23 Eylül 2021 Perşembe

Sen Kendini Anla Yeter Genç Kardeşim...

 

Çocukken kar yağınca bütün mikroplar temizlenir derdi büyüklerimiz,

 

Büyüdükçe aynı inancı hep korudum,

 

Bilimsel tarafı olmasından ziyade mikropların temizlenmesi gerektiğine olan inancım hep daha baskın geldi,

 

Karlar mı az yağmaya başladı,

 

Yoksa mikropların sayısı arttı yağan kar temizlemeye mi yetmiyor bilmiyorum,

 

Çocukken bize öğretilen pak ve saf düşüncenin biz büyüdükçe karşılık bulmadığını görmek korkutuyor.

 

Şöyle bir kar yağmaya başlasa,

 

Beyaz örtü dört bir yanı sarsa,

 

Sonra sabahın ilk ışıklarıyla çocukluğumda olduğu gibi çizmeleri giysem ve başlasam karın üzerinde ilk izleri bırakmaya,

 

Sonra köşede geniş bir arazi bulunca sırt üstü bıraksam kendimi karın üzerine,

 

Tam da yere yatmışken bir aşağı bir yukarı çırpsam kollarımı,

 

Hamura şekil verir gibi karın en yumuşak haline şekil versem.

 

Sonra yürürken mahallenin çocukları olsa sokaklara bir bir çıkan,

 

Kardan adam olacak adı o şekilde konmuş çocuklar kardan adam yaparlar,

 

Kardan adam yapan çocuklara eşlik etsem,

 

Sonra kardan cephe yapan çocuklar belirse az ileride bu seferde onlara dahil olsam,

 

Çocuklarla birlikte kar toplarını cephenin ardına saklasak,

 

Kar örtüsü inceldikten sonra mahallenin tüm çocukları ile birleşsek mikasa top bulsak birimizden birine ait sonra her birimiz koştursak topun peşinde,

 

Koştukça önce paçalarımız ıslansa,

 

Sonra yere düştükçe sırılsıklam olsak ama üşümesek.

 

Çocukluğumuzun iklimi,

 

Çocukluğumuzun şehirleri,

 

Oyunları,

 

Koşturmacası,

 

Dünyası bugünden çok farklıydı.

 

Umutsuzluğun içinde umudu yeşertecek enerjiyi bazen kendimizde bulurduk,

 

Bazen ise yaşadığımız sokaklara düşen kar tanelerinde,

 

Eskinin büyükleri umutsuzluğa düşmemeyi her birimize öğretirken,

 

Şimdinin çocukları umutsuzluğa karşı hayal kurmayı bilmiyorlar,

 

Öğretmedik!

 

Öğretmediğimiz içinde mutluluğun içinde bile mutsuzlar.

 

Eskinin büyükleri kendilerinden çok çocuklarını düşünürken,

 

O düşünülen çocuklar şimdi kendilerinden başka hiçbir şey düşünmediklerinden,

 

Kar taneleri de eskisi gibi yağmadığından umutsuzluk mikrobu yayılıyor dört bir yana.

 

Yeni bir hikâye lazım Anadolu’ya,

 

Anadolu’nun çocuklarına,

 

Kendilerini düşünmekten öteye geçemeyip çocuklarını bir bir tükenmişliğe mahkûm edenlere karşı yeni bir hikâye lazım.

 

Gençlerle çalışmanın çok fazla iyi tarafı varken,

 

Bir tarafta ise umutsuzlukları dinleme,

 

Gireceği mülakatta elenme endişesi,

 

Başvurduğu yurda yerleşememe korkusu,

 

Üniversiteyi okurken nasıl geçineceğim tedirginliği,

 

Hadi her şey bitti iş bulmak nasıl olacak.

 

Korkuları, tedirginlikleri, endişeleri, ümitsizliği içinde barındıran mesajlar.

 

Çocukluğumdaki gibi kar yağsın istiyorum,

 

Saf ve pak inancımla olumsuz duyguları, korkuyu, endişeyi oluşturan tüm mikropların yok olmasını istiyorum.

 

Kar mı yağmıyor eskisi gibi,

 

Yoksa mikropların sayısı arttığı için yağan kar mı yetmiyor.

 

Endişen ve kaygının kendiliğinden geçmesini beklersen kaybedersin genç kardeşim!

 

Her zamankinden daha çok emek vermek zorundasın.

 

Bugün senden çok kendini düşünen bir üst neslin senin gençlik dönemine hükmettiğini unutmayacaksın,

 

Geleceğe dair emek verirken aynı yanlış ve hatalara düşmeyecek bir yaklaşım içinde olacaksın.

 

Yaşadığın zorlukların temel nedenini unutmadan kendini her zamankinden daha çok yetiştirmek için emek verir,

 

Dünyanın gelişmiş ülkelerindeki akranlarınla rekabet edecek inovatif bakış açısını yakalarsan,

 

Tek bir dil bilmekle yetinmeyip İngilizce’nin yanına ilave birkaç dil koymanın mücadelesini vererek gelişmiş dünyayı sana anlatıldığı şekliyle değil anladığın şekliyle takip edeceksin,

 

Girişimciliğin,

 

Emek vermenin önündeki engellerin hiçbirini görmeyeceksin,

 

İnanacaksın,

 

Doğru ve dürüst olacaksın,

 

Ne inandıklarından ne de hayal ettiklerinden vazgeçeceksin.

 

Seni anlamayanlar olacak,

 

Dünya bu kadar gelişim gösterdiyse bunun tek nedeninin anlaşılmayanlar olduğunu bileceksin.

 

Anlaşılmamak her zaman kötü bir şey değildir.

 

Anlamayanların aslında anlamamalarının temel nedeninin kendi sıradanlıkları olduğunu bileceksin.

 

Sen anlaşılmamanın vazgeçilmezliğini yaşamayacaksın Genç Kardeşim.

 

Mevsim sonbahar daha kışın gelmesine çok var demeyeceksin.

 

Gerektiğinde sonbaharda,

 

Gerektiğinde yazın sıcağında o çocukluğundaki karı zihin dünyanda yağdıracaksın,

 

Ve, ne kadar mikrop varsa temizlendiğini düşünerek yoluna devam edeceksin.

 

Bu dünyadaki asıl mücadelenin sıradanlaşan ile sıradanlaşmama mücadelesi verenlerin mücadelesi olduğunu bileceksin.

 

Sahi ya bugün kar yağsın istedim,

 

Sonra bir yağdı ki,

 

Sanki çocukluğumdaki 2 metreye varan karlar var her yerde,

 

Mahallenin çocukları mı onlar her yerde,

 

Sen yeter ki onlarında zihninde kar yağdırmak iste.

 

Mesele zihinde,

 

Seni anlasalar ne olur anlamasalar ne olur.

 

Sen kendini anladıkça unutulmaz olan sen olacaksın!

 

 

 

 

19 Eylül 2021 Pazar

Düşünsenize Gelecek Nesillere 82 Anayasasını Miras Bırakmışız...

Dök içinde ne varsa,

Nasıl bir Anayasa hayal ettiğini,

Anayasanın nasıl bir çerçeve çizmesi gerektiğine dair beklentilerini,

Çocukluğumuzun ilk döneminden itibaren Darbe Anayasası ile yönetiliyoruz ve değişmesi gerekiyor söylemlerine her birimiz ayrı ayrı ortak olduk.

80 darbesi ve sonrasında ortaya konan 82 Anayasası;

Anayasa ortaya konduğunda dünyada mobil düzeyde iletişim yeni başlamış ve prototip olarak ilk defa cep telefonları kullanılmaya başlamıştı,

Dünyada ilk defa yeni nesil bilmez ama devrim niteliğinde Sony Walkmanlar piyasaya çıkmıştı,

Dünyada ilk defa CD kullanılmaya 1982 yılında başlamış ve disketlerin yerini almıştı,

Windows 1.0’ın yani ilk MS-DOS tabanlı bilgisayarda paint ve not defteri kullanma imkanı veriyordu,

Bilgisayar teknolojisini evlere taşıyan IBM 5150 ile dünya tanışmıştı,

Düşünsenize bugün her birimizin elinde olan cep telefonları,

Dünyada milyarlarca insanın kullandığı Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medya araçlarının hiçbirinin hayali kurulmamıştı,

Steve Jobs’un Apple hayalini piyasaya sürmesine 25 yıl gibi bir zaman var,

Evlerde kahverengi bir kutunun içine sığdırılmış büyük bir lüks olarak görülen 37 ekran televizyonlar varmış,

Anayasanın ortaya konduğu 82 yılından sonra olanlar,

Dünya tarihinin en hızlı teknolojik gelişim sürecini yaşıyoruz,

O kadar hızlı bir değişim ki,

Değişimin kendisi dışında değişimin tümünü takip edebilmek mümkün değil artık,

Salt Darbe Anayasayı olduğu için değil,

Toplumsal ihtiyaç ve beklentilerin karşılanması,

Çağın gereği olarak Anayasada versiyon güncellemesi ile yamalar yapmak yerine artık sürüm değişikliğine gitmek gerekiyor,

Anayasanın bir tek seçim barajı etrafında tartışılması ve başlangıcın bu şekilde yapılması heyecan uyandırmaz,

82 anayasasının ortaya konduğu yıl ile 2021 yılı arasında yıl olarak bakarsak 40 yıllık bir süre görünse de gelişmelere baktığımızda çağlar arasındaki süre kadar büyük gelişmeler var,

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında görev yapan ve görev yapmaya aday olan her bir siyasi partinin Cumhuriyetin 100. yılına dair kutlamaları anlamlandırmak için yeni bir anayasa hazırlık sürecini birlikte çalışma kültürü ile başlatmaları gerekiyor,

Nasıl bir anayasa mı?

Kimse en başından çerçeveyi belirlememeli,

Şırnak’taki Mehmet,

Adana’daki Ezgi,

Edirne’deki Hilal,

İstanbul’daki Ali,

Aksaray’daki Buse,

Siirt’teki İbrahim,

Yozgat’taki Özlem,

Yani Anadolu’nun 7’den 70’e tüm kesimleri bir düşüncelerini ortaya koymalı,

Acaba sizin için önemli olan ile toplum için önemli olanlar aynı mı sorusu cevap bulmalı,

Bir de asıl anayasanın sahibi olacak ve onunla yaşayarak gelecek nesillere Türkiye’yi taşıyacak olan Z kuşağı nasıl bir Anayasa istiyor ve önceliklendirmesi nedir sorusuna cevap bulmak gerekiyor.

Türkiye zenginlikleriyle ve farklılıklarıyla eşsiz bir ülke,

Farklılıklarımızın yaşadığımız coğrafyaya olan aidiyet duygusunu arttırmak,

Siyaset üstü bir şekilde dünyanın gelişmiş ülkeleriyle olan rekabet sürecine kanalize olmasını sağlamak için;

Her bir bireyin kendisine daha çok ait hissettiği bir Anayasa ortaya koymak şart,

Bunu çağın gereği olarak da yapmak zorundayız,

1982 yılında yapılmış daha sonra yamalarla bugünlere kadar ülkeyi getirmiş Anayasa üzerindeki yükü taşıyamıyor artık,

Bugün nereye gidersek gidelim,

Hangi kesime sorarsak soralım,

Ortak söylem Anayasa değişmeli olduğuna göre değişimi hep birlikte getirecek iradeyi ortaya koyabiliriz.

Yeni bir yolculuk başlatıyoruz,

Hazırlıklara başladık,

Projemizi geçtiğimiz Mart ayında sunmuştuk,

Kabul olmazsa da bir şekilde finansal kaynak bulacağız,

7 ayrı coğrafi bilgemizde ayrı ayrı bölgesel çalıştaylar yaparak her kesimden gençlere ulaşarak yeni anayasaya dair beklentilerini kendilerine soracağız,

Her bir siyasi partinin gençlik kollarına da ayrı ayrı ulaşarak yeni anayasaya dair varsa bir düşünceleri bir araya getirerek toparlayacağız,

Kimin içinde ne varsa bir döksün ortaya,

Sonrasında ortaya çıkanları 81 ilden temsilci gençlerle bir araya gelerek ortak bir sonuç bildirgesine dönüştüreceğiz.

Cumhuriyetin 100. Yılını gerçek manada kutlamak için yeni bir anayasanın ve en önemlisi de aidiyet oluşturan bir anayasanın etrafında buluşmak gerekiyor.

Alışkanlıkları değiştirmek zordur,

Türkiye’nin de anayasal alışkanlıkları var,

Çağı yakalamak,

Toplumsal huzur ve refahın etrafında farklılıkların buluşmasını istiyorsak yeni bir anayasa şart.

Başlıyoruz,

İlk durağımız neresi olacak yakında duyururuz ama muhtemelen Ekim sonunda ilk çalıştayımızın duyurusuna çıkmış olacağız.

Bize ait olana her birimiz sahip çıkmak zorundayız,

Mücadelesini vermediklerimizin hesabını soramayız,

Önce mücadelemizi vererek ne istediğimizi ortaya koyalım,

Hayal edelim,

Düşünsenize Cumhuriyetin 100. Yılında hala 1982 yılının darbe anayasası ile yönetiliyoruz,

Ve, daha korkuncu bizden sonrakilere 1982 model bir anayasayı yamalaya yamalaya emanet ediyoruz.

Yok ben bu korkunç mirasa ortak olmam!

Peki ya sen?

17 Eylül 2021 Cuma

2Y ve 2D Türkiye İçin

2Y ve 2D Türkiye İçin,

Yenilik,

Yenilenme,

Değişim,

Dönüşüm,

Dört önemli kavramın etrafında buluşmak zorunda Anadolu Gençleri.

Eleştiriyi siyaset üstünden yapmak,

Siyasetin aktörleri değiştiğinde çözümün geleceğine inanmak kendimizi kandırmaktan ötesine götürmez.

Milli Eğitim Bakanı değişiyor,

Ama değişim sonrasında karşıdaki hizmet edilen kitlenin ihtiyaç ve beklentileri doğru okunmadığından,

Sosyal medyada daha ay geçmeden Bakanın istifası günlerce gündem olmaya devam ediyor,

Sorunun temelinde Bakanın değil,

Sistemin olduğunu görmediğimiz müddetçe Bakanlar değişmeye devam eder,

Hizmet edilen ve eden arasındaki diyalog köprüsünü güçlendirecek 2Y ve 2D bağını kurmak gerekiyor.

Bir tarafta gerçekler,

Diğer tarafta gerçeğe karşı uygulamada olanlar,

Sizin uyguladıklarınız ve gerçekler örtüşmezse toplumsal refahı güçlendirmek ertelenen olur.

Gerçek; ülkemizde 15 – 30 yaş aralığında 20 milyon genç var,

Toplamda lisans mezunu 10 milyon üzerinde kişi var,

Şu anda ortalama 900 Bin kişi üniversiteden mezun oluyor,

Her yıl ortalama 4.5 Milyon kişi üniversite sınavına giriyor,

Peki kamuda çalışan kişi sayısı kaç tüm statüleri topladığımızda 3 Milyon 884 Bin kişi çalışıyor.

Kamuya alınan kişi sayısı ortalama 60 Bin,

Yapılan ek atamalar,

Kontenjanlar,

Sözleşmeli alımlarla maksimum 100 Bin kişi.

Yani bir defa gençliğin hafızasından kamuda istihdamı çıkarmak gerekiyor. Çünkü bu gerçekçi ve uygulanabilir bir yaklaşım değil.

Herkes üniversite okumalı algısı beklentiyi arttırıyor,

Sonrasında sahada 2 üniversite bitirdim,

3 üniversite bitirdim,

Ama işsizim ya da zincir marketlerin birinde kasiyer olarak çalışıyorum diyen,

Sisteme,

Siyasete,

Devletine karşı küskün ve kızgın olan insanlarla karşılaşıyoruz.

Kızmakta haklı çünkü önüne koyulan buydu.

Üniversiteyi bitirince kamuda iş bulmak algısı ile üniversiteyi bitirince herkes,

Hala da yönlendirme bu şekilde olunca,

İlber Hocanın dediğinin haklılık payı ortaya çıkıyor,

Afganlara ihtiyacımız var kardeşim,

Çünkü tarımsal üretimde çalışacak,

Bizi doyuracak,

Topraklarımızı işleyecek,

Hayvanlarımızı çoğaltacak,

Hayvanlarımızı sağacak insanlar bulamıyoruz.

İlber Hoca dedi diye öyle değil,

120 gençle tarım kampı yaptık,

Hayvanların arasına girdiğimizde tarıma ilgi duyan gençler bir bir kaçtılar dışarıya,

Neden çünkü alışık değil o havaya,

Erken yaşlardan itibaren alıştırmaz her bir bireyi kentlere sürükler,

Üniversite okumaya teşvik edersen,

Olacağı bu.

Üniversite okumak kötü bir şey mi?

Hayır tabi ki değil.

Ne zaman değil üniversite okurken genç gelişmiş dünya ülkelerindeki akranlarıyla rekabeti öğreniyor,

Dünyadaki iyi uygulamaları takip ediyor,

Ar-Ge ve Ür-Ge kavramının içerisine giriyor,

Alanında ihtisaslaşmış bir şekilde gelişimin ve değişimin parçası olabiliyor,

Sonrasında da hedefi salt kamuda işe girmek olmuyorsa sorun yok demektir.

Bizdeki durum peki?

Elini vicdanına koy kardeşim,

Dünyanın gelişmişlik endeksi sıralamasında kaç üniversiten var,

Bunların sıralaması nedir?

Boş ver bunu,

Kaç akademisyenin,

Hani gençlerini emanet ettiğin kaç akademisyenin kendi ihtisas alanıyla ilgili dünyanın gelişmiş ülkeleriyle rekabet halinde,

İyi uygulamaları takip ediyor,

Gündem oluşturuyor,

Ve, güncel olanla genç yetiştiriyor.

Mikro ölçekte daha birkaç hafta olmadı Milli Eğitim Bakanı değişti.

İhtiyaç ve beklentiler çözüm mü buldu?

Ya da bulacak mı?

Mesele kişilerin değişmesi değil,

Mesele zihniyetin değişmesi.

Liyakatin toplumsal tüm süreçlerde esas kılınması,

Emek veren ile vermeyenin ayırt edilmesi,

17 yaşında Türkiye’nin ilk AB Ulusal Ajans projesini gerçekleştirerek dahil olduğum sivil toplum çalışmaları,

20 yaşında Türkiye’nin en genç eğitmenlerinden biri olarak eğitim vermeye başlamam,

Sayısını bilmediğim kadar verdiğim eğitimler,

İçinde yer aldığım projeler,

Hakkımda yazılan onlarca köşe yazısı,

Ülkemizin Cumhurbaşkanının İstanbul Haliç Kongre Merkezinde beni anlatması,

Katıldığım onlarca televizyon programı,

Hakkımda çıkan yüzlerce haber,

Yaşamına girdiğim,

Dokunduğum binlerce genç yaşam,

Yazdığım 3 kitap,

Gittiğim 65 dünya ülkesi,

Topladığım yüzlere hikaye,

Koordinasyonunu gerçekleştirdiğim onlarca proje,

Geride kalan 14 yıllık kamu tecrübem,

Dönüp arkama baktığımda meselenin kişiler olmadığını çok net bir şekilde söyleyebilirim.

Kişilerin değişmesi ile değişen bir şey olmuyor,

Olmayacak,

Bizim toplumsal bir 2Y ve 2D hareketi başlatmamız gerekiyor.

Her bireyin kendi yenilik,

Yenilenme,

Değişim,

Ve, dönüşümünden sorumlu olduğu bir hikaye.

Başka türlü sorunlar derinleşmeye ve sorunlardan uzak kendini güvenceye almış,

Emeksiz bir şekilde sırf birilerine yakın olduğu için atananlarla gerçek olanın çözüme ulaşması,

Veya toplumsal refahın artmasına katkı sunması mümkün değil.

Bazen çok yüksek bir tepeye çıkmak,

Avazım çıktığı kadar bağırmak,

Kardeşim siz ne yapıyorsunuz diyesim geliyor,

Sonra diyorum ki her kulağı olan duysaydı,

Her gözü olan görseydi,

Zaten yaşadığımız dünyanın adı başka olurdu,

Dayanamıyorum,

Ve, en yüksek tepe benim için yine kağıdım ve kalemim oluyor,

Ek yüksekten yükseltiyorum sesimi,

Belki bir kişi daha kendi hikayesini şekillendirirken kendinin farkına varır diyerek,

Bırakıyorum çığlığımı boşluğa…

 

 

 

 


6 Eylül 2021 Pazartesi

Siz mi? Yalnızlaşıyorsunuz işte...

Her gün biraz daha Anadoluya benziyorum,


Benzetmeye çalışmıyorum yaşadığım coğrafyayı kendime,


Ben, benziyorum,


Biliyorum Anadoluya benzedikçe zenginleşeceğim,


Benzettikçe tekleşeceğim,


Seviyorum Anadoluyu,


Dünyanın en zengin coğrafyasını,


Birbirine benzemeyenlerin oluşturduğu ahengi,


Dünyanın neresinde doğsam karakterim bu kadar hırçın olamazdı,


Yediğim ekmek,


İçtiğim su,


Uyandığım güneş,


Tattığım uyku,


Baktığım gökyüzü,


Islandığım yağmur,


Üşüdüğüm rüzgar,


Hırçınlaştırıyor beni,


Kabullenemiyorum sıradan insanların sıradan egolarını tatmin etmeyi,


Biliyorum hırçınlaşan her anımda ruhumun istikrarında yaklaşıyorum hakka,


Üç günlük,


Üç kuruşluk hayatlarıyla,


Bir halt olamayanların,


Halt olduklarını kabullendirme mücadelelerine gülüyorum,


Geçiyorum,


Ah ulan diyorum,


Bilseydiniz!


Bilseydiniz!


Aynı istikamette değiliz,


Hedeflerimiz aynı değil,


Amaçlarımız değil,


Bakış açımız aynı değil,


Siz, bugün varsınız yarın yoksunuz,


Olmayacaksınız,


Biz ise olmaya devam edeceğiz,


Kim miyiz biz?


Bulunduğu koltukla değil ortaya koyduğu yüreğiyle güçlü olanlar,


İstikrarını hakka ve inandıklarına karşı koruyanlar,


Bir bir çizilse de üzeri,


Yok sayılsak da her birimiz,


Aslında sadece yüreklerde büyüyoruz biz,


Yaşam hiçbirimiz için kolay olmadı,


Olduğumuz her yere emeklerimiz ve tırnaklarımızla kazıyarak geldik,


Hiçbir gruba,


Hiçbir örgüte,


Hiçbir görüşe sırtını dayamadan sadece Anadoluya ve hayallerine inanarak verdiği mücadelelerle yükselenleri ve yükseltenleri var Anadolunun,


Yarın çocuklarımız büyüyüp hesap sorduklarında,


Anadoluyu yükseltenler verdikleri mücadeleyle çocuklarının yüzüne bakabilecekken,


Oturduğu koltuğun lanet olası ebedi sonsuzluk olduğuna inananlar,


Ah keşke farkına varsalar,


Yok varmıyorlar,


Ne kadar anlatırsan anlat,


Ne kadar söylersen söyle,


Sonra diyorlar ki dünya korkunç bir hal aldı,


E farkında değilsin kardeşim!


Korkunçluğun tek sebebi var sensin!


Dünya aynı dünya değişen hiçbir şey yok,


Gözünün gördüğünü görmedim diyorsun,


Kulağının işittiğini duymadım diyorsun,


Elinin dokunduğunu hissetmiyorum diyorsun,


Yok!


Seninle aynı dili konuşmak her gün daha çok zorlaşıyor,


Ama biliyorum ki vazgeçmemeliyiz!


Senden vazgeçmek,


Sana boyun eğmek,


Senin doğrularını kabullenmek demek,


Kabul etmiyorum!


Her gün biraz daha Anadoluya benziyorum,


Kendimi senden ayırıyorum,


Ama sana da benziyorum.


Senin Anadoluya benzemek yerine kendine benzetme mücadeleni de anlıyorum,


Çünkü farkındasın benzeyince senin de bir önemin kalmayacak,


Asırlardır kimseye benzemedi Anadolu,


Mezopotamya’yı,


Karadeniz’i,


Orta Anadolu’yu,


Nasıl benzetirsin kendine,


Ve, nasıl düşünürsün sana benzeyebilme ihtimalini,


Biz, hiçlik mücadelesi veren insanlarız,


Birbirimizin kalbine dokunuruz,


Ne benzemeye çalışırız,


Ne de benzetmeye,


Anadolu gibi kendimiz oldukça mutlu oluruz.


Dedim ya her gün biraz daha Anadolu’ya benziyorum,


Anadolu’yu kendine benzetmeye çalışanları gördükçe benzeştiklerimizle birlikte oralı olmadan tebessüm ederek yolumuza devam ediyoruz,


Ediyoruz işte,


Alıp başımızı giderek uzaklaşıyoruz,


Biz uzaklaşırken Anadolu’da bize eşlik ediyor gittiğimiz her yerde,


Siz mi yalnızlaşıyorsunuz işte…