coğrafyanın kaderinin değişmesi,

Yaşadığımız dünyanın kaderinin değişmesi gerekiyor,

Egosunu tatmin etmeye çalışan,

Hırsıyla kendisinden başlayarak bütün insanlığa zarar verenlerin yerini biz anlayışıyla emek verenlerin alması gerekiyor,

İnsanlığın hiç olmadığı kadar samimiyete, adalete, hoşgörüye, aynı dili konuşamasalar bile aynı duygularda buluşarak birbirleriyle paylaşımda bulunan insanlara ihtiyacı var.

Haydi harekete geçelim,

Kendimizden başlayarak zenginliği yayalım,

Hani etrafımızdakilere en basit haliyle ben değil biz diyelim.

Kim varsa tanıdığımız tanımadığımız ulaşalım bir farkındalık süreci oluşturalım.

Ben, kendimden başlıyorum,

Küresel Vatandaşlık için Ben değil Biz diyerek profil resmimi değiştiriyorum ve sonrasında tanıdığım herkese gönderiyorum,

Çünkü yaşadığım dünyanın içerisinde birlikte soluk aldığım insanların mutsuzlukları artık benimde mutlu olmamı engelliyor,

Ben, kendi başıma mutlu olamıyorum,

Biz, mutlu olursak mutlu olacağım biliyorum.

Haydi Biz olmak için profil resimlerimizi her yerde değiştiriyoruz diyeceğim,

Kaç kişi değiştirecek bilmiyorum,

O yüzden ben kendime söylüyorum profil resmimi değiştirip herkese gönderiyorum,

Sende bu sürece ortak olmak istiyorsan bir adım da sen at!

Ben, biz için kendi adımımı attım,

Çünkü biliyorum bir yerlerden başlamak gerekiyor ve o yer neresi olursa olsun sadece beklememek gerekiyor…

Bekleyerek değişim gelmiyor…

Ahmet K.



21 Ağustos 2019 Çarşamba

Çünkü sen gönüllüsün, çünkü sen Küresel Vatandaşsın...


İçindeki çocuğu öldürmeyen insanlar,

Yaşın ilerler büyürsün,

Olgunlaşırsın,

Yaşlanırsın ama içindeki çocuk hiç ölmez yaşamaya devam eder,

Heyecanlısındır,

Arar durursun,

Merak edersin,

Sonunu görmek istersin bir an önce,

Cesursundur,

Hani sıcağa dokunurken cızz diye korkutur ya annen,

Yaklaşmamanı ne kadar isteseler de sen ilk fırsatını bulduğunda yine yaklaşırsın,

Yanacak olsa da avuçların,

Hiç dinmeyecek bir acı hissetsen de yaparsın,

Çünkü sen çocuksun ya,

İstesen de duramazsın,

Küresel vatandaşlık,

Hep çocuk kalmaktır aslında,

Büyürsün, olgunlaşırsın, yaşlanırsın ama içindeki o çocuğu hep yaşatırsın,

Yapma deseler de,

Sen yapmaktan geri duramazsın,

Hamurunda vardır bir kere, var olanı değiştiremezsin,

Meraklısındır,

Nerede ne oluyordan ziyade ben olanların karşısında ne yapabilirim diye düşüncelisindir,

Çoğu zaman anlamsız gelir etrafındakilere yaptıkların,

Çünkü evinde televizyonun karşısında izledikten sonra kanalı değiştirmek varken,

Sen, izlediklerinden sonra sana ihtiyaç duyulduğunu hissedersin,

Ve, sonra yola çıkarsın,

Yolculuk başladı mı bir kere,

Bitmez artık,

Her seferinde gittiğin yerden başka bir yere devam eder bu öylece,

Vicdanın uyurken bile uyanıktır,

Sen, uyursun herkes uyuduğunu zanneder,

Vicdanının sesi rüyalarında bu sefer kendini göstermeye başlar,

Hastalıklı bir ruh halidir aslında Küresel Vatandaşlık,

Bitmek bilmeyen bir gönüllülük ruhu vardır içinde,

Ararsın,

Aramakla bulunmayacağını bilirsin ama aramaya devam edersin,

Hevesini kıran çok olur,

Yaptıklarının bazen boşa gittiğini de görürsün,

Ama sen gönüllülük ruhunu yaşatmaya başlamışsın bir kere ruhunda vazgeçemezsin,

Vazgeçmek nedir bilmezsin,

Yılgınlıklar olsa da yoluna devam edersin,

Müziğin ritmi değişir,

Bazen arabeske bağlar,

Bazen ise coşkuyu veren bir ezgiye dönüşür,

Ama senin ruhundaki heyecan ne azalır ne de eksilir,

Çocuksun ya, büyümüş görünen ama içindeki çocuğu yaşatan bir ruh hali işte,

Değerlerin vardır,

Başkaları gibi körü körüne inanmaz,

Dogmatik düşünmezsin,

Sorgularsın, araştırırsın, içine sinmesini istersin,

Sinmediği vakit,

Sahiplenmediğin vakit ne olursa olsun yapmazsın,

Sahiplendin mi de bırakamazsın,

İhanet nedir bilmezsin,

Çünkü sen kendine ihanet edemezsin,

Maceracı bir ruhun vardır,

Yağmur taneleri yağarken herkesten yağmurdan kaçarken,

Sen evinden dışarı doğru koşarsın,

Yağmurun üzerine doğru adeta koşarsın,

Yükseklerden korkmazsın,

Her seferinde daha yükseği nasıldır diye içinde bir merak duygusuyla yaşarsın,

Gönüllülük güzel duygu be,

Bir iş değil, bir meslek değil,

Lakin bir yaşam biçimi,

Kendine bir hikaye belirlersin ve o hikayeyi başından itibaren kendin yazar, kendin oynar, kendin alkışlarsın,

Karşıdan bir tepki gelmesini önemsemezsin,

Önemli değildir insanların verdiği tepki senin için,

Çünkü sen kimse için gönüllü değilsindir,

Sen, kendi içindeki çocuk için gönüllüsündür,

Bu yüzden seversin doğayı,

Seversin hayvanları,

Seversin insanları,

Seversin mesela gördüğün dalında küçük bir serçeyi,

Bakarsın dakikalarca gözlerini ayırtmadan senden bir parçaymış gibi koparamazsın dağlarda gördüğün papatyayı dalından,

Hayallerin vardır geleceğe dair,

Yaşatırsın hayallerini,

Her ne kadar kirlenmişlikleriyle birileri hayallerini ellerinden almaya çalışsa da sen yaşatırsın hayallerini,

Çünkü bilirsin kirlenmişliklere inat temizliktir senin hayallerin,

Ve, sen vazgeçersen sanki son vazgeçen olacakmışsın gibi herkes vazgeçmiş olacakmış gibi gelir,

Asla vazgeçmeden devam edersin yoluna sen,

Çünkü içindeki çocuk bunu istiyordur,

Annen her ne kadar cızz sıcak, yanarsın dese de sen merak ettiğinden avuçların yansa da dokunursun,

Çünkü sen gönüllüsün,

Çünkü sen küresel bir vatandaşsın…

Ahmet K.




Samimiyeti Paylaşmak İçin - Küresel Vatandaşlık...


                                   

Neden yaşar ki insan?

Kulluktur beklenen,

Peki ya nedir özünde yatan?

Kul olma mücadelesi verirken bile; unutulmamak,

Ne yaşadığımız yaşam süresince,

Ne de yaşam bittikten sonra unutulmamak,

En önemlisi de unutmaması yaratıcının,

Unutulmak istemiyoruz ama unutulacak yaşamlar yaşıyoruz,

Özgür bir iradesi var insanın,

Belirleyici olan kendisi insanın,

Bugün varken elimizde yarını yaşıyoruz zihnimizde,

Sanki o yarın gelecekmiş gibi,


Yok aslında ne benim ne de senin yarınımız,

Günlük bir telaş almış başını gidiyor,

Yaşamak istediğimiz hayat ise hep yarınlarda,

Doğru mu peki?

Gelmeyecek olan yarının talihlisi olmak,

İnsanlığa bugünü yaşayanların verdiği bir afyon,

Ya uyuyoruz ya da uyutuluyoruz,

Ama bir uykudur almış başını gidiyor,

Biz, uyurken birileri de yaşamlarını bugünde yaşamaya devam ediyor,

Küresel Vatandaşlık,

Projenin fikrini ortaya attığımızda gelmeye başladı tepkiler,

Destekleyenler, katılanlar, anlayanlar ama bir taraftan da bu iş olmaz diyenler,

Doğru bir konunun etrafında buluşmuşuz ki,

İnsanların tepkisi yükseliyor,

Biz, yarının uykusundan uyanmak için bir farkındalık oluşturmak adına çıktık bu yolculuğa,

Avuçlarımızda bugün var,

Ve, yarın uzak çok ama çok uzak,

Haydi kendini harekete geçir dedik,

Bugün miras bize geçmişten,

Peki ya geleceğe olan bugünden mirasımız ne olacak?

Samimiyeti barındıran,

İnsanların birbirlerini daha çok sevdiği,

Sabah gördüğünde bir insanı tanımasan da gülümseyerek günaydın dediği,

Bir afet yaşandığında ister bizim coğrafyamız olsun,

İster bizden olmayanların coğrafyası ayırt etmeksizin yola çıkan insanların olduğu,

Haydi ben geldim kardeşim yanındayım,

Neye ihtiyacın var diye sorulabilen bir dünya…

Dijital dünyanın içerisine hapsolmuş milyonların içerisinde yaşadığını zanneden ama özünde yalnız olan sosyal açıdan yoksul insanların gerçek yaşamdaki milyonlarla buluştuğu bir dünya,

Neden yaşar ki insan?

Kendisine ait zamanı kullanmak ve kendisinden sonraki nesillere daha samimi bir yaşam bırakmak için,

Değil midir kulluk özünde samimiyeti yaşamak ve samimiyeti emanet etmek,

Kaybedilmiş bir değer samimiyet,

Bulmamız lazım,

Kendi içimizdeki samimiyeti ve paylaşımı bularak başlamalı sonrasında etrafımızdan başlayarak yaymalıyız.

Küresel vatandaşlık, küresel samimiyet, küresel gönüllülük belki de en doğru tanımıyla insan olmak,

Tartışılmalı içeriği doldurulmalı,

Toplumsal hafızada yeniden işlenmeli.

Günlük konular,

Günübirlik siyasi gündemler,

Söylendiği anın ötesine geçemeyen sözler,

Ötekileştiren, ayrıştıran sözcükler,

Yerini kalıcı ve toplumsal birlikteliği güçlendirici,

Ortak yaşamın kalitesini arttırıcı,

Birlikte çalışma kültürüyle üretime yönlendirilmiş bir hikayeye dönüştürmeli…

Her sabah uyanıp bugün iş bulabilecek miyim kaygısıyla günlerini geçiren,

Yaşamımı nasıl idame ettireceğim diye düşünen gençliğin istihdam sorununu çözecek olan işte bu samimiyet,

Gençlik kendini yarına ertelemeyip bugünün dinamik bir unsuru olduğu vakit,

Üretimin bir parçası olduğu vakit belki de yeniden canlanacak o beklenen ruh,

13 – 15 Eylül’de Bursa’dan başlıyoruz,

Gençlikle gençliği konuşmak,

Gençliğin dinamizmini harekete geçirmek,

Gençliğin üretim sürecinin dinamik bir parçası olmasını sağlamak için…

Başvurular yarın başlıyor,

Farklılıkları zenginlik olarak gören,

Ayrıştırmayan,

Ben, sen, o demeden biz diyecek gençlerle bir araya geliyoruz,

Ne için mi?

Sadece samimiyeti paylaşmak için,

Ve, paylaştığımız samimiyeti gelecek nesillere bırakmak için…

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Haydi Kendini Harekete Geçir - Küresel Vatandaşlık





Küresel Vatandaşlık,

İnsanı ve insan ile birlikte yaşayan tüm canlıları ve iyilik yapmayı odağına alan bir başlangıç,

Farklılıklarımız birlikte bir arada yaşadığımız bir dünya burası,

Her ne kadar yeni arayışlar olsa da yeni bir yer bulununcaya kadar birlikteyiz bu dünyada,

Sadece Türk’ü, Kürdü, Lazı, Zazası, Çerkezi değil 72 millet bir aradayız. Farklılıklarımız dünya insanlarıyla paylaşmak ve iyi olanı yaygınlaştırarak birlikteliği güçlendirmek zorundayız.

Ötekileştirenlerden yoruldum,

Sende yoruldun değil mi?

Sen, ben diyenlerden yoruldum,

Sende yoruldun değil mi?

Hep bana diyenlerden yoruldum,

Sende yoruldun değil mi?

Yorgunluklarımız ortak,

Yaşamın içindeki yorgunluğumuzu atmak,

Sonrasında hani bir tatile çıkarsın eşsiz bir manzarayla karşılaşırsın, hafif bir rüzgar eser ve sen çimlere uzanır mavi gökyüzüne bakarsın,

Rüzgar yorganın olur ya,

Yok böyle bir dinlenme, rahatlama dersin,

İşte o huzuru yakalamak için birlikte emek vermemiz gerekiyor.

Seni, beni yok bunun,

Biraz senden biraz benden ama biz olarak emek vermek zorundayız.

Değişim istemek ama bu değişimi hep beklemek,

Beklediğin vakit hiçbir zaman gelmeyen değişim,

Harekete geçmek gerekiyor,

Değişimi arzuladığını göstermek,

Yoksa aradan yıllar geçecek ve yıllar sonra dönüp arkamıza baktığımızda ya sen göçmüş olacaksın yaşamdan ya da ben belki de ikimizde,

Bizden sonrakilere bıraktığımız ne var diye düşüneceğiz,

Ortada hiçbir şeyin olmamasının korkunçluğunu bir düşünsene,

Asırlardır aynı süreci yaşıyor insanlık,

Hep bir miras bekleniyor o miras bir türlü gelmediği için korkunç bir asrın çocukları olarak yaşamaya mahkum olduk,

Beklemesek,

Birliktelikle başlasak,

Yalnız başına yapabileceklerin var yaşamda,

Bir de yalnız başına yapamayacakların,

Bu maalesef benim ya senin yalnız başına yapamayacağın bir şey,

Birlikte olmalıyız,

Birlikteliği güç olarak görmeli ve bunu fırsata dönüştürerek miras bekleyenlerden olmamalı,

Miras bırakanlardan olmalıyız.

Düşünsene bundan 100 yıl sonra biz yaşamda olmayacağız,

Ama birileri olacak bu yaşamda ve onlar dönüp arkalarına baktıklarında seni beni hatırlayıp tebessümle yad edecekler,

Tercih aslında bizim,

Nasıl hatırlanmak istediğine kendi karar veriyor insanlık,

Bu asrın çocukları olarak nasıl hatırlanmak istediğimize karar vermeliyiz,

Bugün baktığında tablo hiç de iç açıcı değil,

Her gün daha yaşanılmaz bir hal alıyor,

Ve, Allah’ım al canımı da kurtulayım diyenlerin sayısı hiç azımsanmayacak oranda artıyor,

Neden mi?

Çünkü adalet yok,

Eşitlik yok,

Vicdani duygular yok,

Özgür olduğunu zannedenler bile esaretin çocukları,

Bak şöyle bir dünyaya,

Düşün yaşananları düşünmesi bile korkunç değil mi?

Bende korkuyorum.

Peki ya bunu her gün yaşayanlar,

Çıktık yola,

Eylül ayında başlıyoruz Bursa’dan binlerce kilometre kat edeceğiz,

Anadolu’yu karış karış gezeceğiz.

Küresel Vatandaşlık kavramını konuşarak farkındalığı artan insan sayısını arttırmaya çalışacağız,

Bu halkaya sende dahil olmak istiyorsan o vakit durma!

Haydi kendini harekete geçir.

Ahmet K.