20 Haziran 2021 Pazar

Kendi Küçük Ama Potansiyeli Büyük Bir Şehir Aksaray

Aksaray’ı duydunuz mu hiç?






 

Türkiye’nin en başarılı kamp modelini hayata geçirdiğimiz şehri,

 

Kendi küçük ama potansiyeli büyük bir Anadolu şehri,

 

Covid19’un en yoğun olduğu dönemde Vali olarak atanan Hamza Aydoğdu Abinin şehre gelmesiyle birlikte,

 

Küçük bir şehir olmanın model olmaya engel olmadığının farkına varmış bir şehir,

 

Pandeminin ortasında bir hayal kurduk tam bundan 5 ay öncesinde,

 

Bu yıl Yunus Emre yılı ve Yunus’u anmak için her yerde etkinlikler düzenlenecekti ama KOP olarak bizim bir farkımız olmalıydı,

 

Asli işimiz model üretmekti.

 

Aslında model bir tek bugünün değil yıllardır gelen birikimin bir sonucuydu.

 

Valilik odasında bize ait olan Model önce bir şehre sonra da ülkeye ait olmalıydı.

 

Salt kamu eliyle bunu yapmak mümkün değildi.

 

Bunun için gönüllülük ruhu gerekliydi,

 

Tam da bu noktada devreye işte gönüllülük ruhuna sahip aktörler bir bir girdiler.

 

 

Biz, 120 kişi farklılıklarımızla Aksaray’a Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gidecektik.

 

Hiçbirinin siyasi görüşünü bilmediğim gençlerin tamamını yaptıkları başvuruya göre belirledik.

 

Ayrışmanın bir anlamı yoktu.

 

Ayrıştıkça birliktelikten uzaklaşmak bizi dünyanın gerisinde bırakıyordu.

 

Gelişmiş dünyayı yakalamak için siyaset üstü bir şekilde farklılıkların buluşmasını sağlamak,

 

Adeta dünyaya ilk gelen insan gibi,

 

Doğanın en temiz ve dokunulmamış kalan noktalarından biri olan Selime’de Çatlağın yerinde,

 

Yaprakhisar sınırları içerisinde,

 

Tellioğulları ile Seferoğulları arasındaki meselede olduğu gibi Yeşil bir Vadi’de kendimiz için bir yaşam alanı oluşturduk.

 

Kültür ve Turizm Müdürlüğü, AFAD, İl Özel İdare, Tarım İl Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü biz gönül vermişlerin yol arkadaşıydı.

 

Covid19 sürecinde sürekli olarak ekonomik tahribat ve sağlık dile getirilirken asıl sorun ülkenin eğitiminde oluşan tahribattı.

 

Çünkü neredeyse 1 1.5 yıldır eğitim sisteminden uzak olan bir nesil bundan 20 yıl sonra karşımıza nasıl bir tahribatla çıkacaktı bunu düşünmek gerekiyordu.

 

Gündelik gündemin içinde herkesin dedikodu kazanına çekildiği bir süreçte yok kardeşim,

 

Anadolu’ya inanan gençlerin dedikodu yapmak yerine,

 

Şikayet etmek yerine,

 

Üretmek için hayal etmesi gerekiyordu,

 

Tam da bu yüzden sloganımız Üretmek İçin Hayal Et oldu.

 

Onlar gelmeden bir hafta öncesinde alt yapıyı oluşturmak,

 

Eksiklikleri görmek ve tamamlamak için sahadaydık.

 

Gelene kadar bize ait olan kamp onlar geldikten sonra hepimize ait olacaktı.

 

Sonra bir bir çıktılar yola,

 

Beni en çok üzen ise gelenler kadar gelmek isteyip de gelemeyenler oldu.

 

Covid19 vardı ve bir risk alıyorduk,

 

Maske, temizlik ve sosyal mesafeye ne kadar dikkat etsek de özlemiştik birbirimizi,

 

Belirli bir noktada eğitim için,

 

Üretmek için Covid’e de meydan okumak zorundaydık.

 

Hesap yapmadan çıktık yola,

 

Yolculukta şekillendi her şey,

 

Zaten hesap yapmak yerine yol yürürsek her noktada bize destek olacak Hamza Abi vardı,

 

Tam da bu yüzden çok da hesaba gerek yoktu.

 

Normal de bir şehir de tek Vali olur,

 

Ama Aksaray’da durum hiç de öyle değil,

 

Her birey adeta bir Vali gibi sorumluluk alması gerektiğinin farkında,

 

O özgüveni hissediyor herkes,

 

Sanırım olması gereken sağlanınca her şey hayal ettiğimiz gibi gitti.

 

İlk gün rüzgarın esmesi,

 

Yağmurun yağması,

 

Çadırların uçacak gibi rüzgârın karşısında bir kavak gibi eğilmesi ama bükülmemesi,

 

Yağan yağmurun küçük bir damla gibi bizi ıslatması,

 

Yıldızlar geçidi gibiydi her şey,

 

7 eğitmen görev aldı süreçte,

 

10 kişilik bir koordinasyon ekibi,

 

Birbirinden kıymetli isimler,

 

Gençlerin eğlenirken öğrendiği,

 

Öğrenirken öğrettiği bir süreci yaşattık.

 

Mükemmel değildik,

 

Olmak zorunda da değildik,

 

Elbet eksikliklerimiz olacaktı ama biz 120 kişi bir araya gelince bütün eksiklikleri tamamlayacak potansiyele sahiptik,

 

Tam da öyle oldu.

 

Kampın koordinatörü olarak görev yaptım belki ama her bir bireyin ayrı ayrı gönüllü olduğu bir süreci yaşadık hep birlikte,

 

Eskiden GAP Gençlik ve KOP Gençlik Festivallerinin Genel Koordinatörlüğünü yaptığım dönemlerimi özlediğimi fark ettim.

 

Serdar Tuncer,

 

Hakkı Alan,

 

İsmail Kılıçaslan,

 

İlber Ortaylı,

 

Mete Yarar,

 

Necdet Subaşı konuşmacılarımızdı…

 

Gençlik ve Spor Bakanımız Mehmet Kasapoğlu,

 

Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Mehmet Hadi Tunç sürpriz ziyaretçilerimizdi.

 

5 gün nasıl geçti hiçbirimiz anlamadık,

 

Gülağaç Kaymakamlığı Aşıklı Kadın Kooperatifi yemeklerimizi yapan taraftı,

 

Akşamları ise Aksaray Tarım Müdürü Bülent Abi koordinasyonunda Ziraat Odası, Borsa, Birliklerimiz yemeğin yanında gençleri ikramlarıyla yalnız bırakmayan aktörlerdi.

 

Aksaray Kültür Müdürü Mustafa Abi yol arkadaşımdı,

 

Sonra yolculuğa AFAD Müdürü Cezmi Abi dahil oldu,

 

Yıllar öncesinden bugüne miras olan Çeto Başkan ise her sağıma soluma baktığımda yanımda duruyordu.

 

Şimdi gelirken kafasında binlerce soru işareti olan 120 genç,

 

Anadolu’nun dört bir yanına yayıldılar,

 

Gittikleri her yer de önce annelerine babalarına sonra kardeşlerine ve arkadaşlarına kendi küçük ama potansiyeli çok büyük Aksaray’ı anlatacaklar,

 

Üretmek için hayal edenlerin sayısının artması için birer çoğaltıcı olacaklar…

 

Kucağımda oğlum Atlasko,

 

Yanımda eşim Ays,

 

Bizler ise kaldığımız yerden yeni modeller üretmek için yolculuğumuza devam edeceğiz.

 

Biliyorum tıpkı 2010 yılında birilerinin Antep’te Shantel’in ne işi var dediği gibi,

 

2021 yılında da Mete Yarar’ın, İlber Ortaylı’nın orada ne işi var demeye devam edecek,

 

Kendi bir şey üretemeyen,

 

Takdir etmeyi bilmeyenler bunu dese de biz Anadolu’nun farklılıklarıyla birbirine inanan gençleri olarak emek vermeye,

 

Hayal kurmaya,

 

Ve, hayallerimizin peşinden gitmeye devam edeceğiz.

 

Hamza Abi;

 

İlk kitabımı yazdığımda ilk cümlem Ben, tesadüflere inanıyorum, İslami açıdan da tevafuklara inanıyorum idi.

 

Tam da ümidin tükendiği noktada karşılaştığımız insanlarla inancımız artıyor,

 

Bugün bu gençliğin inancı varsa,

 

Ve, küçük bir modeli ülke gündemine sokabildiysek bunun tek nedeni senin verdiğin samimiyet Abi.

 

Gençler,

 

Yaşam mottom neydi,

 

Ben, unutulmamak için yaşayanlardanım,

 

Peki ya siz?

 

İşte bugünden sonra bunun kararını verecek olan sizlersiniz…

 

Teşekkürler kendi küçük ama potansiyeli çok ama çok büyük olan Aksaray,

 

Bize hissettirdiğin tüm duygular için teşekkürler…

 

 

 

 

  

4 Mayıs 2021 Salı

Şairin dediği yaşta olmak... Yaş 35... Ah be Cahit Sıtkı...

Şairin dediği gibi,


Yaş 35 artık,


Yolun yarısındayız,


Kim bilir yolun yarısı diyen Cahit Sıtkı gibi belki de yolun yarısı bile değildir,


Kim bilir,


Unutmayı bilmem ben,


İstediğim an çocukluğumdan itibaren bütün geçmişime dokunurum zihnimde,


İnsanın en sevdiğim yönüdür aslında; unutmak,


Ama ben bilmem unutmayı,


Çocukken gördüğümü,


Bana Palu’da duvarları yeşile çalan uzaktan kumandalı sarı arabayı,


Babamın aldığı ilk BMX bisikletimi,


Mehmet Akif Ersoy İlköğretim okulunun bahçesinde ben sürerken bana bakan bakışlarını,


One’nin 2 katlı oturduğumuz evde sobanın altında pişirdiği patatesi,


Dedemin Eski Halin girişindeki evin penceresinden siyah poşete koyarak pencereden attığı bozuk paraları,


Şimdilerde artık son demlerini yaşadığını hissettiren anneannemin koca bir aileyi tek başına yöneten asaletini,


Cabir Dayımın eskilerin en iyi çocuk markası olan LCW’dan Melike ve bana aldığı lacivert ve kahverengi kapüşonlularla il dışından getirdiği hediyeleri,


Dokunsan ağlayacağım şu anda,


Biraz yorgun düşmüştüm,


Tam da yatağa uzandım uyuyacaktım Ays açınca Cahit Sıtkı’dan yaş 35 şiirini,


Doldum,


Ve, kontrolsüz bir şekilde 35 yılın tüm anlarına bir bir dokunmaya başladım,


17’li yaşlarıma geldiğimde kendimden hep büyüklerle arkadaşlık ettiğimden midir bilmem,


Hep yaş 22 – 23 diyordum,


Hatta Mehmet Altan Abi benimle ilgili ilk köşe yazısını yazdığında ben 17 yaşında olmama rağmen yaşı 20 diye yazmıştı,


Dönüp arkama baktığımda,


Geçmişin dokunduğum tün anılarının içinde hep mutluyum,


Hiç pişmanlığım yok,


Ya da keşke dediğim bir şey yok,


Kızgınlıklarım vardı eskiden onları da sonradan üzerine giderek yendim,


Kızdıklarımın iyi olan ortak yaşanmışlıklarıyla hatırlamayı tercih ettim.


35 yaşa 65 dünya ülkesine gitmeyi sığdırdım,


Birlikte yola çıktılarım,


Ülkeler de gezdiklerim bir bir gittiler,


Kim bilir nerelere gittiler,


Ben yolculuklarıma devam ettim,


Aslında hep iyi bir yol arkadaşıydım,


Ama farkında olmadan hıza yetişemeyenlerden bir bir uzaklaştım,


Sadece 1 defa yavaş kaldığımı hissettim,


Onda da aslında yavaş kalan ben değilmişim sonradan fark ettim,


Yaş 35,


Neresindeyiz ömrün hiç bilmiyorum,


Ya başında ya da ortasında,


Kim bilir neresinde,


Yoldayız bu gece yolculuk esnasında durduk bir handa,


Sağımda Ays,


Solumda Atlas,


Bomboş bir hanın içinde bakıyoruz geçmişe,


Geleceğe,


Bugüne,


Sonra sabah olacak ve uyanacağız,


Uyandığımızda kaldığımız yerden hancıdan müsaade isteyerek yolculuğumuza devam edeceğiz,


Sonra yol boyunca yeni hikayeler toplamaya devam edeceğiz…


Yetişenlerle yol boyunca karşılaşmaya devam edeceğiz,


Çocukken ilkokul sıralarında resim öğretmenimiz resim defterime bakarak ne çiziyorsun sen demişti,


Bende bakıp Hocam dünyayı çiziyorum demiştim,


Bu dünyaya benzemiyor dediğinde,


Kendi dünyamı çiziyorum demiştim.


Çocukken çizmeye başladığım dünyamı hala çizmeye devam ediyorum,


Maçın ilk yarısını tamamladık,


İyisiyle kötüsüyle çok hikaye topladık,


Bakalım maçın ikinci yarısına başlayabilecek miyiz?


Başladık diyelim bitirebilecek miyiz?


Bitirdik diyelim kazanacak mıyız?


Kazandık diyelim sevdiklerimizle bir araya gelerek kutlayabilecek miyiz?


Hayat işte…


Sevgiyle…





2 Mayıs 2021 Pazar

Hastalığın adı; beklemek...

Hastalığın adı; beklemek,


Hastalığı yaşayanlar bunun farkında değiller,


Dünyadaki milyonlarca insan eş zamanlı olarak yaşıyor hastalığı,


Yenmesi çok zor,


Çünkü tedavi için önce hastalığın farkına varmak gerekiyor.


Coğrafyalar değişiyor, ülkeler, şehirler, mahalleler, haneler değişiyor ama hastalığın kendini gösteren yüzü değişmiyor.


Kimisi akşam yemeğini, kimisi sabah kahvaltısını, kimisi ekmek kuyruğunu, kimisi iş bulmayı; okulu bitirmeyi, atanmayı, evlenmeyi, askere gitmeyi, emekli olmayı, çocuk sahibi olmayı, mutlu olmayı, hürriyeti, zengin olmayı, ay başının gelmesini, ev sahibi olmayı, siftah yapmayı, geçinmeyi, hastalığı yenmeyi, iktidar olmayı, güçlenmeyi, doğumu ve kimisi de ölümü bekliyor.


Hastalığın adı; beklemek,


Yaşamını bekleyerek geçirenlerin üzerine şimdi covid19 salgınının bitmesini bekleyenler eklendi,


Milyonların sayısının milyarlara ulaşmasının temel nedeni bekleme hastalığının insanlar arasında daha çok yayılmasının istenilmesi,


Bekliyoruz çaresizce,


Fakat bu hastalıktan kurtulmak için;


Bulunmuş veya bulunması mümkün olan ilaç veya aşı yok.


Hiçbir zaman da olmayacak.


Tek çözüm; eğitim fakat eğitimi de beklemek üzerine inşa ettiklerinden dolayı çözüm reçetesi uzak…


İnsanların yaşamları boyunca kullanmayacakları bir eğitim sistemi içerisinde yaklaşık 20 yıllarını geçirdikleri süreç; saçma geliyor.


Ortalama 60 yıl yaşayan bir insanın ömrünün kendisine yaşamda pratikte katkı sunmayacak bir sistemin içerisine girerek şekillendirilmesi ve bireyin yeteneklerinin körelmesi beklemek hastalığının bir sonucu.


Beklemek hastalığı düşünmenin önündeki en büyük engeldir,


Düşünerek hareket ettiğin vakit beklediklerinin tamamının sana ait olan ömrü alıp götürdüğünü fark edecek olan insan maalesef çocukluk döneminden itibaren düşünmesi gerektiği gibi değil düşünülmesi istenilen bir sürece sürükleniyor.


Sistemin öğretilerinden kaynaklı hayattaki bekleyiş süreci,


Birbirini takip eden bir döngü gibi her bekleyiş bittiği anda yeni bir bekleyiş başlıyor ve farkında olmadan ölüm uçurumundan bir bir düşenlere katılıyorsun,


Beklemek hastalığının insanlığın en büyük düşmanı olduğunun farkında olanlar yaşamın içerisinde yayılması için coğrafya fark etmeksizin asırlardır emek veriyorlar,


Maalesef çağlar, asırlar, yıllar, mevsimler değişiyor teknoloji gelişiyor fakat hastalık yayılma hızını eksiltmiyor.


Daha doğduğu günden itibaren hastalıklı insanlar hastalığı bebeğe aşılamaya başlıyorlar.


Bekle oğlum,


Beke kızım,


Büyüyünce alacağım,


Sen daha çocuksun,


Büyüyünce ne olacaksın?


Benim çocuğum büyüyünce şunları yapacak…


Daha binlerce sözcük ve cümleyi peşi sıra dizebilirim…


İnsanlığın en büyük düşmanı; beklemek adlı hastalık.


Beklediğin vakit sıraların hiçbiri bitmeyecek,


Biri bittiğinde diğeri başlayacak,


Öncelikle beklemekle mücadele etmek gerek,


Beklemek dini açıdan da sabretmek tabiriyle suiistimal edilen hastalıkla,


Aydınlanmaya,


Zihinlerin düşünmeyi öğrenmesine,


Ezberletilmiş yaşamlardan uzaklaşılmasına,


İnsanlığın ihtiyacı var.


Yoksa bugün covid19’la beklemek hastalığına kapılanlar yarın kim bilir nelerle kapılacaklar…


İnsanları yaşarken öldüren ve bitkisel hayata sokan,


Ama farkında olunmayan hastalık; beklemek…


Sahi ya sen hastalığın hangi aşamasındasın neyi bekliyorsun?


Aşının gelmesini mi?


Beyin her kafa tasının içinde olan bir güçken kullanmadan ölenlerin ya da kullandığını zannederek ölenlerin sayısı kaçtır acaba dünyada;


Bu sorunun cevabını ölümün ötesinde sorma imkânım olursa sormak istiyorum…


Neyse beklemeye devam edelim,


Neyi mi bilmiyorum ki,


İllaki olur bir şey…



1 Mayıs 2021 Cumartesi

Kayıtsız kalsam vicdanım el vermiyor, Yazsam okuyan hissetmiyor...

‘’Özür dilerim Oğlum,


Kaç gündür siftah etmeden dükkân kapatıyorum.’’


‘’Ben, ölünce mezara mı geleceksiniz? Kaç gündür siftah etmeden dükkân kapatıyorum’’


Mersin’in Mut ilçesinde yaşayan,


48 yaşında,


Tek bir çocuğu olan,


Eşini de kısa bir süre önce kanser illetinden kaybetmiş Murat Gümüş’e ait sosyal medya paylaşımları bunlar.


Bu sabah Mut ilçesinin tek kokoreççisi evinin önünde astı kendini.



1 Mayıs işçinin emekçinin dayanışma günü ve bayramı,


Covid19 salgınında 1.5 yılı neredeyse geride bıraktık,


Her gün tıka basa dolan restoranlar,


Kafeteryalar,


Kıraathaneler,


Mahalle bakkalları,


Kasapları,


Bir bir indiriyorlar kepenklerini…


Büyük mağaza zincirleri çağa hızlı bir şekilde adapte olarak eve teslim sistemini pandemiyle birlikte güçlü bir alt yapı ile sağlarken,


Küçük ve zincir dışı esnaflar,


Özellikle de teknolojiyi yakalayamayanlar,


Geçtiğimiz 1.5 yıl içerisinde yaptıkları bütün yatırımları kaybettiler.


Oturduğum mahallede hemen köşe başında milyonluk yatırımla yaptığı kafe restoranı kısıtlamaların gelmesiyle geçici olarak kapatan esnaf, 


Kısıtlamalar uzayınca ne varsa toplayıp gitti,



Maalesef kiraya, masraflara dayanamadı,


Kısıtlamalar gevşetilince boşalttığı dükkân da kiralanmayınca aynı malzemeleri alıp gelerek masraf yaparak yeniden açtı,


Kısıtlamaların gelmesiyle birlikte yine ne varsa topladı,


Ve, gitti…


Şehirdeki esnafların değişim sürecini hızlandırılmış bir filme dönüştürsek,


Kapatanlar,


Açanlar,


Açanlar,


Kapatanlar,


Ve, en korkuncu çaresiz kalanlar…


Bugün 1 Mayıs işçinin ve emekçinin dayanışma bayramı,


Sosyal medya yıkılıyor,


Mesajlar peşi sıra dizilmiş,


Bu yazıyı yazarken 235 Bin Tweet atılmıştı #1Mayıs hashtagiyle,


Muhtemelen milyonu bulacaktır,


Biz sosyal medyada kutlamaya devam ederken,


Mersin’in Mut ilçesinde,


48 yaşındaki Murat Gümüş,


Adım adım gitti ölüme…


Neden mi?


Dayanacak gücü kalmamıştı,


Günlerdir siftah yapmadan,


Dükkanını açıyordu ve sonra kapatıyordu…


Neden mi? 


İnsani ve vicdani duyguların yitirildiği bir sürecin içine girmiştik,


Yanı başımızdaki yangını gören gözlerimiz görmez olmuştu…


Neden mi?


Çığlıkları işiten kulaklarımız,


O kadar çok alışmış ve duygularını kaybetmişti ki,


İşittiğini duymuyordu,


Duyduğunu ise anlamıyordu…


Bugün 1 Mayıs güya işçinin ve emekçinin bayramı,


Emekçi Murat Gümüş,


Kanserden kaybettiği eşinin ardından,


Görmeyen gözlere,


Duymayan kulaklara,


Hissetmeyen vicdanlara dayanamayıp gitti…


Biz, kutlamalara devam edelim,


Sosyal medyada mesaj atmak,


Yanınızdayız demek,


Destekler verdik,


Daha çok destek vereceğiz açıklamaları...


Ansızın aramızdan ayrılanlar,


Haberimiz olanlar,


Ve, bir de haberimiz olmadan ayrılanlar…


Tanımıyorum Murat Gümüş’ü,


Kimdir bilmiyorum,


Sende tanımıyorsun,


Ama vebali senin, benim, bizim, hepimizin boynunda biliyorum…


Allah affetsin,


Kimi mi?


Tabi ki seni beni…


Gözler, kulaklar, kalp sadece bizim görmek, duymak ve hissetmek istediklerimiz için verilmedi,


Öyle verildiğini düşünen İnsan,


Öyle inanmak istersen de inanmaya devam et,


Bugün, yarın gittiğinde çok uzak değil,


Uzak görünen,


Senden anlayacaksın,


O vakit Murat Gümüş’le karşılaştığında ne hissedeceksin…


Ah işte 1 Mayıs,


Kayıtsız kalsam vicdanım el vermiyor,


Yazsam okuyan hissetmiyor,


Ah işte…



21 Nisan 2021 Çarşamba

Atlasko. Oda karanlık...

 Karanlık oda,


Ne lamba yanıyor,


Ne televizyon ışığı,


Ne de ay ışığının içeriye yansıyan ışıltısı...


Karanlık bir oda,


Nefes bile almıyorum,


Sadece duymak istiyorum Atlasko'nun her bir soluk alışverişini,


Hani anne karnındayken ultrasona gittiğimizde duyduğum ses gibi,


Telefonumda kayıtlı olan ses ile hiçbir farkı yok nefesinin,


Tek fark rüya gibi geliyor olması,


Bazen ağzını uyku arasında emme refleksi ile karışık buruşturuyor,


Bazen inleme sesi gibi bir ses çıkarıyor.


Bazen garip bir şekilde sesler veriyor,


O an diyorsun ki bu bebek değil koca bir adam,


Uykusunda bazen korkuyor,


Bazen gülümsüyor,


Her bir hareketiyle ayrı bir duyguyu yaşatıyor,


Oda karanlık Atlas'ın başında ara ara telefonu açarak yüzüne bakıyorum,


Hareketlerini izliyorum,


Nefesini dinliyorum,


Tam uyanacakken ellerini emmeye başlıyor,


Açlık duygusu ilk el emme hareketiyle kendini belli ediyor,


O an hareketlilik artıyor,


Uyanmaya çalışıyor,


Gözlerini açtığı anda sessizce etrafa bakıyor,


Sanki her seferinde aynı soruyu soruyor,


Ben, neredeyim,


Burası neresi,


Siz kimsiniz,


En başından başlıyorum anlatmaya,


Burası evimiz Atlaskoo,


Sen benim oğlumsun diye başlıyor cümleler,


En başından başlayıp uyuduğunda sanki her şey sıfırlanıyor gibi hissetmek,


Sonra yeniden başladığın yerden bir daha başlamak,


Ne elleri duruyor,


Ne de ayakları,


Oda karanlık Atlasko uykusunda bile hareket ediyor,


Sanırım biraz da bana benziyor,


Yerinde duramayan hali,


Kendisini tanıma sürecine katkıda bulunuyorum,


Daha 3 aylık bile olmadı ama şimdiden Atlasko'nun hareketliliği ile durağan bir yaşamın parçası olamayacağını,


Hareketi anlatıyorum,


Pandemi çocuğu olmanın dezavantajını yaşayanlardan,


Akranlarından uzakta,


Daha korumacı bir sürecin içinde yer alacak ama bir taraftan da yaşamın içinde daha çok kendini mutlu hissedebileceği bir yol açmak için mücadele edeceğiz,


Hani yaş ilerledikçe özellikle ben yaşlara geldikçe Anne ve Baba ile yetişme sürecini bir zihninden geçirir ve şükür edersin ya işte Atlasko'nun şükür duygusunun daha fazla olması için onu tanımamız,


Annesiyle birlikte anlamamız,


Ve, yönlendirmemiz gerektiğinin farkındayız.


Hani mutlu bir çocuğun temel noktası mutlu bir anne ve baba olabilmektir. Eğer siz mutlu olursanız çocuk da mutlu olur.


Benim çocuğum niye mutsuz,


Niye ağlıyor sorusunun cevabı da anne ve babanın mutsuzluğunda saklı.


Farkındayım,


Karanlık bir oda,


Ve, farkında olduklarımdan dolayı her gün bir değişim mücadelesi içindeyim,


Çünkü biliyorum ben ne kadar değişirsem Atlasko da o kadar değişecek,


Nefes alıp veriyor,


Arada bir hareketleniyor,


Tam uyandı zannediyorum sonra duraksıyor,


Bebeğin kalbinin içindeki tebessümü yakalamak için sadece uyanık olduğunda değil uyurken de onu yakalamak ve hissetmek gerekiyormuş...


Tebessümle Atlasko işte...


Birazdan dayanamayıp uyandıracağım sonra annesine mecburen kendi uyandı diyeceğim ama çoğu zaman uyandıran olmak mecburiyet gibi bir duygu 😎