5 Eylül 2020 Cumartesi

İnandıklarımız İçin Başladık - Gençlik ve Kırsal...

İnandıklarımız için başladık!

 

Üzerimize üzerimize geliyor şehirler,

 

Yeni değil bu durum,

 

Eskiden de böyleydi,

 

Yatay mimariden dikey mimariye geçtikçe şehirlerdeki alanlarımızı daralttık,

 

Üretim toplumundan çok tüketim toplumuna dönüştük,

 

Tükettikçe tükenen olduk,

 

Hazır olana alıştık,

 

Bize yeter diye düşündük,

 

Apartman yaşamını sinema ile cazip hale dönüştürerek,

 

Apartmanlarda yaşamanın hayalini toplumun bilinç altında oluşturduk,

 

Sonra bir apartmana koca bir köy sığdık,

 

Apartmanlarda yaşamak sınıf atlamak ile eşdeğer tutuldu,

 

Sinemanın en keskin mesajı oldu; “seni apartmanlarda yaşatacağım”

 

Kentsel alanlara insanlar göç ettikçe bütün hikayede kentlerde oluşmaya başladı,

 

Eğitim hizmetleri,

 

Sağlık hizmetleri,

 

Alışveriş imkanı,

 

Sosyal mekanlar,

 

Üniversite yaşamı ne varsa kentsel alanların içerisinde şekillendi yaşamlar,

 

Kırsalda olanlar bir bir kentlere göç ettiler,

 

Tabir yerindeyse kırsalda sadece yaşlı nesilleri bıraktık,

 

Sonra yaşlılarımız bir bir aramızdan ayrılınca kırsal boşaldı,

 

Üretmeyen bir toplum kendi kendine yetmekten uzaklaşarak dışarıya bağımlı bir hale geldi,

 

Dışarıdan gelmediği vakit kendi kendine yetememek korkusunu yaşamak,

 

Özünde kendi kendine yetebilecekken,

 

Yetememek…

 

Aileler,

 

Eğitimciler,

 

Arkadaş çevresi,

 

Karar alıcılar,

 

Politika üretenler gençliğe gelecek hazırlamak,

 

Vizyon oluşturmak,

 

Misyon yüklemek yerine maalesef üniversite bitirmeyi hedef gösterdiler,

 

Herkesin bir şekilde üniversiteli olduğu,

 

Alanında ihtisaslaşmanın önemsiz olduğu bir şekilde mezun olduğu bir sürecin içine çekildik,

 

Bugün etrafınıza baktığınızda üniversite bitirmeyen neredeyse kimse kalmıyor,

 

Ama kimse ihtisaslaşmıyor,

 

Ve, ihtisaslaşmayanlar maalesef üretim sürecinin bir parçası olamıyor.

 

Gençliğe bu kadar değer veren bir Cumhurbaşkanı bir daha gelir mi bilmem,

 

Gençliğe bu kadar değer veren bir yaklaşım varken,

 

Bunu fırsata dönüştürüp,

 

Politika olarak toplumsal zeminde yaygınlaşmasına emek vermeden,

 

Kendini ve bekasını düşünen,

 

Toplumsal yaşamın en önemli dinamiği olan çocukları ve gençleri önemsemeyip politika geliştirmeyen,

 

Oturduğu koltuğun hesabını yapanlardan dolayı maalesef bugün bu noktadayız,

 

Emin ol,

Senden önce de birileri o koltukta oturdu,

 

Senden sonra da birileri oturmaya devam edecek,

 

Önemli olan Anadolu’nun çocuklarının ve gençlerinin üretim sürecine yönelmesi,

 

Çocuklara ve gençlere gerçek yaşamda mutluluk hikayesini bulmalarını sağlayacak misyonun yüklenmesi ve vizyonun çizilmesi,

 

Anadolu’nun yeni bir hikayeye ihtiyacı var,

 

Farklılıkların bir zenginlik olarak görüldüğü,

 

Gençlerin siyasi bakış açısı her ne olursa olsun ayrıştırılmadığı,

 

Bir bütün olarak ortak geleceğimiz için emek verdiğimiz bir hikayeye!

 

Bugün yaşanan sorunların temelinde hep ötekileştirmek var,

 

Kendi kendine rol biçerek birilerini ötekileştirenler,

 

Ayrıştırmayı tercih edenler,

 

Sadece zarar veriyorlar ve kendilerini ve oturdukları koltukları korumaya çalışıyorlar,

 

Farkında değiller,

 

Hatırlananlar hesap yapmadan emek verenler olacak!

 

Gençlik ve Kırsal,

 

Bu iki kavramı iç içe sokacak ve Anadolu’nun gençlerinin bugünden itibaren geleceğini şekillendirecek,

 

Yaklaşım ve politikalara ihtiyacımız var,

 

Bunun için bizler emek vermeye devam ediyoruz,

 

Tam da bunun için Gençlik ve Kırsal Kalkınma Projesi’ne başladık…

 

İnandıklarımız için başladık…

16 Ağustos 2020 Pazar

Gençlik ve Gönüllülük Zirvesi

Gençlik ve Gönüllülük Zirvesi

COVİD19 süreci,

Sokağa çıkma yasakları,

Eğitimlerin online sisteme taşınması,

Maskeler,

Sosyal mesafeler,

2020 başladığından itibaren bu nasıl bir yıldır sorusu,

Olumsuz bir psikolojiyle zihinlerde korkunç bir gelecek endişesi ile çıktık yola,

Katılımcılarımızı belirlerken,

Zirve tarihini belirlerken hep zihnimizde soru işaretleri vardı,

Hem hastalıktan korkuyorduk,

Hem de bir araya gelmek istiyorduk,

Ertelemek veya gerçekleştirmek,

İkl ayrı seçenek vardı önümüzde,

Son dakikaya kadar neredeyse kimseye bilet aldırmadık,

Son 2 gün içinde katılımcılara whatssapp grubu üzerinden mesajı attık,

Gençler!

Biletlerinizi alın,

Daha gençleri görmeden onlardaki enerji Konya’ya kadar gelmişti,

Bir hikâye başlatmak istiyorduk,

Özellikle Pandemi sonrasında Türkiye’de gerçekleşecek ilk gençlik zirvesi olması hasebiyle de önemliydi,

Düğünler, asker uğurlamaları, kınalar, nişanlar tatiller her yerde devam ederken,

Asıl toplumsal motivasyonu arttıracak,

Üretimi teşvik edecek,

Gençliğin toplumsal kalkınmanın parçası olmasını sağlayacak etkinliklerin aksıyor olması,

Gerçekleştirilmemesi bizim için memleket açısından en büyük sorundu.

Bunun için cesaret etmeliydik,

Ve, öyle de oldu.

Tedbirleri alınca Anadolu’nun gençleri de kurallara uyunca,

Harika bir zirveyi geride bıraktık,

Otelden çıkarken ateşi en yüksek olan 37 dereceydi,

Her gün kapıdan içeri girerken gençlerin ateşlerini ölçmek,

Acaba biri yüksek çıkar mı diye endişe duymak,

Zirve bitti!

Herkes geldiği gibi memleketine bir bir gitti,

Toplumsal yaşamı kurallarla birlikte devam ettirmeli,

Gençliğin dinamizminin ve enerjisinin ülkeye yansıması sürecinde bir kesinti oluşmamasını sağlamak gerekiyor,

Ağrı’dan, Hakkari’den, Siirt’ten, Rize’den, Afyon’dan, İstanbul’dan, Lüleburgaz’dan, Adana’dan, Mersin’den Anadolu’nun dört bir yanından geldiler,

Enerjileriyle enerjimize enerji kattılar,

Ve, sanki pandemi hiç yaşanmamış gibi motivasyonlarıyla Anadolu’nun ortak geleceği ve gençliği için ne varsa içlerinde ortaya koydular,

Farklıydılar,

Hiçbiri birbirine benzemiyordu,

Siyasi bakış açıları,

Dünyaya bakışları farklıydı,

Tam da olması gerektiği gibi,

Farklılıkları zenginlik olarak gören yaklaşımla ortak bir noktada buluştular,

Ve, Anadolu adlı ortak coğrafyamızda gönüllülüğün güçlenmesi için ve COVİD19’un gençliğe olan etkileri için düşüncelerini ortaya koyduktan sonra,

Anadolu’nun dört bir yanına yeniden dağıldılar,

Şimdi Anadolu’nun farklı coğrafyalarında gönüllülüğü yayacak,

Ve, toplumsal güçlenmenin birer mihenk taşı olmak için emek verecekler,

Eğer bugün ülkemizde pandemi varsa bunun nedeni içimizde sorumsuzca hareket edenler,

Ertelenecekse düğünler ertelenmeli,

Ertelenecekse asker uğurlamalar ertelenmeli,

Yapılmayacaksa tatiller yapılmamalı,

Ama memleketin geleceği için üretim temelli faaliyetler, etkinlikler,

Ve, en önemlisi eğitim devam etmeli,

Yarınları daha yaşanılabilir inşa etmek,

Ve, bugünlerimizi de daha mutlu yaşamak istiyorsak,

Tercihimizi doğru yapmalıyız,

Tercihini virüsten yana koyanlar tedaviyi, aşıyı beklerken,

Tercihini üretimden, emekten, Anadolu adlı ortak coğrafyamızın güçlenmesi için koyanlar virüsten hiçbir zaman etkilenmeyecekler,

Bizim bir hayalimiz vardı,

Yola çıkarken hayalimize hayaller katacak aktörler aradık,

Toplamda 4917 kişi bölgesel çalıştaylar ve zirveye başvuru yaptı.

Biz, yaklaşık 200 kişi ile bir araya gelebildik,

Ama emin olun sahada sizler bir araya geldiğimiz gençlerle karşılaşmaya devam edeceksiniz,

Çünkü inancın ortak noktasında hep birlikte buluşarak yolculuklarımızı başlattık,

Gençlik ve Gönüllülük hikayesi,

Şükür ve inanç ile başladı,

Ve, şimdi bir virgülle daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecek…

Emek veren, katkı sunan, destekleyen tüm herkese ve özellikle ateşini 37 derece altında tutmayı başaran gençlere teşekkürler…

 

 

 

 

  

3 Ağustos 2020 Pazartesi

Anadolu’nun tüm gençlerinin tam da nakarat kısmına geldiğimiz de bize eşlik etmesini bekleyeceğiz...

COVİD19 Gönüllülüğün Önemini Öğretti!

Gençlik ve Gönüllülük Projesini yazdığımızda 2019 yılının Eylül ayıydı,

Dünyada ne COVİD19 vardı,

Ne mesafemiz vardı,

Ne maskemiz vardı,

Ne de birbirimize karşı bu kadar ürkerek yaklaşıyorduk,

Ama yaşamımızda gönüllülük diye bir kavram hep vardı.

Çünkü zamanın ne getireceğinin belli olmadığı bir dünyanın içerisinde yaşıyorduk.

Zaten öyle de oldu,

Belirsizliklerin içinde insanlığın hiç ummadığı,

Tahmin etmediği bir gerçek Çin’in Wuhan kentinden diye tanımlasak da bir yerlerden başlayarak her birimizi buldu,

Sınırlar ortadan kalktı,

Dünyanın ne kadar küresel bir yer olduğunu anladık,

Yaşamın içerisinde her şeyin sahibi olmanın ama aslında hiçbir şey olmamanın ne demek olduğunu öğrendi insanlık,

Varlıklı olan,

Olmayan,

Herkes evinin içine kapandı,

Korku dört bir yanı sardı,

Kahramanlar çıkmaya başladı korkunç sürecin içinde bir bir ortaya,

Cemil Taşçıoğlu Hoca mesela,

Ali İhsan bulut,

Feriha Öz,

Tuğba Kuşdemir,

Hasan Ecevit birkaç isim sadece,

Ve, daha bir çok kahraman,

Yaşamlarını hiçe sayarak,

Aileleriyle aralarına mesafeler koyarak,

Çocuklarından uzaklaşarak,

Toplumsal mücadelenin aktörleri oldular,

Neydi amaçları?

Covid19’un daha fazla can almaması,

Ve, içimizdeki yayılma hızının yavaşlaması,

Bunu sağlamaya çalışırken ayrıldılar aramızdan,

Arkadaşları mı?

Hala yaşamın içerisinde covid19’un etkisini kırmak için mücadele ediyorlar,

Bir çok isim tanıdık bu süreçte,

Sağlık Bakanımızı mesela covid19 ile tanıdık,

Ateş Kara Hocayı,

Mehmet Ceyhan Hocayı,

Hiç olmadığı kadar evimize konuk oldular,

Neler yapmamız gerektiğini bizlere anlattılar,

Hala da her akşam anlatmaya devam ediyorlar,

Gönüllülük…

Ne zaman ne için belli olmayan bir yaşam biçimi,

Maddiyatla karşılığı ölçülemeyecek bir gerçek,

Bursa’da, Konya’da, Bingöl’de 7 ayrı coğrafi bölgemizden gençlerle buluştuğumuzda farkında olmadığımız bir hastalıktı Covid19,

Şimdi ise aylardır esareti altındayız,

Hükmetmeye,

Galip gelmeye,

Sevdiklerimizi kaybetmemeye çalışıyoruz,

Bir taraftan da mücadele edenleri alkışlıyoruz her gece yüreklerimizden,

Hani birkaç gün devam eden sonra biten alkışlar aslında her gece uyurken yüreklerimizde minnet ve şükranla çalmaya devam ediyor,

Ne getireceğini bilmiyoruz zamanın,

Covid19’u illaki yenecek insanlık,

Kayıplarımız daha ne kadar sürecek bilmiyoruz ama yeneceğiz,

Ama gönüllülüğe ihtiyaç hiçbir zaman bitmeyecek,

Dünyanın,

Gökyüzünün,

Doğanın,

Yeşilin,

Hayvanların,

İnsanların, her şeyin gönüllülere ihtiyaç duyduğu bir hayatın içerisindeyiz.

Dünyanın daha yaşanılabilir olması ve soluk aldığımızda endişesiz olmak için gönüllülük kavramının içeriğini hep birlikte doldurmalıyız.

Tam da bunun için çıkıyoruz yollara,

Son 10 gün,

Anadolu’nun farklı şehirlerinden her birimiz çıkacağız yollara,

Eskisi gibi yakın olamayacağız belki,

Ama eskisinden daha çok yakın olmak,

Ve, paylaşımı insanlar arasında arttırmak için yeni bir hikaye yazacağız,

Farkındayız özellikle gençliğin bunaldığının,

Arayışının derinleştiğinin,

Yaşamsal stresinin çoğaldığının,

Farkındayız!

Çözüm önerilerini ortaya koymak,

Gençler ve karar alıcılar arasında bir köprü oluşturmak için her birimiz çıkacağız yola,

İnandıklarımız,

Savunduklarımız,

Bizden sonrasına bırakmak istediklerimiz için yeni bir hikayenin etrafında buluşacağız,

Sloganımız da olduğu gibi;

“İnsanlık İçin Gönüllülere Dokun” demek için sesimizi hep birlikte yükselteceğiz…

Hiçbirimizin birbirine benzemeyen seslerini buluşturarak ortak bir ton yakalayıp,

Bir koro gibi sesimizi yükselteceğiz,

Ve, Anadolu’nun tüm gençlerinin tam da nakarat kısmına geldiğimiz de bize eşlik etmesini bekleyeceğiz.

Gençlik ve Gönüllülük:

Son 10 Gün…

8 Haziran 2020 Pazartesi

Aşk...


Sürekli olarak birbirine bakmak,

Aşkı öldüren daha korkunç bir şey var mıdır?

Her gün etrafımda,

Etrafında gördüğün sıradanlaşan tabloların nedeni bu,

Birlikte geleceğe bakamayanlar,

Sürekli olarak birbirine bakanlar,

Bir süre sonra heyecanlarını kaybedip,

Neden?

Sorusunu sormaya başlıyorlar,

Belli aslında neden olduğu ama işte görmek isteyen görebiliyor,

Sürekli olarak birbirinize baktığınız bir insan geçici bir heyecan verir,

Ve, sizin kontrol edemediğiniz bir süre içerisinde sizde oluşturduğu ne varsa sıradanlaştırır,

Aşk, iki insanın zihinsel dünyasının birleşmesi,

Hayallerinin ortaklaşması,

Attıkları adımların ritmi yakalamasıdır,

İşte bunu yapmayı beceremeyen ilişkiler de sıkılganlık çıkar ortaya,

Tam da bundan 2 yıl önce Tunus’ta Büyükelçiliğimizde nikah için bir araya geldiğimizde,

Evet, derken emin olduğum tek şey vardı,

Biz, sadece birbirimize bakmayacağız,

Aynı zamanda hem hayalleri bütünleştireceğiz,

Hem geleceğe dair adımları atarken birbirimizi kontrol etme ihtiyacı duymadan sorgusuzca yürüyebileceğiz,

Bir insanı en iyi seyahatlerde ve seyahatlerdeki yol arkadaşlığıyla tanırsın,

Hem ilk defa adım attığım topraklarda Fas, Tunus, Karayipler,

Hem de daha önce gittiğim Amerika, İspanya, Hollanda, Belçika, Bosna Hersek, Sırbistan, Karadağ, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Polonya’da aslında sadece seyahat etmek değildi amaç,

Tanımaktı,

Sürekli olarak aynı şehirden,

Aynı evden,

Aynı noktadan bakarsan sevdiğine ve o da aynı noktadan bakarsa sana yakalayamazsın aşktaki zenginliği,

Seyahatlerin ardındaki gizemde gizlidir aşk,

Daha önce gittiğin bir yere aşk ile yeniden adım attığında sanki ilk defa gidiyormuş gibi hissedersin,

Aşkın en korkunç tarafı ise sürekli olarak onu beslemek zorundasınız,

Boş bıraktığınız anda,

Beslemediğiniz anda açlığının çığlığını duymaya başlarsınız,

Aşkın en büyük besini de ona zaman ayırmaktır,

Çoğu insanın yaptığı hata gerçek aşkı avuçlarındayken görmemek,

Kaybettiklerinde,

Yıllar sonra dönüp arkaya baktıklarında duydukları özlemdir,

Ama maalesef aşk avuçlarının içindeyken kıymeti bilinmesi gereken bir şeydir,

En basit tabiriyle aşk nedir sorusuna herkesin vereceği çok fazla cevap vardır,

En doğru tanımlama ise geleceğe birlikte bakabilmektir…

Avusturya’daydık Viyana’da,

Schönbrunn Sarayı’nın merdivenlerinde yürürken şöyle bir baktım etrafıma sonra bir geçmişe bir geleceğe,

Zamanın içinde yetişmeye çalışıyoruz bir yerlere tam 2 yıl oldu evleneli,

Bugün yola çıkmıştık Tunus’a doğru,

Çalışırken uzandım o zamana ve dokundum,

Bize ait olanlara,

Aşk, işte…

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Özlemle, sevgiyle, saygıyla Cabir Hocam

Oturuyor sanki karşımda,

Birazdan sesini duyacak gibiyim,
 
Etrafında toplayacak yine her birimizi,

Başlayacak o eşsiz sözcüklerle kalbimize dokunmaya,

Çocukluğumun en güzel bayramlıklarıyla gideceğim anneannemin evine,

Kapıdan içeri girer girmez sabahın ilk ışıklarıyla,

Bekleyeceğim uyanmasını,

Uyandığı anda uzanacağım ellerine,

Çocuksun ya öpmek isteyeceksin,

Çünkü hemen ardından bayram harçlığının geleceğini bileceksin,

Paylaşmayı,

Çocukları güldürmeyi öğreten duruşuyla,

Başlayacağız sohbete,

Her kapıdan girenin yüzünde ayrı bir tebessüm,

Geçen sene tam da bugün,

Bayram değildi,

En acı günün içindeydim,

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını artık öğrendiğim bir zaman diliminin başlangıcıydı,

Cabir Hoca,

Çocukluk masumiyetinin en temiz tebessümü,

Birleştiren,

Buluşturan,

Denge unsuru olan,

Ufku genişleten,

Sohbetiyle etkileyen,

Hayattaki başarısızlıklara rağmen yaşamsal motivasyonu arttıran Dayım,

Hiç ölmemiş gibi,

Aynı zaman da hiç olmamış gibi,

Nasıl bir şeydir bu ölüm, 

Hem alışıyorsun,

Hem alışamıyorsun,

Her ölüm başkadır,

Ama bu ölüm hepsinden başkaydı,

Bingöl’ün ıssız sokaklarının,

Gecenin karanlığının yürüyüş yapanı dayım,

Tam da bu saatlerde Genç Caddesinde yürüyüşe çıktığınızda karşılaşma ihtimalinizin en yüksek olduğu insandı,

Bu bir yıl hiç geçmedi,

Zaman durdu adeta,

Zihnim hiçbir şekilde kabul etmedi,
 
Geçen hafta ilk defa mezar taşını Zeynep teyzem sayesinde gördüm,

Resmini at demiştim,

Atmamıştı,

Ertesi günü gittiğinde görüntülü aradığında Esselamü Aleyküm Ya Cabir Hoca diye bağırdım adeta,

Gözlerimden akan yaş,

Yarın bayram,

Ama insan en sevdikleri eksilirken nasıl yaşar bayramı ki,

Nasıl bir bayram,

Şimdi Baranımız var yeğenim,

Bir kendime bakıyorum,

Bir de Dayımı Cabir Hocayı anımsıyorum,

Verdi Cabir Hoca verdi,

Dayı olmanın,

Arkadaş olmanın,

Sırdaş olmanın,

Dost olmanın,

Kardeş olmanın hakkını verdi,

O yüzden belki de etrafında kim varsa hepsinden bir şeyler eksildi,

Kaybettik,

Biz, bize ait olan en kıymetlimizi hiç beklemediğimiz bir anda yaşamımızın içinden kaybettik,

Hayatımın en zorlu iki ölümünü tam da bugün yaşadım ben,

Peş peşe geldi haberler,

Sabahında babamı arayıp durumu nasıl diye sormuştum,

Öğlenden sonra babamın kefenliyoruz demesiyle,

Yol bitmedi benim için,
 
Eve nasıl vardım,

Ayşenur’a bakarken öylece nasıl içim boşaldı hiç bilmiyorum,

Aradan geçen bir yılın ardından hep eksiğiz,

Birleştiren, buluşturanımız,

Bir araya getirenimiz,

Yok artık yatıyor öğrencilerinin,

Yetiştirdiklerinin toprağı Simsor’da,

Bir yanında Emine Teyzem,

Bir yanında Dedem,

Yatıyor öylece,

Gölgesi mi işte o hala üzerimizde,

Öğrettikleri,

Bıraktıkları,

Verdiği hayat dersleri,

Zenginliğin gönülde olduğunu şiar edinen duruşuyla hala etrafımızda,

Mekanın Cennet olsun Cabir Hocam,

Dayım derken sadece bana aitmiş gibi geliyor ve diyemiyorum,

Herkesin Cabir Hocasıydı ve öyle de kalmalı,

Belki de o yüzden Cabir Hocam,

İyiki hayatımızdan geçtin,

İyi ki senin gölgende soluklandık,

Mekanın cennet olsun Hocam,

Özlemle, sevgiyle ve saygıyla…

  • 24 Mayıs 2019

23 Mart 2020 Pazartesi

Sadece paylaşmayı bilir ve öğretirsek, Daha yaşanılabilir bir yer olacak yaşam...

Evdeyim!

Evdesin!

Evdeyiz!

Düşünecek hiç bu kadar zamanımız olmamıştı,

Gelişen dünya,

Hızla gelişen teknoloji,

Televizyon dünyası,

Zamanın nasıl aktığını fark etmediğimiz bir zamandan bir anda,

Dünya üzerinde yaşayan insanlar olarak,

Yaşlı, genç,

Zengin, fakir,

Güçlü, güçsüz,

Suçlu, suçsuz,

Yönetici, çalışan,

Emekçi, işveren,

Çinli, İtalyan, Türk, Fransız, Amerikan, Kürt, Arap,

Fark etmeksizin,

Zamanın durduğu bir ana girdik!

7 milyar insan için zaman durdu!

7 milyar insan için düşünme zamanı!

Yüksek bir tepede olduğunuzu düşünün

Yüksek,

Çok yüksek bir tepede,

Karşınızda bir bina var,

Yüksek bir bina,

Gecenin karanlığında o tepeden karanlığa bakıyorsunuz,

Her birinde farklı yaşananlar,

Her birinde farklı hikayeler,

Suriyeliler katından korkunç sesler yükseliyor,

Filistinliler katlarından korkunç sesler yükseliyor,

Uygur Türkleri katlarından korkunç sesler yükseliyor,

İdlib katından korkunç sesler yükseliyor,

Irak katından korkunç sesler yükseliyor,

Libya katından korkunç sesler yükseliyor,

Aleviler katından korkunç sesler yükseliyor,

Afrikalılar katından korkunç sesler yükseliyor,

Siyahilerin katından korkunç sesler yükseliyor,

Veba olanların katından korkunç sesler yükseliyor,

Zamanın bir önemi yok,

Zamanın içindeki herhangi bir dilimde katlardan sesler yükseldi,

Korkunç bir şekilde sesler yükseldi,

Ama hiçbir kat hiçbir katın sesi karşısında ses çıkarmadı…

Yüksek bir tepedesiniz,

Çok yüksek bir tepe,

Karşınızda koca bir apartman,

Bir yemek var yukarıdan aşağıya doğru inen,

En üst katta olanlar yemekten ilk yiyenler,

Aslında tepside herkese yetecek kadar yemek var,

Ama ilk yiyen korkunç bir iştahla her şeyi kendi yemeğe çalıştığından dolayı,

Alt katlara indikçe yemek açlık artıyor,

Arttıkça açlık,

Korkunç arayışlar,

Korkunç ölümler,

Korkunç sesler yükseliyor,

Ama yukarıda olanın umurun da değil,

En aşağıda olan bir fırsatını bulup en yukarıya çıktığında,

O da unutuyor en aşağıda olmanın nasıl bir duygu olduğunu,

Ve, korkunç bir iştahla o da başlıyor yemeğe,

Tepside tüm katlara yetecek yemek varken,

Paylaşmayı bilmeyen insanlar yüzünden,

İlk birkaç kat dışında herkes gerisi aç,

Bildiğin aç!

Bağırıyorsun,

Duyan yok,

Sesleniyorsun işiten yok…

Yüksek bir tepede olduğunu düşün,

Karşında böyle bir apartmanlar,

Katlara ne istersen onu yerleştir,

Sadece düşün!

Yaşananları düşün!

Olanı biteni düşün!

Sonra şu ana gel,

Bir virüs çıktı ortaya karşında duran o apartmanı,

Birbirine kayıtsız kalan 7 milyarı sardı,

Hani filmlerde izlediğimiz,

Ona bile bilim kurgu dediğimiz,

Olur mu böyle bir şey dediğimiz o senaryolardan biri buldu bizi!

Yaşıyoruz şimdi en korkunç bilim kurguyu,

En iyi teknoloji var elimizde ama çaresiz bir şekilde insanlık olarak acaba bugün kaç kişi hastalandı kaç kişi öldü diye bekliyoruz,

Yarın ne olacak bilmiyoruz,

İnsanlık bu virüsü illaki yenecek,

Dünya yeniden normalleşecek,

Rabbim insan olana sırf insan olduğu için ayırt etmeksizin derman ve şifa versin,

Gönülden bir âmin dedikten sonra,

Daha çok empati yapmalıyız,

Ben, odaklı yaşamayı sadece yaşadığımız coğrafyada değil insanlık odaklı bırakmalıyız,

Var olan tek bir gerçek var,

Hiçbirimiz bu dünyada kalıcı değiliz,

Hepimizin süresini bilmediğimiz bir garanti belgesi var,

Vakti geldiğinde gidiyoruz,

Sırası da yok bu işin,

Yaşamda kaldığımız sürece en azından paylaşmayı kendimizden başlayarak dünyaya yayalım,

Kendimizden başlayarak insanlık için iyilik diyelim,

İnsanlık ve paylaşım gönüllüsü olalım,

Fazlası değil!

Sadece paylaşmayı bilir ve öğretirsek,

Daha yaşanılabilir bir yer olacak yaşam,

Ve, daha mutlu olacak insan,

İnsan mı?

Sen,

Ben işte!!!