7 Ağustos 2022 Pazar

Kendin Olabilmek!

Uzayın derinliklerinde bilinmeyeni bilinene dönüştüren teknolojiyi geliştirdik,


Uzakları yakın edecek tüm araçları geliştirdik,


Ama birbirimizle aynı ailenin çocukları olarak konuşmayı öğrenemedik.


Çocukken ‘’büyüyünce ne olacaksın?’’ diye sorulduğunda hep maddiyat ve kariyer odaklı cevaplar verdik,


Çünkü beklenilen ve dayatılan buydu.


Büyüyünce amaç meslek sahibi olmakmış gibi yetiştirilmek,


Yaşamın kazanç elde edilmesi gereken bir sürece dönüşmesine neden oldu,


Halbuki yaşam keşif serüveniydi,


Bilinmeyene dair araştırma,


Bilinene dair ise geliştirme yapmaydı.


Bilinç altında birbirinden intikam alma hırsı olanların iktidar mücadelesi bizimkisi,


Bakmayın siz söylemde koltuğa oturmadan önce eşitlik, adalet ve hakkaniyetten bahsedildiğine,


Koltuğa oturduktan sonra tam tersi oldu bugüne kadar.


28 Şubat’ta mağdur olanlar mağdur olduklarını unuttular,


Örtülü yeni intikam arzusu olanları oluşturdular.


Yani katledilmiş bir gençlikten sonra yeni bir katliam dönemi!


Birbirimizi sevmemize,


Birbirimize hoşgörüyle yaklaşmamıza,


Birbirimize saygı duymamıza,


Birbirimizle mutlu olmamıza izin vermediniz,


Ve, verecek gibi de durmuyorsunuz.


Bitmek bilmeyen bir sahip olma arzusu,


Hükmetme çabası,


Ve, sizin iktidar savaşlarınız arasında ölümleri yaşayan habersizler!


Sizden öncekilerin hatırlanma biçimini hiç görmüyorsunuz,


Ya da nasıl hatırlanacak olduğunuzu düşünmüyorsunuz değil mi?


Karşı apartmandan bağırıyorum!


Bir dakika durun,


Derin bir nefes alın,


Düşünün,


Ne yaptığınızın önce farkına varın!


İktidar olmak isteyenin kim olduğundan çok iktidar olma arzusu taşıyanların birlikte toplumsal refahı arttırma çabasının olması gerektiğini hatırlayın!


Geçmişteki Türkiye’yi anlatarak bugünleri kıyaslamayı bırakın.


Yeni nesil sizin hiçbirinizin tahmin edemeyeceği kadar dünyanın içinde geziyor artık,


Nerede ne oluyor bitiyor,


Kimler nasıl bir ülkede hangi koşullarda yaşıyor farkındalar,


Zamanında biz bunları yaşadık diye başlayan her cümlenin kendi öz çocuklarınızın sizden uzaklaşmasına neden olduğunu anlayın!


Geçmişi anlata anlata çocuklarınızın geleceği hayal etme yeteneklerini ellerinden almayı bırakın!


Hiç unutmuyorum geçtiğimiz yıl bilim merkezi açılış programındayım,


Bir devlet büyüğü sahneye çıktı,


Ve, tüp kuyruklarını,


SGK kuyruklarını,


Başörtüsü sorunlarını anlattı,


Karşıda dinleyen kitle ise alkışladı!


Yav kardeşim sen bilim merkezi açıyorsun!


Anlatsana, kursana bilime, dünyanın bilimle birlikteki gelişim sürecine dair birkaç cümle,


Madem kurmuyorsun,


Sen, konuşma bilime meraklı bir genç çıksın o sahneden konuşsun ve sen sadece kurdeleyi kes.


Belki de en önemlisi o kadar çok bina yapıyorsunuz ki kurdele kesmek için ardınızda bıraktıklarınızın içini doldurmuyorsunuz.


Mesele bina yapmak değil o binaların içini doldurabilmek!


Birbirinize olan intikam duygularınız arasında yaşadık en güzel zamanlarımızı,


Çocukluğumuzu, gençliğimizi çaldınız,


Üzerine bizi de intikam üzerinden verdiğiniz iktidar mücadelelerinin parçası yaptınız,


Sonra yetmedi bizden de aynılarını kendi çocuklarımıza yapmamızı istiyorsunuz!


Yapmayacağız!


Sizin siyasi partiler, cemaatler, örgütler, tarikatlar adı ne olursa olsun altında verdiğiniz rant mücadelelerine ortak olmayacağız!


Devletin dini, ırkı, dili olmaz!


O coğrafyada yaşayan herkese  eşit uzaklıkta olmak zorundadır.


Devletin siyasal partisi, cemaati, örgütü olmaz!


Kurum ve kuruluşları olur bunlar da her bir bireye sorgulamaksızın cebinde ülkenin kimliği olduğu için eşit koşulları sağlamak zorundadır.


Neyi kimden koruyorsunuz!


Benim olanı benden mi koruyorsunuz!


Ben senin olanı senden korumaya çalıştığımda ne olacak!


Karşılıklı nefret söylemleriyle ne sen senin olanı koruyabilirsin,


Ne de ben benim olanı koruyabilirim,


Olan bizim olana olur!


Bizim olanın içindeki çocuklarımız ise büyüdüklerinde dönüp arkalarına baktıklarında bugün nasıl zamanında mecburiyetten alkışlananlar var ya işte tam da öyle hatırlarlar!


Siz yakın geçmişe bakarak hatırlanma biçiminden de mi korkmuyorsunuz?


Olan kime oluyor!


Akademisyen çocuğu akademisyen,


Siyasetçi çocuğu siyasetçi,


Gazeteci çocuğu gazeteci oluyor; sende diyorsun ki bu bir genetik!


Yok kardeşim!


Böyle bir gen yok!


Liyakatsizliğin olduğu yerde koltuklar babadan çocuğa devroluyor,


Kendini muhteşem zannedenlerin esaretini yaşıyoruz.


Bir çocuk düşünün,


Çok zeki,


Başarılı,


Alması gereken tüm puanları almış,


Hayalleri var!


Başvuru yapıyor,


Mülakata giriyor,


Sonuçlar açıklanıyor,


Ve, sonrasında bakıyor alınmamış!


Yerine alınan kişi ne bilimle,


Ne dünyayla ilgisi var,


Ve, o üniversitede akademisyen olarak işe başlıyor!


Sonra biz de çocuklarımızı dünyadaki bilim süreciyle rekabet edebilmeleri için  üniversitelere göndererek o akademisyenlere teslim ediyoruz!


Tam bir çürümüşlük.


Şimdi Cumhuriyetin 100. yılına doğru ilerliyoruz,


İlim, irfan yuvası ve dünyaya yön veren ar-ge’nin merkezi bir coğrafyanın ne hale getirildiğini görüyor musunuz?


Fakirleşmiyoruz! 


Enflasyonla mücadele etmiyoruz!


Alım gücümüz azalmıyor!


Liyakatsizlikle mücadele ediyoruz! Liyakatsizleşiyoruz! 


Adam beni tanımaz,


Bilmez,


Kime yaranmak istediği belli değil,


Klavyenin başına geçmiş,


Saydırıyor!


Çünkü saydırmanın bir menfaat sağlayacağı bilincine sahip.


En berbatı da bunu yaparken kendi kimliğini kullanmıyor sahte bir profil üzerinden bunu yapıyor.


İnsanları bu şekilde bezdiremezsiniz.


Ne oldu?


Rahatladın mı?


Refah düzeyin arttı mı?


Yazdıklarından sonra bugünün dünden daha mı farklı oldu?


Beyninizi hiçbir yere kiralık vermeyin,


Çünkü size beyni veren kiralamanız için değil,


Kullanmanız için verdi!


Beyinler kiralandıkları yerlerden geri alındıkça işte o vakit gerçekler daha net görünecek!


Her şeyi de dış mihraklara bağlamaktan vazgeçin biz bize yetiyoruz dış mihraklara gerek yok!


İçinde memleket sevgisi olan her bir bireye tek bir ifadem var;


Ne benzeyin, ne de benzetilen olun; unutmayın! Peşinden gittikleriniz, yücelttikleriniz dahil hiçbiri sizden kıymetli değil ve en önemlisi hesap günü ne olacakları belli değil! 


Yani siz bakmayın buradan Cennete teslim insanların uğurlanmasına,


Gerçek ve hakikat bambaşka!


Araştırın, sorgulayın ve düşünmekten asla vazgeçmeyin. 


Bu dünya kendi olmayı becerme mücadelesi verenlerin dünyası!


Farklılıklarınızla kendiniz olarak, farklılıkların bir araya gelmesini sağlayın,


Sabahleyin karşılaştığınız her insana selam verin,


Hiç tanımadığım insanların olduğu bir coğrafyada her gün dışarı çıktığımda tanıdığım tanımadığım herkese selam veriyorum,


Önce onların dilini öğrendim ve şimdi o dili kullanıyorum,


Çünkü biliyorum ki insanı en fazla diri tutan yaydığı ve aldığı enerjidir.


Memleketin enerjisini tüketenlere inat enerjiyi arttırmak için bunu yapın!


Bırakın onlar neyin kavgasını veriyorlarsa versinler,


Bir süre sonra zaten sizin enerjinize ayak uydurmak zorunda kalacaklar!


Bir defa deneyin,


Ne kaybedersiniz ki,


2023’e de böyle gidelim!


Belki o zaman her birimiz verdiğimiz emeklerin karşısındaki liyakatle hayal ettiğimiz coğrafyada emek verirken buluruz birbirimizi…


Denemeden bilemeyiz!



5 Ağustos 2022 Cuma

Gittiğiniz yol Yol Değil!

Yol Yol Değil…


Gittiğiniz yol yol değil!

Koca bir apartmanın içinde birlikte yaşıyoruz,

Sizler bizler doğmadan zaten birbirinizi ayrıştırarak,

Ötekileştirerek apartmana yeterince zarar verirken dünyaya gözlerimizi açtık,

Sen, oturduğun 10. kattaki evini güzelleştirirken,

4. kattaki eline balyoz almış kolanları kırarak evini yıkmaya çalışıyor,

Bir başkası tek bir ev kendisine yetecekken koca apartman benim olsun diğerlerini nasıl alırım hesabı yapıyor,

3. katta yangın çıkmış içeriden çığlıklar yükseliyor ama kimse duymuyor,

7. katta evi su basmış ev sahibi evde olmadığından su bütün apartmana yayılıyor,

5. katta düğün varken,

2. katta intihar ettiğinden kimsenin haberi olmayan vatandaş bulunmayı bekliyor,

14. katta gözyaşı varken,

15. katta ziyafet var!

Aynı apartmanın içinde yaşıyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz,

Ötekileştirenlerin ötekileştirmelerinin peşinden giderek mutlu olacağımızı zannediyoruz.

Hangimiz karar verebildik ki apartmanın kaçıncı katında doğacağımıza?

Karar veremediklerimizin üzerinden edilen kavgaların içinde bulduk kendimizi!

Zaten darbeleri yaşayan bir apartman bu,

Yönetim şeklini darbeci zihniyet belirlemiş,

Üzerine darbeciler gitmiş,

Biz, apartman sakinleri olarak bir araya gelerek yönetim toplantısı yapmayı aradan geçen neredeyse 40 yılda konuşamamışız,

Kendini güçlü hisseden kafasına göre sisteme müdahalelerle almış bu noktaya getirmiş,

Farkında değilsiniz!

Aynı apartmanın içindeyiz,

Ve, en önemlisi bu apartmanın içinde hepimizin çocukları yaşıyor.

Onlar bu kavgaların içinde büyüyor,

Sonrasında kavgacı psikolojiyle geleceklerini inşa etmeye çalışıyorlar.


Gittiğiniz yol yol değil!

Ey siyaset yapanlar umurumda değil kimin yönettiği,

Sadece aynı apartmanın içinde huzurlu, mutlu, dünyadaki bilim süreciyle rekabet eden, birbiriyle paylaşan, refah düzeyi yüksek, eşitlik hak ve adalet etrafında herkesin buluştuğu bir apartman hayal ettim!

Ben, Bingöllüyüm Kürdüm.

Sen, alt kat komşum Türksün,

Sen, üst kat komşum Boşnaksın,

Diğeri Zaza, Çerkez, Ermeni, Arap…

Ama biz aynı apartmanın içindeyiz.

Ben, hangi evin içinde doğduğuma karar vermedim ama o evin dilini, kültürünü, yaşama bakış şeklini, dinini öğrenmek benim en doğal hakkım,

Öğretilene sonradan karar veririm kullanıp kullanmayacağıma ama önce bir öğreneyim!

Sizin asırlık korku ve kavgalarınızdan dolayı yaşadığımız evin bile farkında olmadık!

Gittiğiniz yol yol değil!

Ben bir proje uzmanıyım,

Sen, doktorsun,

Diğeri öğretmen, avukat, hakim, elektrikçi, temizlik görevlisi, sosyolog, mühendis…

Doktor hakimlik yapamaz,

Avukat elektrikçi olamaz,

Ama sen yönetirken liyakati bir kenara bırakırsan,

Apartmandaki hastayı tedavi edecek,

Elektrik arızasını çözecek,

Su basan evdeki boruyu tamir edecek tesisatçı,

Yangın çıkan evdeki alevleri söndürecek itfaiyeci bulamazsın!

Gittiğiniz yol yol değil!

Apartmanı ben yönetmeliyim,

Benim kurallarım geçerli olmalı!

Evet, çoğunluğu sağlarsan yönetirsin.

Ama kendi istediğin gibi yönetemezsin,

Çünkü yönetici olman seni seçen ve seçmeyen herkese eşit uzaklıkta yaklaşım ve politikalar ortaya koyman zorunluluğunu beraberinde getiriyor.

Sadece benden olanlar doysun,

Gerisi aç kalsın dediğinde,

Apartmanın içinde huzuru, birlikteliği sağlayamazsın,

En önemlisi kavgayı bitiremezsin!

Gittiğiniz yol yol değil!

Zaten karanlık bir geçmişi olan apartmanın,

İçindeki korkuyla dünyaya gözlerini açmış çocuklarız,

Faili meçhuller,

Soru işaretleri,

Bilinmeyenler,

Hakimiyet kavgaları,

Birbiriyle uğraşmaktan yaşadığı apartmanın kıymetinin farkına varamamışız,

Üzerine bir de farkında olmadan aldığımız mirası daha korkunç bir şekilde çocuklarımıza miras bırakma kavgası veriyoruz.

Gittiğiniz yol yol değil!

Evet! Kaçtım!

Koşar adım kaçtım,

Çünkü apartmanın içindeyken ne kadar bağırırsam bağırayım ne duyan oldu ne de anlayan,

Oğlum 1.5 yaşındaki Atlasko’nun apartmanın içindeki mirasa ortak olmasından korktum,

Aynı kavgayı miras alarak büyümesinden,

Sırf apartmanı yönetmek için eline balyoz almış kolonları kırmaya çalışanları gördüm,

Kendi olarak özgürce karar verebileceği bir yaşam yaşaması varken,

Başkasının dayatmalarıyla kendi olamadan büyümesinden korktum!

Çocukken tek hayalim vardı şu ana haber bültenleri başladığında hani Rahmetli Birand ekrana çıktığında ilk sunduğu haberin siyasetten değil bilimden, üretimden olmasını isterdim,

Genç oldum,

Yetişkin oldum,

Sonrasında değişen olmamasından korktum!

Gittiğiniz yol yol değil!

Din ve siyaset bir arada olmaz,

Sen, dindar olabilirsin ama diğeri olmak istemeyebilir,

Apartmanda yaşayanların yaşam şekillerine karışır müdahale edersen kin ve nefreti arttırır,

İnsanların birbirinden uzaklaşmasına neden olursun!

Bırakın apartmanın çocukları kendileri karar versinler,

Nasıl yaşayacaklarına,

Nasıl olmak istediklerine,

Siz kendinize isteseniz de benzetemezsiniz,

Benzetmeye çalıştıkça birbirimizden uzaklaşıyoruz!

Ne kimsenin giydiğine,

Ne de içtiğine karışabilirsiniz her birey kendi hür iradesiyle karar verebilsin diye bu dünya hayatını yaşıyoruz,

Karıştıkça uzaklaşıyoruz!

Gittiğiniz yol yol değil!

Sen, onlardansın,

Sen, bunlardansın diyerek kimsenin evinde aç kalmasına neden olamazsınız,

Öyle oldu mu?

Çocuklarını ısıtacak odun bulamayan komşun Emine Akçay saç kurutma makinesini çalıştırarak çocuklarını ısıtırken intihar eder,

Çocuğuna harçlık veremediği için İsmail Devrim intihar eder,

Sonrasında suçlu kim olur biliyor musun?

Koca apartmanın içinde yaşayan herkes,

Çünkü birbirinizle kavga ederken yükselen çığlıkları duyamazsınız!

Bizim bir şeyci olmaya değil birlikte yaşamayı ortak değerler etrafında buluşarak, paylaşım kültürüyle öğrenmemiz gerekiyor.

Gittiğiniz yol yol değil!

Ben ne ondan oldum ne de bundan oldum,

Olmak zorunda da değilim,

Apartmanın tüm çocuklarının kahkahalarını arttırmak için ayrıştırmadan mücadele edenlerden oldum,

Hani Atsushi Miyazaki’yi bilmeyenler için,

Japonya’dan kalkıp hiç tanımadığım insanlar için mücadele edenlerden oldum,

Sonra artçı bir depremde vefat ettiyse de unutulmamak için yaşayanlardan oldum!

Bu apartman çok güzel bir apartman ama çoğunluğu ele geçirip yönetimi ele geçirenin birbirinden intikam alma arzusu taşıması,

Her seferinde apartmanın farklı katlarındaki acı ve ıstırapları arttırdı!

Bırakın kavgayı bizler sizin iktidar kavgalarınızda ölmesi gereken çocuklar değildik,

Çocukluk arkadaşlarımızı sizin kavgalarınızda kaybettik,

Yusuf ile Ersin mesela benim iki çocukluk arkadaşım,

Aynı mahallede birlikte top oynadığımız arkadaşlarım,

Çocukken yere düşen yavru kuşu kaldırmaya bile kıyamayan çocukluk arkadaşlarım öldüler,

2013 yılında yazdığım İnsan Yaşamına Dokunmak kitabında anlattım hikayelerini,

Siz onlara neci derseniz deyin onlar benim çocukluk arkadaşlarım,

Ben, ayrıştıramam diye,

Daha korkuncu ise çocukluk arkadaşlarımızı kaybettiğimiz yetmiyormuş gibi kaybetmeye devam ediyoruz,

Ve, çocuklarımıza da aynı duyguları yaşatmaya çalışıyoruz!

Gittiğiniz yol yol değil!

İsteseniz de bizi birbirimize benzetemezsiniz,

Biz farklıyız,

Annelerimize, babalarımıza,

Aynı evin içinde doğduğumuz birlikte büyüdüğümüz kardeşlerimize benzemiyoruz,

Nasıl birbirimize benzetebilirsiniz,

Bırakın herkes kendisi olsun,

Emin olun her birimiz kendimiz oldukça mutluluk rüzgarı apartmanın her katında esmeye başlayacak,

Birileri tabi ki bunu istemeyecek,

İstemediği için huzursuzluk çıkarmak için elinden geleni yapacak,

Mesele buna izin vermemek.

Rahmetli Birand bu dönemin belgeselini çekemeyecek ama belki 32. Gün ekibinden birileri ileride bu dönemi belgeselleştirecek,

Geçmişe baktığımızda nasıl kızıyorsak,

Sanırım bu gidişle bizim çocuklarımızda bize kızacak!

Sosyal medyada bir Tweet paylaştım,

Sonrasında kimisi takdir etti,

Kimisi tam tersini yaptı,

Ben, yaşadığım liyakatsizliklere,

Apartmanın baskısına,

15 yıllık kamu hayatımda her kesimden gençlerin gökkuşağının ahengi gibi ayrıştırmadan bir araya gelerek emek vermesini sağlamak için gösterdiğim çabanın ortadan kaldırılma çabasından yoruldum!

Ben, birinin çocuğu olduğum için Cumhurbaşkanı tarafından anlatılmadım,

Yıl 2013 anlatıldığım tarih,

2004 yılında ulusal gazetelerde hakkımda köşe yazıları zaten yazılmaya başlamıştı,

Onlarca kez köşe yazılarına konu oldum,

Bakanlarla televizyonlara çıktım,

Kendim çıktım,

Biliyor musunuz sırf emek verdiğim,

Çabaladığım için oldu bunlar!

Çünkü Anadolu’nun gençlerinin her birinin öyle yetenekleri var ki,

Maalesef eğitim sisteminin içinde yeteneklerimizi kaybediyoruz,

Benim en büyük şansım erken yaşlarda İzcilik yapmamdı,

Eğitim sisteminin bir parçası olmamamdı.

Gittiğiniz yol yol değil!

Bizler aynı apartmanın çocuklarının geleceğini inşa etmekten sorumluyuz,

Ayrıştırdıkça ötekileştirdikçe asla apartmanı ayakta tutamayız.

Öfkeliyim!

Çünkü kendi halimde emek vereyim bırakın benim derdim para pul değil,

Benim Atlas’a mal mülk bırakmak gibi bir derdim yok,

Oturduğu evi bile kendisinin kazanacağı bir gelecek inşa edelim zaten gerisi olur kafasındayım!

Yok izin vermediler,

Siz liyakati bir kenara bırakır ‘ben, ben, ben’ diyenleri atarsanız emek vermeden o zaman işte sistem işlemez hale gelir,

Ben, buraya parayla değil kendime olan inancımla geldim!

Lokantada çalıştım,

İnşaatta çalıştım,

Çalışacağım,

Çalışmak zorundayım,

Yeni taşındığım apartmanın dilini, kültürünü öğrenene kadar emek vermek zorundayım!

Sonra aynı dili konuştuğumuzda aynı duygular etrafında buluşarak burada da emek vermeye devam edeceğim.

Belki çok iyi projeler yapacağım,

Belki yapamayacağım bilmiyorum!

Ama istifa edip giden Ahmet’in arkasından bile tanımadan,

Bilmeden,

Neler yaşadığını öğrenmeden ayrıştırıcı dil kullanmayın,

Zaten en çok da bundan kaybediyoruz ya!

Gittiğiniz yol yol değil!

Kendi aklınızla düşünerek karar verin,

Bırakın başkalarının aklıyla düşünmeyi,

Bize bu akıl öğlesine verilmedi,

Sorgulamak, düşünmek, eleştirmek için verildi.

Belki de çok şey yaptığını zannederek hiçbir şey yapmayanlardanım,

Bilmiyorum…

Bunun kararını inandığım doğrultuda Hak verecek!

Hayal edin,

Hayal etmeden geleceği inşa edemeyiz,

Sadece kendi evimiz, apartmanımız için değil,

Yaşadığımız bütün site için aynı samimiyet ve dilekleri taşımak zorundayız,

Çünkü içimizden hiç kimse doğduğu evi,

Apartmanı belirleme hakkına sahip değildi.

O vakit işte neden bu kadar büyük kavga!

Hiçbirimiz masum değiliz!

En azından çocuklarımızın masum olmasının etrafında buluşmayı becerebilmeliyiz.

Dedim ya gittiğiniz yol yol değil.

Benim ki yol mu?

Onun yorumunu da zaten siz yapıyorsunuz!

Öyle de öleceğim,

Böyle de öleceğim,

En azından hesap gününde vereceğim cevabım olsun diye mücadele ediyorum.

Sırf bu yazıyı yazdım diye Eşim bana kızacak,

Neden yaptın diyecek,

Niye bana sormadın diyerek haklı olarak bu sürecin içine onu neden çekmiş olduğumun suçluluk duygusunu yaşarken,

Diğer taraftan apartmanın içindeki sevdiklerimi düşünerek bunu yazmış olmanın verdiği duygu…

Gittiğiniz yol yol değil!

Gittiğim yol yol mu belli değil!

Ama bir yerlerde buluşup kin ve nefret dilini birbirimize karşı bir tarafa bırakmalıyız.

En önemlisi siyaseti bizim adımıza yapanlar sizlerin asli rolü birbirimizden uzaklaştırmak değil birleştirmek,

Sen yönetmişsin o yönetmişten çok kim yönetirse yönetsin bir aynı apartmanın içinde olduğumuzu unutturmasın!

Farklıyız ve farklılıklarımızla güzeliz.

Kimin öte tarafta konumunun ne olacağını bilemezsiniz,

En çok da bu yüzden önce bir yargılamaktan insanları yüceltmekten vazgeçmek gerek,

Beni yaratan seni de yarattı,

Seni yaratan onu da yarattı,

Ben böyle inanıyorum senin nasıl inandığınla da ilgilenmiyor saygı duyuyorum,

Hepsi bu kadar eşitiz ve eşitliği sadece kendi içimizde samimiyetle paylaşmak zorundayız.

En önemlisi de bu apartmanın çocuklarının sizin kavgalarınız arasında tükenmişlik sendromu yaşayarak apartmanı terk etmesini sorgulamayın,

Siz kavgayı bırakır dinlemeye başlarsanız,

Zaten Anadolu’nun gençleri dünyanın neresinde olursa olsun gelirler ve memleketleri için emek verirler.

Ama siz kavga ettikçe hayalleri olan gençler bir bir ülkeyi terk edecekler siz Ahmet’ten haberdarsınız ama farkında değilsiniz binlercesi şu anda başka apartmanların kalkınması, güçlenmesi için emek veriyorlar.

Yazıktır!

Bu apartmanı inşa edenler her katında çimento kullanmadılar,

Damarlarındaki akan kanla duvarları ördüler,

Geçmişe bir çizgi çekmek zor,

Hadi bir günde değişelim değil mesele ama önce çocukların birbirleriyle rekabet ettiği değil gelişmiş dünya ile rekabet ettiği ve birbirine saygıyla ötekileştirmeden büyüdüğü bir coğrafya inşa ederek başlamak gerek!

Deneme yanılma yöntemleriyle,

Birbirimizle yarışarak koptuğumuz dünya başka yerde biz bambaşka bir yerdeyiz!

Tüketen değil üreten bir apartman için emek vermek gerek!

Çok uzattım biliyorum,

Okuduğunuz için teşekkür ederken,

Zamanınızı aldığım içinde kusura bakmayın!

Gittiğiniz yol yol değil!

Gittiğim yol yol mu bilmiyorum!


1 Ağustos 2022 Pazartesi

Eğitime dair bir bakış açısı ve yaklaşım olmayan coğrafya!

Günde kaç saat uyuyorum bilmiyorum.


Her geçen gün daha az bir uykuyla öğrenmeye çalışıyorum.


Beynimin çalışmadığı dönemlere karşı beynime jimnastik yaptırıyorum.


Türkiye gerçekten zorlu bir coğrafya,


En zorlu olanı da beynin jimnastik yapma yeteneğinin elinden alınarak düşünme yetisini kaybeden yığınlara dönüşmek!


Çocukken hayal dünyası zengin olan;


Gökyüzüne baktığında yıldızları gördükçe oradaki yaşama dair arayış içerisinde olan,


Arabaya binince uçanını düşünen,


Bilgisayara dokunduğu gün daha ileri teknolojiye dair fikirler üreten zihin,


Eğitim sistemiyle tanıştığı gün bütün hayallerini teslim ediyor ve yerine hayal edenden çok hayal edenlerden ne kadar kazanırım yaklaşımı yetiştiriliyor,


Gelişimi savunanlar hayal ettirirken,


Biz, onların hayal ettiklerinden ne kadar kazanırızı öğreniyoruz.


Keşke çok eskiye gitmeye gerek yok 1800lü yılların sonunda aynı coğrafyada doğsaydım diye düşünüyorum bazen!


Hani memleketin dört bir yanında medreselerle bilime dair öğretilerin olduğu dönemde!


Şex Abdullah Melekaniyi,


Şex Ali Sebti’yi,


Şex Kasım’ı,


Şex Ebubekir’i,


Şex Abdulkadir’i,


Şex Ahmet’i tanısaydım görseydim.


Kim mi bunlar benim soy ağacım işte öz be öz dedelerim, amcalarım…


Dini ve bilimi eş zamanlı olarak götüren ve eğitimin dinin yaşanmasında en büyük farkındalık olduğunu bilerek soluk alanların zamanı.


Her birinin medreselerinin içinde ruhsal huzuru yaşarken zihinsel zenginliğimi attırarak gezinirken,


Varsaydım Ahmedi Xani diyarına,


Oradan Siirt’e İbrahim Hakkı diyarına,


Yolculukta karşılaysadım Feqiyê Teyran diyarı Van ile,


Sonra Melayi Ciziri diyarıyla,


Oradan karşılaşsaydım bir yerlerde çilehanelerin talebeleriyle ve münazara kültürüyle yapsaydım zihinsel jimnastiklerimi,


Memleketin müderrisleriyle…


Dünyanın en zengin eğitim coğrafyalarından bir tanesini zorlaya zorlaya eğitimsizlik coğrafyasına dönüştürenlerin dönemine nasıl denk geldik,


Allah’ım vallahi isyanım sana değil,


Şikâyetim eğitimde dünyaya yön veren coğrafyaların çocuklarının, torunlarının ezberci yaklaşımlarla açıklanan sınavlarda geçtim dünya ile rekabeti ülkenin son sıralarında yer almasına neden olanlara.


İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite bütünleşik ihtisaslaşma dönemidir.


Birbirini tamamlar ve siz torna görevi görürsünüz elinizdeki kütüğü alır şekillendirir ve nihai aşamada yetenekleri doğrultusunda bir torna yaparak yaşamın içerisinde işlevsel hale getirirsiniz!


Kütük alıp, kütük olarak mezun edip eline de bir kağıt parçası verdiğinizde bu eğitim olmuyor. 


İlkokul hadi beceremedin ortaokulda nasıl bir yol izlemesi gerektiğini bilmesi gereken çocuk üniversiteyi bitiriyor sonrasında ne iş yapacağım şimdi diye düşünüyor!


Çünkü o gün dang ediyor.


Niye herkes çocuğuna üniversite okutmaya çalışır!


Nedir üniversite okumanın amacı diploma almak mı hayır!


Aldığın diplomanın devamında ihtisaslaşarak bilime katkıda bulunursun!


En kötü gider bir lisans diploması alır yaklaşımı sonrasında herkesin üniversite okuduğu ama hiç kimsenin okuduğu üniversitenin özünde üniversite olmadığının farkında olmadığı bir coğrafya!


Haberiniz var mı Türkiye’de dünyanın en büyük Profesörlük fabrikası kuruldu!


Yılda 4000 tam 4000 kişiye profesörlük veriyor bu fabrika.


Abi bu sayı böyle devam ederse bir nesil sonra herkesin diploma sahibi olduğu coğrafyadan herkesin Profesör olduğu bir coğrafyaya dönüşeceğiz.


Bu kadar bilim adamı ne üretiyor?


Yani ürettikleriyle neden dünya ile rekabet edemiyor kullanan konumunda yolumuza devam ediyoruz.


Web teleskopu zamanda yolculuk getirse ömrümün kalanını Dedelerimin zamanına dönerek yaşamak isterdim,


Görür müyüz bilmem,


Belki Atlasko görürse onu gönderirim!


Yok!


Eğitime dair bir bakış açısı ve yaklaşım olmayan bir coğrafya!


5 aydır Türkiye’den uzaktayım ve zihinsel düşünme yetimi kazanmaya çalışıyorum!


Ki düşünün dünyanın 65 ülkesine gitmiş ama özünde bu yetiyi kaybettiğini düşünen bir beyin!


Çocuğu gelir kapısı olarak gören bir yaklaşım var biliyor musunuz?


Nasıl bilmezsiniz!


Doğru ya siz de yaşadınız daha çocukken hangi mesleklerin kazanç sağladığı düşünülerek dayatmaları!


Mühendisler iyi kazanıyor çocuğum Mühendis olacak,


Doktorlar iyi kazanıyor çocuğum Doktor olacak,


Avukatlar iyi kazanmaya başladı çocuğum Avukat olacak!


Eskiden sülalede bir avukat olurdu,


Sonra her evde bir avukat oldu,


Şimdi ev içinde 2’şer 3’er avukat var artık!


Geçtiğimiz günlerde bir haber gördüm tüylerim diken diken oldu. Bir de başarı hikayesi diye bunu anlatıyoruz aynı adliyede çalışıyorlar diye.


Katliamlar bir tek silahla olmaz,


Katliamların en büyüğünü eğitimle yaparsınız!


Katlettiniz ve daha korkuncu katletmeye devam ediyorsunuz.


Ya düşünen bireyler olarak yetişeceksiniz,


Ya da düşünmeden diploma sahibi olan belki de fabrika bu hızla çalışırsa Profesör unvanı alan bireyler olarak!


Dön aynaya bak dünya nerede!


Ben, biz neredeyiz diye bir düşün.


İçinden geçtiğimiz şu dönemde tanıdığım birçok kişiden telefon geliyor genlerin sanırım üniversite tercih dönemi ve bizim çocuk ne seçmeli sorusu!


Tüylerim diken diken oluyor!


Yahu bu kadar yılını eğitim sisteminin içinde geçiren bireyin ne tercih edeceğinin zaten belli olması gerekirken aldığı puana karşılık gideceği bölümü seçme buhranını yaşaması.


Salın bir rahat verin şu çocukları gençleri,


Diplomanın işlevsizliğini görün!


Memleketin önce dört bir yanına üniversite adlı fabrikalar kurdular,


Sonra bunları ihtisaslaştıralım dediler,


Binanın temelini atarken 3 katkı apartman temeli atıyorsun,


Sonra inşaata başlamışsın tam bitecek yok biz burayı 20 katlı plaza yapalım diyorsun,


Bu temel bunu kaldırır mı?


Planın dışına çıktığında yaptığın bina bütünün içinde nasıl görünür?


Sorgu yok!


Birileri oturduğu yerden unvanlarıyla yazıyor çiziyor,


Sonrasında 82 milyon,


Pardon bir de Suriye’den Afganistan’dan gelenler var neredeyse 90 milyon oturup bunu yaşıyor.


Sonra adı yerinden kalkınma oluyor.


Söylem olarak ileri dünyada olmak uygulama olarak çağın en gerisinde olanlarla yarışmak!


Günün sonunda ise bu gençler neden ülkeden gitmek istiyor?


Nedir bu yurt dışı sevdası?


Bir ormana girip soluk aldığında kendi gerçekliğiyle karşılaşıyor sonrasında ise başlıyor koşmaya neresi olduğunun bir önemi yok çünkü bir daha düşünememekten korkuyor!


Günün en sonunda ise bu kafayla Cennet hesabı yaparak Allah ile aldatıp Allah’ı da kandıracaklarını düşünüyorlar.


Burada bitireyim yazıyı sonra devam ederiz.


Sabah mesai var. 


Biraz uyku da lazım.


Ben yazmaya devam edeceğim,


Doğrularımı emin ol senin için değil öncelikle Atlaskoya miras olsun diye,


Başka bir şey bırakmaya niyetim yok!


Sonrasında beni yaratanın tüm varlıklardan ayıran verdiği özelliği olan beynime jimnastik yaptırmak için!


Geceniz güzel olsun…


ha bu arada dün yazdığım yazıyı 9215 kişi okumuş mesafe kat ediyoruz :)


31 Temmuz 2022 Pazar

AK Parti ve Bir Çöküş...

Uzak çok uzak görünüyordu kimse 2002 yılında iktidara geldiğinde AK Parti’nin Cumhuriyetin 100. yılına iktidar olarak gireceğini düşünmüyordu.


İlk defa 2004 yılında Herkese Kitap Projesini yürütürken Bingöl’de yüz yüze görmüştüm Tayyip Erdoğan’ı,


20’li yaşlarıma yaklaşırken Türkiye’nin ilk Avrupa Birliği Ulusal Ajans projesinin kütüphanesini açıyordu.


Tam 21 yıl.


Tek başına iktidar olmak.


En uç noktalarda gezenlerin bile heyecanlanmasını oluşturan yaklaşım ve süreçler,


Avrupa Birliği sürecinde atılan reform adımları,


Kürt sorununa dair Cumhuriyet tarihinin başlatılan en radikal süreci,


Tabir yerindeyse boğazına kadar batmış bir milletin refah düzeyinin artarak yeniden dünyayla rekabetine katkı sunan yaklaşımlar zinciri,


Darbelerin Türkiye’sinin değişim ve dönüşümüne dair atılan adımlar.


En önemlisi Türkiye’nin ilerleme sürecinde en büyük kambura dönüşmüş Anayasanın değişimine dair atılan adımlar,


Başkanlık Sistemine geçiş!


Çocukluğumuz ve gençliğimizi yaşadığımız çok uzun bir dönemin akabinde gelinen noktada büyük bir çöküş döneminin içine kendi kendini sürükleyen bir iktidar.


Çöküşün 3 nedeni var:


1- Devletin yönetim mekanizmasındaki liyakatsizlikler

a. Eskiden var olan Bürokrata saygı dönemi bitti. Çünkü en kötü olarak tanımlanan bürokratın bile kurumsal kültür içinde veya kamu içerisinde bir yetişme süreci vardı. Şimdi sabah istisnai kadrodan özel kalem müdürlüğüne atanan ertesi gün bir bakıyorsun 4800 ek gösterge sonra da bir bakıyorsun 6400 ek göstergeyi alıyor. Buna sonra liyakat tanımlaması yapılıyor. Bunu eleştirdiğin anda ise hain ilan ediliyorsun. Liyakatsizlik karşısında ses yükseltmeyen herkes devlete karşı haindir. Bana ne kardeşim Parti hainliğinden! Bugün var olan yarın olmayacak koca dünyada kimler geldi kimler geçti. 

b. Bürokrat olmanın en iyi yolu üretmek değil yakın olmaya çalışmaktan geçiyor. Fikri olmayan adamlar fikri olanları yönetmeye çalışıyor. Sonra da buna boyun eğilmesi bekleniyor. 

c. Kamu kültürü ve üretmekten bihaber olarak yönetim mekanizmasına gelenlerin ortak özelliği ise öncelikle geldikleri kurumun işleyen yapını işlevsizleştirerek çöküşe sürüklemek oluyor. Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz, yapmamışsınız ben mucize yönetici olarak geldim yaklaşımı. Sonrasında sistemi çökerterek çöp oluyorlar.

d. Ülkenin en değerli yetişmiş bürokratları sırf devletin bekasını partinin bekasından daha fazla düşündükleri için tüm birikimleriyle harcandı. Ya da kızak kadrolara çekilerek işlevsizleştirildi. Halbuki devletin yetiştirdiği birbirinden değerli bürokratların söyledikleri özünde sadece devleti değil AK Parti’yi de güçlendiriyordu. Çünkü toplumsal refah düzeyini arttırarak dünya ile olan rekabete katkı sunuyordu.

e. Dün Milli Eğitimde olan ertesi gün Milli Savunma alanında çalışmaya başlayabildi. Çünkü yeterlilik yerine sadakate bakıldı. Sonra kendini vazgeçilmez gören yaklaşımlar ortaya çıktı.

2- Reformcu yaklaşımlardan uzaklaşmak

a. İlk kitabımı yazdığımda yıl 2011’di. İnsan Yaşamına Dokunmak kitabında yazdığım şekliyle; devletler kendilerini güncellemek zorundadır. Maalesef kendini güncellemeyen her devlet çöküşe mahkumdur. AK Parti reformcu ekibini bilerek ya da bilmeyerek tasfiye etti. Ben, egosu ile köşe başlarını tutanlar tepe ile taban arasında bir duvar ördüler. Sadece göstermek istediklerini gösterdiler. Sosyal medyada yükselen bir ses olduğunda efendim bunlar FETÖcü, efendim bunlar PKKlı, efendim bunlar şucu bucu son trend ise Zafer Otobüsünün yolcuları diyerek asıl duyulması gerekenin üzerini örterek kendi bulundukları yerleri korumaya çalıştılar.

b. Avrupa Birliği süreci Türkiye’nin değişim ve dönüşümüyle ilgili en önemli mihenk taşlarından biriyken Avrupa Birliği Bakanlığını kurarak tüm Bakanlıkların ve politikaların yönünü şekillendiren yaklaşım bir anda bitti.

c. Demokrasi, hak ve özgürlüklerle ilgili toplumun hangi kesimine giderseniz gidin yakınır. Çünkü dertlendiğimiz her birimizin bir dönemi ya da hikayesi vardır. Tam da bu yüzden demokrasinin güçlendirilmesi için atılan her adım destek görürken gelinen noktada demokrasi herkesin çok daha dertlendiği keskin bir kılıç hamleleriyle sistemi darmadağın etti.

3- Gençlikle bağ kuramamak

a. Hiçbir döneminde güçlü bir eğitim sistemi kuramadı. Eğitim sistemini güçlendiremediği içinde gençlikle bir bağ oluşmadı. Kurduğunu zannettiği bağ da çıkar üzerine kuruluydu. İş bulma, ihale kapma yarışında olanlar çocuklarını gençlik kollarında belirli konumlara taşırken özünde milyonları temsil eden gençlerden uzaklaşıldı. Bugün düşünen ve sorgulayan hiçbir gencin ülkenin geleceğine dair fikir ortaya koymamasının temel nedeni de bu.

b. Gençliğe hep daha ilerisi için sabır tavsiye edildi ve düşünen beyinlerin inisiyatif alması ertelendi. Sabır sabır denilerek sadece kendi oturdukları koltukları kaybetme korkusu yaşadılar. Yani gençliğe hiçbir zaman güvenmediler bu yüzden gençliği kaybettiler.

c. Dünyayla rekabet etmeyi öğretmek yerine birbiriyle rekabet etmeyi gençlere öğrettiler ve bununla sadece zaman kazanıldı. Gelinen noktada birbiriyle rekabet eden nesiller dünyanın hiçbir gelişim sürecinde olmadıklarını gördükçe ne yapmaları gerektiğini bilmeyen koca bir belirsizlik içine sürüklendiler.

Bunlar öylesine yazılmış ezber cümleler değil. Her aşaması kendi yaşamımdan örneklerle somutlaştırılacak cümleler.


En cesur gördüğümüz siyasilerin ve bürokratların bile yeri geldiğinde sırf koltuğunu kaybetmemek için doğru olduğunu bildiğinin arkasında durmadığına şahitlik ettik.


5 ay oldu Brüksel’e geleli. Dönüp arkama baktığımda ve en önemlisi uzaktan çok daha net bir şekilde görerek söylüyorum. Evet AK Parti koca bir enkaz devraldı. Enkazı aldı ve yükselterek toparlarken kendi kendine yaptığı yanlış projelendirmelerle enkazı aldığından daha beter bir hale getirdi. 


Koca bir milletin ve en önemlisi boş verin milleti gençlerin ve gençlerin doğacak çocuklarının vebalini alarak geleceklerini çökerteceksiniz sonra kalkıp bana ne derseniz deyin.


Ülkenin gençliği vurmuş dibin dibine Gençlikten sorumlu Bakan her gün açtığı spor salonlarıyla ve spordan gelen madalyalarla övünüyor. 


Eğer sadece spor Bakanlığı olsaydı bir nebze olsun ülkenin bu süreci olmasa hak verirdim.


Bir milletin hayal kurma yeteneğini elinden alarak nereye gideceksiniz. 


Birbirinizi zaten alkışlamak zorundasınız. Peki birbirinizi alkışlayarak inşa ettikleriniz size huzur verecek mi?


Yeni anayasa sürecini en çok destekleyenlerden biriydim. Çünkü daha çocuk diyeceğim yaşlarda Mehmet Altan Hoca zihnimin derinliklerine kazımıştı İkinci Cumhuriyet kavramını. Özünde İkinci Cumhuriyet sistemin kamburlarından kurtulmaktı ve yeni anayasa, Başkanlık sistemi buna hizmet ederken kendinden habersiz olanlar eksiklikleri görüp tamamlamak yerine oturdukları yerden mevcudu savunmaya devam ediyorlar.


Başkanlık sistemi,


Değişim,


Dönüşüm bunlar önemlidir ama asıl önemli olan sürdürülebilir bir şekilde süreci devam ettirebilmektir.


Benim için önemi ve değeri büyük olan birçok ismin gözlerindeki korkuyu gördüm. En büyük korku ise bulundukları koltukları kaybetmekten duydukları endişeyle doğru bildiklerine karşın suskunluklarıydı.


Hani Türkiye neden bu noktaya geldi diye soruyorsunuz ya hiç öyle derin derin düşünmeye gerek yok. Koltuk sevdasının sonuçlarını yaşıyoruz her birimiz.


Alın bütün koltuklar sizin olsun,


E zaten sizin,


Bize hayal edebildiğimiz ortamı kurun,


Yok 2023,


2051,


2071 vizyonu,


Yarının gündeminin ne olacağı bile belli değil.


Sosyal medyada oluşturulan başlıklara göre politika belirlenen bir dönem yaşıyoruz. 


Farkında değilsiniz;


Ne ondan olduk,


Ne bundan olduk,


İçimizdeki memleket sevgisiyle emek verdik durduk.


Biz, emek verirken hiç tanımadığım,


Görmediğimiz,


Bilmediğimiz isimleri kurtarıcı diyerek başımıza yönetici olarak atadınız durdunuz!


Bugün hata yaptık demekle olmuyor!


Biz, yaşıyoruz sonuçları.


Rahmetli Birand vefat etti,


Tarihi belgeseli Cüneyt Özdemir mi çeker yoksa bir başkası mı bilmem,


Ama birileri bunu çekecek ve çektiklerinde olan biteni çocuklarımız gördüğünde her birimize dönüp bakarak Baba – Anne siz peki ne yaptınız diyecek!


Oğlum Atlas’ın gözlerine bakarak gururla diyeceğim tek bir cümle var yaşamımın her döneminde inandıklarımı yaptım!


İnandıklarımı yazdım!


İnandıklarımı yaşadım!


Ve, en önemlisi inandıklarım beni nereye götürürse sorgulamadan gittim.


Rızkı verenin Allah olduğunu unutup kula minnet eylemedim.


Ben, inanan bir insan olarak şu cümleyi kuracağım bu dünyadan helallik vermeden gideceğim,


Haydi buyurun ülkenin en nitelikli beyinleri sırf daha iyi için mücadele ettikleri için ötekileştirdikleriniz bugün dünyanın dört bir yanında başka ülkelerin kalkınma süreçlerine katkıda bulunmak adına emek verirken,


Kalkındırın Türkiye’yi!


Yapamazsınız çünkü birbirine benzeyenlerin sürekli aynı şeyleri konuşmaktan başka yapacak bir şeyleri yoktur.


Siz, kendinizi tekrar ederken bilin ki içinde üretme arzusu olan her bir birey bugün dünyanın farklı coğrafyalarındaki ekonomileri güçlendirmek için emek veriyorlar.


Kendi yanlışlarınızı doğru olarak dayattığınız her günün bir nesle en büyük zararı verdiğini bilin de öyle yapmaya devam edin.


Yazık ettiniz en çok neye biliyor musunuz?


Ülkeye ve değişimi getireceğinize inananların samimiyetlerine yazık ettiniz!


Sabah uyandığınızda koltuğunuzda oturduğunuzda bilin ki dünyadaki hiçbir koltuk bugüne kadar sahibiyim zannedene kalmadı,


Ve, koruyamadı!


Belki sizi korur!


İnanın inanın koruyacak!


Ahmet K.



25 Temmuz 2022 Pazartesi

9 Yaşındaki Çocuk İsmini Bilmiyorum Utanma Duygusu Olan Hiçbir İnsan da Bilmemeli...

İsmini bilmek istemiyorum,


Aslında hiçbirimiz bilmemeliyiz,


Utanma duygusu olan ve Allah’tan korkan hiçbir insan bilmemeli.


Atlasko’yu düşünüyorum,


Oğlum daha 1.5 yaşında,


İsmini bilmediğim resmiyle hafızama kazınan çocuk ise 9 yaşında,


Ne annesini,


Ne babasını tercih edebildi,


Zaten hangimiz tercih edebildik ki,


Tam da bu yüzden tercihimiz olmayan süreçlerin sonucu olarak yaşamda dayanışmak ve her bir çocuğu kendi evladımız gibi görmek zorundayız.


Düşünsene bu yazıyı okurken kaç yaşındasın?


1 yıl boyunca bir çöp odada kalacaksın,


Dışkını,


İdrarını orada yapacaksın,


Ve, o odanın içinde çöplerin arasında bulduklarınla besleneceksin,


Bunu yapabilir misin?


O çocuk yaptı!


Aylan bebeği hatırlıyor musunuz?


Sahile vuran o cansız bedeni,


Ve, onu kucağına alan jandarma erini,


Ne de çabuk unuttun,


Ya da unuttuğunu zannediyorsun.


İsmini utancımdan bilmek istemediğim çocuktan farkı yok!


Biri sahile vurdu,


Diğeri ise çöp odaya,


Ölmeyi ne kadar istediğini ve bir ömür boyunca nasıl bir psikolojiyle yaşayacağını düşünsenize,


Bugün 9 yaşında,


Kaç yaşına gelirse gelsin 9 yaşında ve o oda da kalmaya devam edecek,


Ne endişeyi ve ne de korkuyu atacak,


Kimin çocuğu biliyor musun?


Senin,


Benim,


Onun,


Yani bizim çocuğumuz.


İnanç,


Adalet,


Din, 


Değer yargısı,


Eşitlik,


Demokrasi diyorsun ya o çocuğun yaşadıklarıyla bunların hepsi ölüyor.


Aylan bebek sahile vurduğunda yazdığım yazıyı da hissettiğim duyguları da büyüttüğüm çocuğumla birlikte hep kendimle birlikte taşıdım,


Ve, taşımaya devam edeceğim.


Unutmuyorum!


Unutulmak da istemiyorum!


Tam da bu yüzden yazıyorum.


Bana yarın ne anlatırsanız anlatın!

Uzaya gideceğiz,


Yerli araba üreteceğiz,


Teknolojinin en büyük geliştireni olacağız,


Açılışlar yapıyoruz,


Binalar dikiyoruz,


Bana ne!


Bana ne!


Bize ne!


9 yaşında bir çocuk benim, senin yani hepimizin çocuğu bir oda da 1 yıldır hapis hayatı yaşıyor ve biz bunun farkında bile değiliz!


Utanma duygusu unutmamayı sağlarken utanma duygusunu kaybettikçe unutuyoruz.


Gözümün önünde 2 gündür,


Bursa’da bir çocuk ve yüzünü kapatıyor,


Utanmadan bir de bu resmi binlerce insan paylaşıyor.


Bu ev sahibinin diretmesiyle ortaya çıkan,


Peki ya farkında olmadıklarımız.


Siz Allah’ı dilinizden düşürmeyerek her gün inanç üzerinden siyaset yaparak iktidarınızı korumaya veya iktidar olmaya çalışırken farkında değilsiniz 9 yaşındaki o çocuğun yaşadığı her bir günün çilesi domino etkisiyle bütün söylemlerinizi parçaladı!


Bilgisayarın başındayım,


Ekran iki parça yarısında 9 yaşındaki çocuk,


Ve, diğer yarısında yazdıklarım var,


Yan oda da ise Atlasko anneannesinin ördüğü battaniyeye sarılmış uyuyor.


Ne beni ne de annesini Atlasko tercih etti.


Ne de biz onu tercih edebildik.


Dünyadaki tüm çocukları kan bağım olmasa da sırf çocuk olduğu için kendi çocuğum olarak görüyorum!


Görmek zorundayım.


Ve, sanan bir şey diyeyim mi?


Sen de görmek zorundasın!


O çocuğun yaşadıklarını ne sen unutturabilirsin ne de ben unutturabilirim.


Bugün ne yaparsak yapalım,


Ne söylersek söyleyelim,


Hiçbir önemi yok.


Önemli olan unutmamak!


Aylan bebek sahile vurduğu gün ölen insanlık dirildi mi?


Asla dirilmedi?


Dirilecek mi üzerine eklenenlere baktıkça dirilişten her gün uzaklaştığımızı görüyorum.


Özgür olun,


Özgür düşünün,


Özgür yaşayın,


Ama en önemlisi çocukların her birini sahiplenerek özgürlüklerine saygı duyun!


Aslında bugün klavyenin başına oturduğumda yazacağım yazının konusu gözleri ışıl ışıl adamın verilen sosyal yardımlarla övünmesine eleştiri olacaktı.


Yok yapamadım!


Utandım!


9 yaşındaki çocuktan ve ona yaşatılanlardan utandım!


Kusura bakmayın resmini yazımla birlikte paylaşmayacağım.


Lakin bu gece Aylan bebek gibi zihnime kazınan görüntüsünü asla unutmayacağım.


Bir utanç olarak kendimle birlikte geleceğe doğru taşıyacağım.


Sadece kendi çocuklarınızı değil,


Tüm çocukları sevin!


Bilin o çocuk sizin çocuğunuzda olabilirdi ve bunu o tercih etmedi.


Tercihimiz olmayanın sonuçları bu kadar korkunç olmamalı ve 7 başlı masal ejderhaları her şeyi parçalamamalı!


Madem bugün parçaladılar,


Biz, yarın parçalanmaması için mücadele etmeliyiz!


En önemlisi de birlikte hareket ederek çocukları sevmeliyiz!


Onlar bu dünyanın sahipleri bizler ise sadece emanetçileriyiz!



24 Temmuz 2022 Pazar

İnternet ve teknolojiden korkmayın çocuklarınızı da korkutmayın! Çocuklarınızı İnternetten Uzak Tutmayın!

Çocuklarınızı İnternetten Uzak Tutmayın!


0 – 6 yaş arasındaki çocukların İnternet kullanımına dair ülkemizde istatistik yok.


Yani tablo fecaat!


Bizim nesil ileri çocukluk döneminde,


Bizden öncekiler ise orta yaş ve ileri yaş aralığında internetle tanıştı.


Yani şu an dünya üzerinde yaşayan insanların tamamı ileri teknoloji dünyasının içinde doğmadı.


İnterneti özellikle bizim gibi baskı unsurunun yoğun olduğu coğrafyalarda dürüst olalım;


Yaşanmamışlıklara bir kaçış aracı olarak kullanan bir neslin çocuklarıyız.


Çocukluğumuzda herkesin evinde internet olmadığında Microsoft Chat, Mirc ve İCQ gibi programlarda saatlerce zamanını geçiren insanlar görürdük.


İnternet kafe dönemini hatırlayın bilgisayarlar genelde kimse kimsenin ne yaptığını görmesin diye sıralanırdı ama özellikle en sotedeki bilgisayar hiç boş kalmazdı.


Yaşı kaç olursa olsun yaşanmamışlıkları tatmin eden insanlar porno sitelerinde gezinir dururlardı.


Oyun sitelerinde flört arayışında olanlar,


Sosyal medya araçları geliştikçe çocukluk, lise, üniversite aşkını arayıp iletişime geçenler,


Tanımadığı, fiziken görmediği, sadece resmiyle karşısında duran insanlara aşık olmalar,


Dijital dünyanın evlilikleri de yadsınamayacak kadar fazladır diyebiliriz. Çünkü kendisini orada daha iyi ifade ederek yol alanlarda oldu


Çocukluğumuzda Age Of Empires, Fifa, Red Alert, Super Mario, sonrasında Counter vs e ister istemez bir kesim içinde bilgisayar ve internet oyun aracıydı ve zaman geçirmek için kullanılırdı.


Yani teknolojiyi sonradan gören bilinçli internet kullanımına dair hiçbir eğitim almayan ve kendi çocukluğunda zamanı tüketim ve kötü bir araç olarak kullanan nesil ister istemez,


Aman kızım aman oğlum internetten uzak dur,


Bilgisayardan uzak dur diye söylene söylene çocuk yetiştirirken neden uzak kalması gerektiğini de aslında anlatamadı,


Bu yüzden yarı teknolojinin içinde doğan çocuklar da benzer çukura düştükleri için söylemsel olarak hala devam ediyor çocuklarınızı internetten uzak tutun.


Çocuğun beyninin en fazla aç olduğu dönem 0 -6 yaş aralığı.


Yani öyle bir açlık gibi ne verirseniz yiyor,


Ne öğrenirse üzerine koyuyor,


Ne anlatırsanız hemen eklemeler yapıyor ve devamını merak ediyor.


Ve, sen bu eşsiz dönemde çağın gerçekliğinden uzak tutarak onun ileride çağı yakalamasını bekleyeceksin öyle mi?


Bakış açısını hemen bir değiştirelim;


Tableti çocuğun eline verdiğinde senin zamanında yaptığın hatalar gibi sürekli olarak çizgi film, youtuber izletip ay ekrana bakarken duruyor, gülüyor, yemek yiyor demek!


Sen eğlenceli olmadığın için ve çocukla aynı dili konuşamadığın için çocuk orada mutluluk oyunu oynuyor ve seninle arasındaki bağ koparken çocuğun bilinç altına veriyorsun en aç olduğu dönemde ne kadar gereksiz bilgi varsa,


Sonra da kötü olan İnternet oluyor öyle mi?


Sen sonradan karşılaşmış ve zamanında doğru kullanmamış olabilirsin,


Bu çocuğunun da seninle aynı hataları yapacağı anlamına gelmiyor.


Seni yönlendiren,


Doğru kullanımı öğreten,


Bilinçlendiren ebeveynlerinin olmaması internetin kötü olduğu ve çocuğun uzak kalması gereken bir araç olduğu anlamına gelmiyor.


Bu çağın adı teknoloji çağı ve teknolojinin en önemli aracı internet.


Sen, çocuğu en aç olduğu dönemde bu araca doğru bir şekilde bindirmez,


Kullanmayı doğru bir şekilde öğretmezsen,


O zaman sen ve senden öncekilerin düştüğü gibi aynı çukura düşmesine neden olursun.


Nasıl bir ebeveyn ya da birey olacağına kendin karar veriyorsun.


Bugün sabah erkenden güne başlayarak 7 ayrı makale okudum. Üzerine literatür taraması yaptım.


Bunun tek nedeni öğrenme sürecimi devam ettirmek, beynin diri kalmasını sağlamak ve edindiklerini kazanıma dönüştürmesini sağlamak.


Dedim ya biz teknolojinin içine doğmadık,


Sizler de doğmadınız,


Sonradan teknolojiyle karşılaştığınız için teknolojinin iyi ve kötü yönlerini ayırt etme bilinci olmadan daldınız


Dünyayı değiştiren,


Bilime katkı sunan,


İyi uygulamalarla yeniliklerle buluşturan beyinlerin ortak özelliği internetten uzak olmaları değil tam tersine doğru ve etkin kullanmaları.


E açarsan sabahtan akşama kadar izlersen başkalarının hayatını,


Saçma videoların içinde gezinir,


Bastırılanlara karşı arayışını sürdürürsen orada o zaman tabi ki İnternet senin için çocuğun uzak durması gereken bir araç olarak görünür.


Evdeki 0 – 6 yaş aralığındaki çocuğunuz doymak duygusu bilmeyen bir açlık içinde,


Sizin onu beslemeniz ve doyurmanız gerekiyor,


Karnını doyurmak,


Sütünü vermek kolay olanı,


Peki ya zihinsel doygunluk


Çocuklarınızı internetten uzak tutmayın.


İnternet iyi bir şeydir ve bu çağı yönlendirenlerin en büyük aracıdır.


Size öğretilmeyeni yapın,


Araştırın!


Doğru kullanım yöntemlerinizi belirleyin ve evinizdeki çocuğun açlığını giderin. 


Size bir sır vereyim mi;


Atlasko bugün sabahleyin okuduğum 7 makaleyi de sesli okuduğum için dinlemek zorunda kaldı.


Bilinç altına doğru olanı belirleyebilecek iradenin oluşmasına destek olun.


Çocuğun doğrularını kendisinin belirlemesini sağlarken önemli olan doğruyu tartışabileceği bir zeminde bunu yapabilmesidir.


Neyse bugünkü makale konularım bu şekildeydi.


Sanırım kendime zaman ayırıp,


Kendim olarak yazmanın hazzını yaşadığım için daha fazla araştıran oldum.


Ey TÜİK 0 – 6 yaş aralığındaki çocukların internet kullanımına dair bilgiyi ortaya koyması gereken sizsiniz.


Bu konuda verileri araştırır ve sağlıklı bir şekilde istatistik sunarsanız ülkenin geleceğine varlık nedeninize uygun olarak büyük hizmet etmiş olursunuz.


Çünkü ülkenin asıl sahibi,


Ülkeyi daha ileriye götürecek olan bugünün 0 -6 yaş aralığındaki çocukları ve biz sadece onlara emanet edebileceklerimizden sorumluyuz.


İnternet ve teknolojiden korkmayın çocuklarınızı da korkutmayın!